Bizimhikayelerimiz Forum - Powered by vBulletin



Sayfa 3/14 İlkİlk 123456713 ... SonSon
135 sonuçtan 21 ile 30 arası

Konu: Anonim Hikayeler

  1. #21

    Hikaye Tutkunu


    Durumu
    Offline

    Üyelik tarihi:
    19.07.2007

    Üyelik No: 39



    Mesaj sayısı:
    278

    Tecrübe Puanı:
    10

    Ynt: Anonim Hikayeler


    BUHUR DAĞI İLE KINALI CEYLAN'IN MASALI


    Bir varmış, bir yokmuş... Bir vakitler, herkeslerin türlü savaşlardan sonra terkettiği bir viran şehrin yanında, bir dağ varmış... Bahar geldiğinde, eteklerine dağılmış binlerce kocayemiş, ıhlamur, amber ve mersin ağaçlarından yayılan baş döndürücü koku, tüm şehri tütsülermiş...Bu yüzden halk, Buhur Dağı ismini vermiş ona eskiden...

    Dağ onca ağacına, çiçeğine, suyuna, taşına rağmen çok yalnızmış... Gün geceye durduğunda, gökyüzüne bakar, gördüğü her yıldıza bir türkü söylermiş... Efkarından pınarları ağlar, toprağı sızım sızım sızlarmış... İstermiş ki rüyaları gerçek olsun, gönlüne göre bir yareni olsun, koynunda uyuyup koynunda uyansın, dağ daha bir dağ olsun, sevda daha bir sevda olsun.

    Yine öyle gecelerden bir gece, kaldırmış başını göğe, haykırıyormuş türküsünü ki; birden, bir hışırtı duymuş... Bakmış ki güzeller güzeli kınalı bir ceylan durur karşısında... Durur da öylece süzer nazlı gözlerini ona doğru...Buhur Dağı'nın kalbine kor ateşler düşmüş, heyecanla sarsılmış gövdesi...Dile gelmiş de seslenmiş bir bakışta vurulduğu Kınalı Ceylan'a...

    "İşte nicedir beklediğim, nicedir düşlediğim yarim geldi, umudum, ışığım, sevincim geldi, hoş geldi... Yaklaş maralım, daha da yaklaş ki yakından göreyim güzelliğini."

    Ceylan ürkek, ceylan telaşlı, ardına bile bakmadan, seke seke gözden kaybolmuş sessizce... Sinmiş uzaktaki bir ağacın gölgesine, derdini dillendirmiş kendince:

    "Sesini duydum uzak diyarlardan, yaktığın türkülerde anlattığın bendim koca dağ, Buhur Dağı!... Sesine sevdalandım da buldum seni, yüreğine sevdalandım da sevdim seni. Ne var ki ben bir yaralı ceylan, sana ne hayrım olur ki, sana verecek neyim var ki. Geldim, gördüm, bildim seni...Fakat benim daha gidecek yolum, çekecek çilem var."

    Rüzgarlar Kınalı Ceylan'ın sedasını taşıdığında Buhur Dağı'na, kara bulutlar çökmüş zirvesine... Dağ öfkeli, dağ kırgın, adeta kükrer gibi söylemiş meramını:

    "Duydum seni kınalım, duydum da duymasına, hem kendini gösterir hem de neden kaçarsın? Her gece seni söyledim ezgilerimde, seni yazdım gökyüzüne. Uçan kuşun kanadında, çağlayan nehirlerin nefesinde, tan yerinde şavkıyan seherlerde, yağmurların buğusunda aradım izini. Önce bana görün, sonra bırak git diye mi? Hemen şimdi dönesin bana geri, ya da ilelebet kanasın yaran; öyle ki kımıldayamayasın, öyle ki bir yudum su içmeye kalkamayasın çöküp kaldığın yerden!"

    Ceylanın küçücük yüreği burkulmuş acıyla... Korka korka dağın hışmından, seslenmiş ona titreyen sesiyle:

    "Nedir bu hiddetin, feryadın? Nedir bu halden sual etmez gazabın?... 'Zaman' dedikleri bir ilaç varmış, ben daha yollara düşüp onu bulacağım, yaramı onunla sarıp bekleyeceğim iyileşmeyi... Sende kalırsam şu halimle; sana acıdan, tasadan başka bir şey veremem. Sen bir yüce dağsın, sabır taşlarıyla döşeli bayırların... Beni sen de anlamazsan, kimler anlasın?"

    Dağ küsmüş, ceylan boynu bükük; vurmuş kendini yollara... Bağrında Buhur Dağı'nın hasreti, vuslata ömrü yetsin diye dualar ederek Yaradan'ına, gözden kaybolup, gitmiş uzaklara...

    Buhur Dağı fısıldamış ardından:

    " Bekleyeceğim seni maralım, taşım üstünde taş kalmayıncaya, toprağımda tek bir ot bitmeyinceye değin..."

    Ay güneşi, güneş ayı kovalamış durmuş, mevsimler mevsimlere, yıllar yıllara kavuşmuş... Diyar diyar gezmiş ceylan, deva bildiği mahir zaman iyileştirirken yarasını, Buhur Dağı'nın içli sesi, gönlünün mabedinden bir an olsun silinmemiş... Kızıl kınalı başını semaya kaldırıp da sevdasının ve sevdalısının sırrına erdiği yalnız gecelerinde, her bir yıldızdan yüreğine yansıyan ışık, yarinin kendisine adadığı türkülerinin giziymiş...

    (Masalcı tam da öyle bir anda, sesini verivermiş masala...)

    "Gecedir; ayrı düşmüş sevgililerin elzemi hasretleri göğsünde emziren... Gecedir; tek yürekte iki taşkın nehir gibi coşan, ikiyi bir kılan, biri ikiye bölen sevdaların beşiği... Ömür denilen ise ahu gözlü ceylanın kirpiğinde kanat çırpması kadar bir kelebeğin... Ceylan fani, dağ fani... Geldi vakti saati... Düştü ceylan sevdasının, sevdalısının yollarına..."

    Günler birbiri ardına inci gibi dizilirken, hiç durmadan koşmuş ceylan... Ayaklarında dermanı kalmamış, acıkmış, susamış... Bir an olsun durmamış, Buhur Dağı'nın billur ırmaklarının suyuymuş susadığı, Buhur Dağı'nın kaynağıyla besleyip büyüttüğü ağaçların yemişleriymiş acıktığı... Derman, Buhur Dağı'nın koynundaymış.

    Birbirlerini gördükleri ilk andaki kadar ışıltılı ve sakin bir gece, Kınalı Ceylan varmış yarinin eteklerine... Nice soğuk iklimlerden sıcak iklimlere değin yolunu gözlediği ceylanını, gelişinden bilmiş Buhur Dağı... Seslenmiş usulca:

    "Ey kınalım, ey güzeller güzeli ceylanım, döndün demek sonunda bana... İyileşti mi yaran? Buldun mu çareni; bir su damlası gibi akıp gittiğin, bir kum tanesi gibi savrulduğun yollarda? Senin gönlümü kasıp kavuran hasretin, ehramı oldu ağaçlarımın, çiçeklerimin; tohumlar bile çatlayamadan küle döndü toprağımda... Vardın geldin ama; şimdi benim sana verecek neyim var; susuzluğunu gidereceğin bir pınarım bile yok ki; kuruyup gitti hepsi, acıktıysan seni neyle doyurayım; sabır taşlarımda biten otlarla kanmazsın ki açlığına."

    Ceylan bitkin; tırmanırken dağın yamacına, devrilivermiş bedeni kurumuş dalların arasına, küçücük kınalı başını vurmuş kocaman bir taşa... Son mecaliyle konuşmaya çalışırken, şu kelimeler dökülmüş dilinden:

    "Sar beni Buhur Dağı'm... Sar beni yazgım olan; canım tenimden çıkmadan beni sana kavuşturan sevdan ile... Toprağından kanıma aksın ölüm, kanımdan toprağına aksın dirim, hasretinle yaktığın çiçeğin, ağacın, kanımla hayat bulsun yeniden. Ben sana karışayım, sende son bulup, sende doğayım... Bak şu kızıl yıldız var ya; işte o benim yıldızımdır. Ona söyleyerek şimdi en güzel türkünü, kollarında uyut beni güzel sesinle..."

    Ve canını teslim etmiş ceylan oracıkta, nazlı gözleri kapanırken düşen iki damla yaş; yuvarlanıp dağın iyi yanına, iki ayrı ırmağa dönüşürken...

    Buhur Dağı, tüm acılardan da büyük bir acıyla öyle sarsılmış, öyle inlemiş ki, gökyüzü yırtılmış sesinden, şimşekler çakmış, simsiyah bir yıldırım düşmüş zirvesine; ikiye bölmüş koca dağı...

    O geceden sonra mevsim ne vakit bahara dönse, Buhur Dağı'nın ikiye ayrıldığı, Kınalı Ceylan'ın gözyaşlarından oluşan iki ırmağın kavuştuğu yerde kızıl bir gonca gül bitermiş. Açıp da yaprağını, kokusunu yele verdiğinde yıldızlı gecelerde; kimselerin duymadığı, kimselerin bilmediği bir türkü yankılanırmış o vadinin en kuytu yerinde...

    İlke ERSOY
    [move]'' Yaşasın Anti-Vusss'çuluk....!! '' [/move]<br /><br />[CENTER][img width=550 height=108]http://img258.imageshack.us/img258/6329/berenmf1.jpg[/img]

  2. #22

    Luna - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Hikaye Tasarımcısı


    Durumu
    Offline

    Üyelik tarihi:
    04.09.2007

    Üyelik No: 158



    Mesaj sayısı:
    2.736

    Tecrübe Puanı:
    9190

    Ynt: Anonim Hikayeler


    Aşkın Hikayesi


    Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış: Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri, Aşk dahil.

    Bir gün, adanın batmakta olduğu, duygulara haber verilmiş. Bunun üzerine hepsi adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar.Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş.Ada neredeyse battığı zaman, Aşk yardım istemeye karar vermiş. Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde, geçmekteymiş.Aşk, "Zenginlik, beni de yanına alır mısın?" diye sormuş.Zenginlik, "Hayır, alamam.Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok." demiş.Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir'den yardım istemiş. "Kibir, lütfen bana yardım et!", Kibir "Sana yardım edemem, Aşk. Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin." diye cevap vermiş. Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk yardım istemiş: "Üzüntü, seninle geleyim." Üzüntü "Of, Aşk, o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var." Mutluluk da Aşk'ın yanından geçmiş; ama o kadar mutluymuş ki Aşk'ın çağrısını duymamış. Aşk, birden bir ses duymuş. "Gel Aşk! Seni yanıma alacağım..."Bu Aşk'tan daha yaşlıca birisiymiş. Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki, onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş. Yeni bir kara parçasına vardıklarında, Aşk'a yardım eden yoluna devam etmiş. Ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden Aşk, Bilgi'ye sormuş: "Bana yardım eden kimdi?" Bilgi "O, Zaman'dı" diye cevap vermiş. "Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?" diye sormuş Aşk. Bilgi gülümsemiş:

    "Çünkü sadece Zaman Aşk'ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir..."


    Onun çektiği acıları çekiyorum desem bu yaptıklarına bir son verir misin?
    Gözlerim her gün ağlıyor desem, canım her gün tükeniyor desem,
    Ömrüm her gün azalıyor desem beni birazcık olsa da sever misin?

  3. #23

    Luna - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Hikaye Tasarımcısı


    Durumu
    Offline

    Üyelik tarihi:
    04.09.2007

    Üyelik No: 158



    Mesaj sayısı:
    2.736

    Tecrübe Puanı:
    9190

    Ynt: Anonim Hikayeler


    Ayçiçeği


    Bir zamanlar küçük bir papatya varmış. Kocaman bir kayanın siperciğinde yaşarmış. Çevresinde ballıbabalar, katırtırnakları, utangaç mavi mine çiçekleri açarmış. Her sabah, gün doğumunda bütün çiçekler uyanırmış. Sabah aydınlığıyla genişleyen gökyüzünü izlerler, mutluluk türkülerini bir ağızdan söylerlermiş. Hepsi birbiriyle dost, hepsi arkadaşmış. Aradan uzun bir zaman geçmiş. Günlerden bir gün, bizim küçük papatya her zamanki gibi tan atımında uyanmış. Uyanmış uyanmasına ama eskisi gibi keyfi yerinde değilmiş. İncecik gövdesi kırılıp dökülüyormuş. " Herhalde akşam yağan yağmur yüzünden hastalandım" diye düşünmüş. O sırada gözü yakın arkadaşı ballıbaya ilişmiş. Zavallı ballıbaba, ıslak toprağa serilmiş, yatmıyor mu?.. "Ne oldu sana kardeşim" diye seslenmiş ballıbabaya.. Ballıbaba başını güçlükle papatyaya çevirmiş, gözlerinden ip gibi yaş akıyormuş. " Bu soruyu yalnız bana sorma papatyacık. Hepimiz perişan durumdayız. Öteki arkadaşlar da benim durumumda. Akşam durmadan yağan yağmur toprağı alıp götürdü, çiçeklerin kökleri dışarda kaldı. Hepimiz yavaş yavaş ölüyoruz" Papatya duyduklarına inanamamış, çevresine bakınmış, bir düşte karabasan gördüğünü sanmış. " Peki, demiş. Ben neden hala ayaktayım? Neden benim köklerim sapasağlam toprakta?" Öteden mavi mine sızlanmış. " Çünkü seni koruyan bir kaya var. Onun siperinde yaşıyorsun. Sonbahar yağmurları başladı. Bizler yağmur selinden kendimizi koruyamayız. Bundan kaçış yok. Elveda güzel yüzlü papatya" demiş. Papatya dostlarının birer birer yağmur sularıyla gidişini izlemeye dayanamazmış. " Hayır, diye isyan etmiş. Tükenişinize dayanamam. Ben gelecek yıl da burada olacaksam sizler de benimle kalmalısınız." "Nasıl olacak bu. Olanaksız" diye ağlıyormuş küçük çan çiçeği. Papatya kolay kolay vazgeçmezmiş ama. Dirençliymiş, kararlıymış. " Sizleri bırakamam demiş, hepiniz tohumlarınızı bana verin. Onları gelecek yıla kadar kendiminkilerle birlikte saklayacağım.Ya birlikte tükeniriz, ya birlikte yaşarız" Sonunda arkadaşlarını ikna etmiş. Hepsinin tohumlarını bir bir toplamış.Eh.. böyle bir dayanışmaya, böyle güçlü dostluğa kolay kolay rastlanmaz..Yeter ki kendi küçük de olsa, kocaman yüreğiyle bir papatyanın sevgisini taşıyabilelim. Ondan sonraki zamanını harıl harıl çalışmakla geçirmiş papatyacık. Kökleriyle sımsıkı toprağa sarılmış.Gövdesini genişletmiş. Giden arkadaşlarının tohumlarını göğsüne yapıştırmış. Kış gelmiş. Kötü rüzgarlar önüne gelen ne varsa almış götürmüş, papatya kayanın kuytusuna saklanmış. Rüzgara, yağmura, kara karşı direnmiş, dayanmış. Soğuk, zehir gibi havada tohumlar donmasın diye onlara daha bir sıkı sarılmış. Gözleriyle durmadan güneşi aramış. Bir parça gün ışığı görse yüzünü, gövdesini güneşten yana çevirirmiş.Ama o zorlu kışı geçirmek kolay değil. Toprağa öyle tutunmuş ki kökleri kalınlaşmış, soğuktan tohumları korumak için Sonra yaprakları uzamış, güneş izleyen yüzü büyümüş büyümüş.. Sıcak yüzlü ilkbahar geldiğinde dimdik ayakta bulmuş bizim güneş yüzlü çiçeği. Ama artık o bir Ayçiçeğiymiş.Hiç bir tohum zedelenmeden onunla yaşıyormuş. Dostluğun ölümsüz öyküsüdür Ayçiçeği, o gün bugündür güneşi izler dururmuş.Söylentiye göre dünyayı ve yürekleri aydınlatan güneş sevginin ta kendisiymiş.


    Onun çektiği acıları çekiyorum desem bu yaptıklarına bir son verir misin?
    Gözlerim her gün ağlıyor desem, canım her gün tükeniyor desem,
    Ömrüm her gün azalıyor desem beni birazcık olsa da sever misin?

  4. #24

    siyahgül - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Süper Moderatör


    Durumu
    Offline

    Üyelik tarihi:
    31.07.2007

    Üyelik No: 95

    Konumu:
    Tomorrow! Tomorrow! I love ya, Tomorrow! You're always a day away!


    Mesaj sayısı:
    17.541

    Tecrübe Puanı:
    2638818

    Ynt: Anonim Hikayeler


    GÖRMESİNİ BİLEN GÖZLER


    Küçük kız, kendini bildiği günden beri annesinden
    büyük bir şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle,
    pamuk prensesten daha güzel olduğuna inanmıştı.
    Ona göre; nur yüzlü ve badem gözlüydü. Bir tanecik
    yavrusuydu her zaman. Ama ilk okula başlayınca işler
    değişti. Arkadaşları onun hiç de güzel olmadığını, hatta
    çirkin bile sayıldığını söylemekteydi. Küçük kız, ilk
    önceleri onlara inanmadı çünkü herkes birbirini
    kıskanıyordu. Ama bir kaç yılda gerçeklerle yüzleşti.
    Annesinin bir pamuğa benzettiği yüzü, çiçek bozuğu
    bir cilde sahipti. "Badem" dediği gözleri ise şaşıydı.
    Vücudu da bir serviyi andırmıyordu. Demek ki, annesi
    onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden yalan söylemişti.

    Genç kızın anne sevgisi, kısa bir süre sonra nefrete
    dönüştü. Evlenme çağına gelmiş olmasına rağmen yüzüne
    bakan yoktu. Üstelik de gözleri, bütün tedavilere rağmen
    düzelmiyordu. Genç kız, doktorların gizlice yaptığı
    konuşmalardan kör olacağını anladığında çılgına döndü
    ve kendisini hâlâ çocukluk yıllarındaki ifadelerle seven
    annesinin bu yalanlarına dayanamayıp evi terk etmeye
    karar verdi. Fakat annesi, uzak bir yerde iş bulduğunu
    söyleyerek ondan önce davrandı ve kazandığı paraları
    bir akrabasına gönderip, kızına bakmasını rica etti.
    Genç kız bir süre sonra görmez oldu. Karanlık dünyasıyla
    baş başaydı. Bu arada annesini hiç merak etmiyordu.
    Yalancıydı annesi, ölse bile bir kayıp sayılmazdı.
    Bir gün doktorlar, uygun bir çift göz bulduklarını
    söyleyerek kızı ameliyat ettiler.

    Ancak o, gözünü açtığında yine aynı yüzü görmekten
    korkuyordu. Fakat kör olmak zordu. En azından kimseye
    yük olmazdı. Genç kız, ameliyat sonunda aynaya baktığında,
    müthiş bir çığlık attı. Karşısında bir dünya güzeli vardı.

    Gerçekten de harika bir kızdı gördüğü. Yüzündeki
    bozukluklar tamamen kaybolmuştu. Çok kemerli olan
    burnu düzelmis, kepçe kulakları normale dönmüş ve
    yaban otlarını andıran saçları, dalga dalga olmuştu.
    Genç kız, yanındaki yaşlı doktora sevinçle sarılarak:
    "Sanki yeniden dünyaya geldim!" dedi. "Yüzümde hiçbir
    çirkinlik kalmamış, estetik ameliyatı siz mi yaptınız?"
    Yaşlı doktor: "Böyle bir ameliyat yapmadık kızım!."
    diye gülümsedi. Annenin bağışladığı gözleri
    taktık. Sen, onun gözünden gördün kendini!."


    Bu Hikaye Sevgili mügeye ... sevigler siyahgül



    07.07.07'de çıktığımız yolda 7 yaşındayız

  5. #25

    siyahgül - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Süper Moderatör


    Durumu
    Offline

    Üyelik tarihi:
    31.07.2007

    Üyelik No: 95

    Konumu:
    Tomorrow! Tomorrow! I love ya, Tomorrow! You're always a day away!


    Mesaj sayısı:
    17.541

    Tecrübe Puanı:
    2638818

    Ynt: Anonim Hikayeler


    YEŞİM TAŞI

    Genç bir adam, değerli taşlara ilgi duyarmış ve
    mücevher ustası olmaya karar vermiş. "Bu mesleği yapacaksam,
    iyi bir mücevher ustası olmalıyım" diye düşünmüş ve ülkedeki
    en iyi mücevher ustasını aramaya başlamış. Sonunda bulmuş,
    yanına varmış, bir süre bekledikten sonra usta tarafından
    kabul edilmiş. "Anlat, dinliyorum" demiş usta. Genç adam
    anlatmaya başlamış; taşlara ilgi duyduğunu ve iyi bir
    mücevher ustası olmaya karar verdiğini heyecanla anlatmış.

    Yaşlı usta sesini çıkarmadan genç adamı dinlemiş, sözleri
    bitince de ona bir taş uzatmış, "Bu bir yeşim taşıdır" dedikten
    sonra genç adamın avucuna taşı bırakmış ve avucunu kapatmış.
    "Avucunu aynen böyle kapalı tut ve bir yıl boyunca hiç açma.
    Bir yıl sonra tekrar gel. Haydi şimdi güle güle" demiş ve
    şaşkın genç adamı öylece bırakıp kalkmış, odadan çıkmış.
    Genç adam evine dönmüş, kendisini merakla bekleyen
    annesiyle babasına neler olduğunu anlatmış. Anlattıkça da
    kendisine çok anlamsız gelen bu hareketi ve soğuk
    konuşması nedeniyle kızdığı ustaya olan öfkesi
    artıyormuş. Günler geçmeye başlamış. Genç adam
    sürekli söyleniyor ama avucunu hiç açmıyormuş.

    "Nasıl böyle budalaca bir şey yapmamı ister.
    Bir de ülkenin en iyi mücevher ustası olacak.
    Bu saçmalığa bir yıl boyunca nasıl katlanacağım,
    böyle bir eziyetle nasıl yaşarım. Bu ne biçim ustalık.
    Ustalık kaprisi yapacaksa, bari başından yapmasaydı."
    diye devamlı söyleniyor, her önüne gelene
    ustadan yakınıyor ama avucunu hiç açmıyormuş.

    Avucu kapalı uyuyor, bütün işlerini diğer eliyle yapıyormuş.
    Ve bu duruma da giderek alışmaya, diğer elini çok rahat
    kullanmaya başlamış. Uyurken de yanlışlıkla avucu açılıp
    taş düşmesin diye hep yarı uyanık uyuyormuş.
    Böylece bir yıl geçmiş, her günü zorluklarla dolu,
    her gecesi de yarım uykuyla yaşanmış bir yılı tamamlamış.
    Ve o gün gelmiş. Genç adam tam bir yıl sonra,
    büyük ustanın karşısına çıkmış.
    Usta bir süre beklettikten sonra yanına gelince,
    genç adam ne kadar saçma bulursa bulsun,
    bu sınavı başarıyla tamamlamış olmanın verdiği
    gururla elini uzatmış, avucunu açmış.
    "İşte taşın" demiş, "Bir yıl boyunca avucumda taşıdım,
    şimdi ne yapacağım?" Yaşlı usta sakin bir sesle cevap
    vermiş: "Şimdi sana bir başka taş vereceğim, onu da
    aynı şekilde bir yıl boyunca avucunda taşıyacaksın."
    Bu söz üzerine genç adam bütün sükunetini
    kaybetmiş, bağırıp çağırmaya başlamış.

    Yaşlı ustayı bunaklıkla, delilikle suçlamış,
    mücevher ustalığını öğrenmek için gelen genç bir insana
    böyle eziyet ettiği için, hasta olduğunu bağıra çağıra
    söylemiş. Genç adam bağırıp çağırırken,
    yaşlı usta ona hissettirmeden birtaşı avucuna sıkıştırmış.
    Öfkeden yüzü kıpkırmızı genç adam, bir yandan bağırıp
    çağırırken avucundaki taşı hissetmiş. Durmuş, taşı
    biraz daha sıkmış ve heyecanla konuşmuş:
    "BU TAŞ, YEŞİM TAŞI DEĞİL USTA!"



    Öğrenmek için zaman gerekir,
    sabır gerekir, ustaları izlemek gerekir.
    Dünya hızlandıkça zaman kısalabilir
    ama öğrenmenin esası değişmez.



    BU hikaye sevgili Coşum Ayşinime... Sevgiler .....Siyahgül


    07.07.07'de çıktığımız yolda 7 yaşındayız

  6. #26

    siyahgül - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Süper Moderatör


    Durumu
    Offline

    Üyelik tarihi:
    31.07.2007

    Üyelik No: 95

    Konumu:
    Tomorrow! Tomorrow! I love ya, Tomorrow! You're always a day away!


    Mesaj sayısı:
    17.541

    Tecrübe Puanı:
    2638818

    Ynt: Anonim Hikayeler


    ANLAYABİLMEK


    "Satılık Köpek Yavruları" ilanının hemen altında
    küçük bir çocuğun başı gözüktü ve
    çocuk dükkan sahibine sordu :
    -"Köpek yavrularını kaça satıyorsunuz?"
    Dükkan sahibi :
    -"30 dolarla 50 dolar arasında değişiyor fiyatları" dedi
    -"Benim 2 dolar 37 sentim var" dedi çocuk
    -"Bir bakabilir miyim yavrulara"
    Dükkan sahibi gülümsedikten sonra bir ıslık çaldı ve
    köpek kulübesinden beş tane yumak halinde yavru çıktı.
    Yavrulardan biri arkadan geliyordu. Küçük çocuk
    yürümekte zorluk çeken
    sakat yavruyu işaret edip sordu:
    -"Bunun nesi var?"
    Dükkan sahibi onun kalça çıkığı olduğunu ve
    hep sakat kalacağını açıkladı.
    Küçük çocuk heyecanlanmıştı.
    -"Ben bu yavruyu satın almak istiyorum.”
    Dükkan sahibi:
    -"Hayır o yavruyu satın alman gerekmiyor.
    Eğer gerçekten istiyorsan o yavruyu sana bedava veririm"
    Küçük çocuk birden sinirlendi.
    Dükkan sahibinin gözlerinin içine dik dik bakarak:
    -"Onu bana vermenizi istemiyorum.
    O da diğer yavrular kadar değerli ve
    ben fiyatını tam olarak ödeyeceğim.
    Aslında şimdi size 2 dolar 37 cent vereceğim ve
    geri kalanını ayda 50 cent ödeyerek tamamlayacağım."
    Dükkan sahibi çocuğu ikna etmeye çalıştı:
    -"Bu köpeği gerçekten satın almak istediğini sanmıyorum.
    Bu yavru hiçbir zaman diğer yavrular gibi koşup,
    zıplayamayacak ve seninle oynayamayacak."
    Bunun üzerine küçük çocuk eğildi,
    pantolonunu sıvadı ve
    büyük bir metal parçasıyla desteklediği
    sakat bacağını dükkan sahibine gösterip,
    tatlı bir sesle:
    -“Ben de çok iyi koşamıyorum
    ve bu yavrunun
    kendisini çok iyi anlayacak
    bir sahibe gereksinimi var" dedi.


    EN OLMAYACAK YERDE,
    EN OLMAYACAK ZAMANDA
    EN OLMAYACAK OLAY,
    HER ZAMAN VE HER YERDE OLABİLİR



    Bu Hikaye Sevgili Adminlerim Zezem ve Madıtama... sevgiler...siyahgül


    07.07.07'de çıktığımız yolda 7 yaşındayız

  7. #27

    merak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Hikaye Tasarımcısı


    Durumu
    Offline

    Üyelik tarihi:
    07.09.2007

    Üyelik No: 169

    Konumu:
    Hayatta 2 şeyi iyi bileceksin..1. Haddini, 2. Değerini...!!


    Mesaj sayısı:
    3.509

    Tecrübe Puanı:
    241050

    Ynt: Anonim Hikayeler


    BÖYLE SEVGİ OLABİLİR Mİ?


    Dünyadaki en güzel sey karşılıksız temiz bir sevgi
    Kadin her sabah oldugu gibi o günde beyaz degnegi ve el yordami ile otobüse binmisti. Soför:
    -Soldan üçüncü sira bos hanimefendi,dedi.
    Kadin 32 yasinda güzel bir bayandi ve esi oldukça yakisikli bir hava subayi idi. Bundan birkaç ay önce yanlis bir teshis sonucu
    gerçeklestirilen ameliyatla gözlerini kaybetmisti genç kadin ve asla göremeyecekti. Kocasi ameliyattan sonra aci gerçegi örgenince yikilmis ve kendi kendine bir söz vermisti. Asla karisini yalniz birakmayacak, ona sonuna kadar destek olacak, kendi ayaklari üzerinde durana kadar cesaret verecekti.Günler geçiyordu. Kadin her geçen gün kendini daha kötü hissediyor, çok sevdigi kocasina yük oldugunu düsünüyordu. Esinin bu içine kapanik, karamsar hali kocayi çok üzüyordu. Bir an önce bir seyler yapmasi gerekiyordu. Karisi günden güne kendi içine kapanik dünyasinda kayboluyordu. Bütün gün düsündü koca nasil yardim edebilirim güzeller güzeli esime diye... Birden aklina esinin eski isi geldi. Geri dönmesini isteyecekti. Ama bunu ona nasil söyleyecekti, çünkü artik çok kirilgan ve nesesizdi. Bütün cesaretini topla***** aksam karisina konuyu acti. Karisi dehsetle gözlerini asti.
    - Ben bunu nasil yaparim? Ben körüm, diye bagirdi.Kocasi ona destek olacagini her sabah ise onu kendisinin birakacagini ve aksam alacagini ve ona çok güvendigini söyledi. Çünkü esini taniyordu ve bunu başarabilecegini biliyordu. Kadin büyük bir umutsuzlukla kabul etti. Çünkü esini çok seviyordu ve onu kirmak istemiyordu.
    Her sabah esini isine birakiyor ve aksamlari aliyordu fedakar koca.
    Günler böyle ilerledi; karisi eskisinden biraz daha iyiydi. Fakat kocasi daha fazlasini istiyordu. Kendisine söz vermisti sonuna kadar gidecekti.
    Aksam karisina:
    - Artik ise kendin gidip gelmelisin, dedi,.
    Kadin sasirmisti. Bunu asla yapamayacagini söyledi. Kocasi israr edince onu yine kiramadi ve bütün cesaretini topladi. Bunu kendisi de istiyordu ama o kadar güveni yoktu. Sabahlari kadin artik otobüs duragina kendisi gidiyor, otobüsüne biniyor ve otobüsten inerek isine gidebiliyordu.
    Günler günleri kovaladi hiçbir problem yoktu.Yine bir gün otobüse binerken, soför :


    - Sizi kiskaniyorum, hanimefendi dedi.
    Kadin kendisine söylenip söylenmedigini anlayamadan,"neden" diye sordu. Soför,
    - Çünkü her sabah sizin arkanizdan bir hava subayi genç adam otobüse biniyor ve bütün yol boyunca sevgi ile size bakiyor, otobüsten indikten sonra yesil isikta yolun karsisina geçmenizi bekliyor, siz binaya girdikten sonra arkanizdan öpücük yollayip size her gün sevgiyle el salliyor...



    Nice Yıllar Hep Birlikte BizimHikayelerimiz


  8. #28

    merak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Hikaye Tasarımcısı


    Durumu
    Offline

    Üyelik tarihi:
    07.09.2007

    Üyelik No: 169

    Konumu:
    Hayatta 2 şeyi iyi bileceksin..1. Haddini, 2. Değerini...!!


    Mesaj sayısı:
    3.509

    Tecrübe Puanı:
    241050

    Ynt: Anonim Hikayeler


    FEDAKARLIĞIN BÖYLESİ



    Bebeğimi görebilir miyim?" dedi yeni anne...

    Kucağına yumuşak bir bohça verildi ve mutlu anne, bebeğinin minik yüzünü görmek için kundağı açtı ve şaşkınlıktan adeta nutku tutuldu! Anne ve bebeğini seyreden doktor hızla arkasını döndü ve camdan bakmaya başladı. Bebeğin kulakları yoktu...

    Muayenelerde, bebeğin duyma yetisinin etkilenmediği, sadece görünüşü bozan bir kulak yoksunluğu olduğu anlaşıldı.

    Aradan yıllar geçti, çocuk büyüdü ve okula başladı. Bir gün okul dönüşü eve koşarak geldi ve kendisini annesinin kollarına attı. Hıçkırıyordu...

    Bu onun yaşadığı ilk büyük hayal kırıklığı idi;

    Ağlayarak: "Büyük bir çocuk bana ucube dedi..."

    Küçük çocuk bu zorluklarla ,büyüdü. Arkadaşları tarafından seviliyordu ve oldukça da başarılı bir öğrenciydi. Sınıf başkanı bile olabilirdi; eğer insanların arasına karışmıl olsaydı.

    Annesi, her zaman ona "Genç insanların arasına karışmalısın" diyordu, ancak aynı zamanda yüreğinde derin bir acıma ve şefkat hissediyordu...

    Delikanlının babası, aile doktoruyla oğlunun sorunu ile ilgili görüştü;

    - "Hiçbir şey yapılamaz mı?" diye sordu.

    Doktor : - "Eğer bir çift kulak bulunabilirse, organ nakli yapılabilir" dedi.

    Böylece genç bir adam için kulaklarını feda edecek birisi aranmaya başlandı. İki yıl geçti bir gün babası :

    - "Hastaneye gidiyorsun oğlum, annen . ve ben, sana kulaklarını verecek birini bulduk ancak unutma bu bir sır..." dedi.

    Operasyon çok başarılı geçti ve adeta yeniden dünyaya gelmişti. Yeni görünümüyle psikolojisi de düzelen genç, okulda ve sosyal hayatında büyük başarılar elde etti. Daha sonra evlendi ve diplomat oldu. Yıllar geçti, bir gün babasına gidip sordu:

    - "Bilmek zorundayım, bana bu kadar iyilik yapan kişi kim? Ben o insan için hiçbir şey yapamadım..."

    Bir şey yapabileceğini sanmıyorum" dedi babası, "Fakat anlaşma kesin, şu anda öğrenemezsin, henüz değil..."

    Bu derin sır yıllar boyunca gizlendi. Ancak bir gün açığa çıkma . zamanı geldi...

    Hayatının en karanlık günlerinden birinde, annesinin cenazesı başında babasıyla birlikte bekliyordu. Babası yavasça annesinin başına elini uzattı; kızıl kahverengi saçlarını eliyle geriye doğru itti; annesinin kulakları yoktu...

    - "Annen hiçbir zaman saçını kestirmek zorunda kalmadığı için çok mutlu oldu" diye fısıldadı babası...

    - "..ve hiç kimse, annenin daha az güzel olduğunu düşünmedi değil mi?"




    Gerçek güzellik fiziksel görünüşe bağlı değildir, ancak kalptedir! Gerçek mutluluk, gördüğün şeyde değil, asıl görünmeyen yerdedir...

    Gerçek sevgi, yapıldığı bilinen şeyde değil, yapıldığı halde bilinmeyen şeydedir!"


    Nice Yıllar Hep Birlikte BizimHikayelerimiz


  9. #29

    Hikaye Sever


    Durumu
    Offline

    Üyelik tarihi:
    02.09.2007

    Üyelik No: 152



    Mesaj sayısı:
    103

    Tecrübe Puanı:
    9

    Ynt: Anonim Hikayeler


    BİR ÖYKÜ

    Kaba saba, soluk, yıpranmış giysiler içindeki yaşlı çift, Boston treninden inip
    utangaç bir tavırla rektör'ün bürosundan içeri girer girmez, sekreter masasından
    fırlayarak önlerini kesti... Öyle ya, bunlar gibi ne idüğü belirsiz taşralıların
    Harvard gibi üniversitede ne işleri olabilirdi?

    Adam, yavaşça rektörü görmek istediklerini söyledi. İşte bu imkansızdı..
    Rektörün o gün onlara ayıracak saniyesi yoktu..
    Yaşlı kadın, çekingen bir tavırla; "Bekleriz" diye mırıldandı...
    Nasıl olsa bir süre sonra sıkılıp gideceklerdi.. Sekreter sesini çıkarmadan
    masasına döndü.. Saatler geçti, yaşlı çift pes etmedi.. Sonunda sekreter,
    dayanamayarak yerinden kalktı. "Sadece birkaç dakika görüşseniz, yoksa
    gidecekleri yok" diyerek rektörü iknaya çalıştı. Anlaşılan çare yoktu..

    Genç rektör, isteksiz bir biçimde kapıyı açtı. Sekreterin anlattığı tablo içini
    bulandırmıştı. Zaten taşralılardan, kaba saba köylülerden nefret ederdi.
    Onun gibi bir adamın ofisine gelmeye cesaret etmek, olacak şey miydi bu?
    Suratı asılmış, sinirleri gerilmişti.

    Yaşlı kadın hemen söze başladı. Harvard'da okuyan oğullarını bir yıl önce
    bir kazada kabetmişlerdi. Oğulları, burada öyle mutlu olmuştu ki, onun
    anısına okul sınırları içinde bir yere, bir anıt dikmek istiyorlardı.

    Rektör, bu dokunaklı öyküden duygulanmak yerine öfkelendi. "Madam"
    dedi, sert bir sesle, "Biz Harvard'da okuyan ve sonra ölen herkes için
    bir anıt dikecek olsak, burası mezarlığa döner..."

    "Hayır, hayır" diyerek haykırdı yaşlı kadın.. "Anıt değil... Belki, Harvard'a
    bir bina yaptırabiliriz". Rektör, yıpranmış giysilere nefret dolu bir nazar
    fırlatarak, "Bina mı?" diyerek tekrarladı, "Siz bir binanın kaça mal olduğunu
    biliyor musunuz? Sadece son yaptığımız bölüm yedi buçuk milyon dolardan
    fazlasına çıktı..."

    Tartışmayı noktaladığını düşünüyordu. Artık bu ihtiyar bunaklardan
    kurtulabilirdi.. Yaşlı kadın, sessizce kocasına döndü: "Üniversite
    inşaatına başlamak için gereken para bu muymuş? Peki, biz niçin
    kendi üniversitemizi kurmuyoruz, o halde?"

    Rektör'ün yüzü karmakarışıktı.. Yaşlı adam başıyla onayladı.
    Bay ve bayan Leland Stanford dışarı çıktılar. Doğu California'ya,
    Palo Alto'ya geldiler. Ve Harvard'ın artık umursamadığı oğulları için
    onun adını ebediyyen yaşatacak üniversiteyi kurdular.

    Amerika'nın en önemli üniversitelerinden birini STANFORD'u.

    =========

    Ayağınıza kadar gelip, sizinle görüşmek isteyen insanlara,
    yaklaşmadan önce bir kez daha düşünmeniz dileğiyle...


    =========

    Bu hikaye benim cok hosuma gidiyo sizinle Paylasmak istedim

  10. #30

    Hikaye Sever


    Durumu
    Offline

    Üyelik tarihi:
    02.09.2007

    Üyelik No: 152



    Mesaj sayısı:
    103

    Tecrübe Puanı:
    9

    Ynt: Anonim Hikayeler


    TATLI CADI!!

    Kral Arthur, bir soruya doğru cevap verebilirse hayatı
    kurtulacak, aksi takdirde ölecektir. Soruya cevap verebilmesi
    için 1 sene süresi vardır. Soru aynen söyledir:


    KADINLAR NE İSTERLER?

    Bu soru tabi ki, dünyanın en zor sorusu. Ancak,
    kralın fazla bir tercih şansı yoktur.
    Ülkesine geri döner. Türlü alimlere, bilir kişilere danışır
    ama soruya tam bir doğru yanıt bulamaz.
    Bu sorunun cevabını sadece yaşlı bir cadı bilmektedir.
    Artık en son gün gelmiştir ve Arthur mecburen cadıya gider.
    Cadı soruya cevap verecektir ancak bir şartı vardır.
    Cadı cevap karşılığında Arthur'un yakın arkadaşı,
    en iyi ve yakışıklı şövalyesi ile evlenmek istemektedir.
    Arthur yıkılır ve bunu kabul edemeyeceğini söyler
    ve cadının yanından ayrılır. Şövalye olanları duyar,
    krala koşup hiçbir şeyin Arthur'un hayatından daha önemli
    olamayacağını söyler. Ve cadıdan cevabı alırlar.


    KADINLAR HER ZAMAN KENDI ÖZGÜR
    İRADELERİYLE KARAR ALMAK ISTERLER.


    Evet kesinlikle doğru olan bu cevap sayesine kralın
    hayatı kurtulur ancak, şövalyenin hayatı sönmüştür.
    Nihayet şövalye için en kötü an yani,
    gerdek gecesi gelir. Ancaaaakk...Odaya girdiğinde
    karşısında cadı yerine dünyanın en güzel kadınını görür.
    Şövalye şaşırır ve sorar. "Sen kimsin?".
    Kadın cevap verir:. "Ben evlendiğin cadıyım.
    Ancak gündüzleri son derece çirkin ve geceleri
    son derece güzel olurum. Ya da, gündüzleri
    son derece güzel ve geceleri son derece çirkin olurum.
    Nasıl gözükeceğime sen karar vereceksin".
    Şövalye çok kısa bir süre düşünür.
    Geceleri mükemmel bir sevgili mi yoksa
    gündüzleri eşiyle beraber kazanacağı saygınlık mı?
    Ve şöyle cevap verir: "Nasıl olmak istediğine sen karar ver
    lütfen, ben senin her haline karşı saygılıyım."
    Cadı bu karar karşısında çok sevinir. "Sen bana
    seçme özgürlügünü verdin ve beni kısıtlamadın şövalyem.
    Bu yüzden ömür boyu yanında güzel ve
    saygılıbiri olarak gözükeceğim".
    sonuç ?


    KADINLAR, İSTER, SON DERECE GÜZEL...
    İSTER, SON DERECE ÇİRKİN OLSUN...
    HERZAMAN CADIDIRLAR ... ) ) )
    AMA TATLI...

Sayfa 3/14 İlkİlk 123456713 ... SonSon

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Kardeş Siteler ve Dost Bloglar

Bizim facebook - Bizim twitter - Kenan İmirzalioğlu