Bizimhikayelerimiz Forum - Powered by vBulletin



Sayfa 5/7 İlkİlk 1234567 SonSon
61 sonuçtan 41 ile 50 arası

Konu: SIRA SENDE - Hikayeler

  1. #41

    33 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Sermuharrir


    Durumu
    Offline

    Üyelik tarihi:
    03.10.2007

    Üyelik No: 495



    Mesaj sayısı:
    4.823

    Tecrübe Puanı:
    21474892

    Ynt: SIRA SENDE - Hikayeler


    DERİN



    Atilla Mehmet TEKSOY – Tekstil Şirketi Sahibi
    Defne Derin AKIN – Tasarımcı



    “Eyvahhh… Geç kaldım… Kahretsin saat ne zaman 8 olmuş… Aptal çalar saat neden çalmazsın ki… Üff… Nereye gitti bu pantolon… Gömlek burada… Saçlarımızı da taradık mııı… Tamam… İşte hazırım… Yüzyılın en hızlı hazırlanan kızı ilan edebilirim kendimi… Hiii… Kahretsin anahtarlarım… Çantam… Offf… Ayakkabılarım… Hepsi içerde kaldı… Acaba Aslı abla uyanmış mıdır?”


    Bu olayı ilk kez gören biri içinden “güne çok kötü bir başlangıç yapan talihsiz bir kız” diye geçirebilirdi. Ve tabii Derin’e yardım etmek için elinden geleni yapardı. Ama ikinci sabah bu olayın Derin için “çok kötü” değil “normal” sınıfına girdiğini öğrenirdi. Her zaman biraz dağınık bir kız olmuştu Derin. Zaman konusunda ise tam bir felaketti. Eğer geç kalmadan gideceği yere varabilirse bu olağanüstü olay olarak kabul edilirdi. Ve bütün olağanüstü olaylar gibi oldukça nadir gerçekleşirdi.


    Derin daha lisedeyken tasarımcı olmaya karar vermişti. Bu konuda ki isteğini ailesine de kabul ettirmiş ve sonunda moda tasarım bölümüne girmişti. Mezun olduktan sonra İtalya’da 2 yıllık bir kursa gitmek içinde ailesinden izin kopartabilmişti. Annesi oldukça telaşlanmış olsa da babası uzakta olmanın ona iyi geleceğini düşünmüştü. Eğer yapması gereken şeyleri sürekli hatırlatan ya da etrafta dolaşıp arkasını toparlayan birileri olmazsa Derin’in kendi ayakları üzerinde durmayı, sorumluluk almayı öğrenebileceğini düşünmüştü.
    Ve maalesef yanılmıştı.


    Aslında ilk bir ay Derin epeyce toparlanmıştı. Zamanında kalkıyor, zamanında gidiyor ve geç kalmamak için büyük çaba sarf ediyordu. Ama bu bir aylık çabasının sonunda bir gün tüm çabalarına rağmen geç kalmıştı. Üstelik sadece geç kalmakla kalmamış birde bütün herkesin deli gibi korktuğu Marcus’a tarafından fark edilmişti. Onu yanına çağırdığı zaman Derin dehşete kapılmış içinden dualar etmeye başlamıştı. “Lütfen… Lütfen sadece bir cezayla kurtulayım… Büyük bir ceza olabilir… Ama kovulmak istemiyorum lütfen… Lütfen… Lütfen… Lütfen…” Marcus’un kapısını çalmış ve korkuyla içeri girerken dualarına devam etmişti. Marcus ona doğru bakmış ve bir önceki gün yaptığı bir hatayla ilgili konuşmaya başlamıştı. Derin bundan sonra daha fazla dikkat edeceğine söz vermiş ve geç kalmasıyla ilgili cezayı beklemeye başlamıştı. Ama Marcus bir süre tasarımcılıktan ve mesleğini sevmekten bahsettikten sonra gidebileceğini söylemişti. Derin sevinçten çığlık atmamak için kendini zor tutmuş “geç kaldığım için kızmadınız mı?” diye sormuş ve anında pişman olmuştu. “Deli misin sen Derin adam unutmuş işte ne hatırlatıyorsun” Derin kendine kızmakla meşgulken Marcus tasarımcıların sanatçı olduklarıyla ve onlara böyle kısıtlamalar konamayacağıyla ilgili bir konuşma yapmıştı. Ve bu olay Derin’in bir aydır kendini zorlayarak uyguladığı derli toplu olma, zamanında gitme çabalarının sonunu getirmişti. Yeniden eski Derin olmuş ve geç kalmadım diye sevindiği zamanlarda bile normalden 1 saat gecikmiş olduğunu hiç umursamamıştı.


    Sonunda İtalya macerası da bitip geri döndüğü zaman bu kez işler istediği gibi gitmemişti. Babasına kendi işini kurmaktan bahsettiğinde olumsuz cevap almıştı. Tecrübesiz olduğundan ve bu umursamazlığıyla o işi iki günde batıracağından bahsetmişti. Derin o zaman Marcus’dan sürekli duyduğu sanatçı olmakla ilgili şeyleri söylemiş ama yine etkili olamamıştı. “Senin bu halinin sanatçılıkla uzaktan yakından alakası yok. Sen doktor olsaydın da böyle olurdun. Bu konularda aynı annene benziyorsun. O da düğüne 2,5 saat geç kalmış ve balayına giderken de uçağı kaçırmamızı sağlamıştı. Kendi işini unut. Eğer düzgün bir işte bir süre çalışıp tecrübe kazanırsan ve batırmadan bir işi yürütebileceğine beni inandırırsan ilerde olabilir” demiş ve Derin mecburen iş aramaya başlamıştı.


    Ama 3 aydır çalışmakta olduğu şirketi yine babası bulmuştu. Derin 3 şirketle görüşme yapmış ve sonuç felaket olmuştu. İlk randevusuna 1,5 saat gecikmiş, ikinciyi tümden unutmuş ve üçüncüde firma sahibinin giyim tarzıyla ilgili söyledikleri yüzünden kapı dışarı edilmişti. Sonunda babası işi ele almanın vaktinin geldiğini anlamıştı. Oldukça ünlü ve çevresi geniş bir avukat olduğundan müvekkillerinden birinin yeğeninin tekstil şirketinde onun için bir randevu ayarlamıştı. Vaktinde gitmesini, yapacağı görüşmede nasıl davranması gerektiğini uzun uzun anlatmış ve işi almasını sağlamıştı.


    İşe girdikten sonra ise son üç aydır ufak tefek farklılıklarla ama sürekli devam eden sabah kargaşası başlamıştı. 20. günün sonunda sürekli gecikmelerinin sorumlusunun babasının evi olduğunu iddia etmiş işine çok uzak olduğundan yakınmıştı. Şimdi kendi evinde oturuyor olması ise sadece trafikte daha az zaman kaybetmesini sağlamıştı. Çalar saat her sabah tepesine bir şeyler fırlatılarak ya da yere düşürülerek susturuluyor ve Derin uyuyordu. Ancak ondan yarım saat sonraya ayarlı cep telefonunun alarmı çalmaya başlayınca Derin yataktan fırlıyor giyinmeye başlıyordu. Aceleyle giyinirken bir yığın sakarlık yapıyor ve haftada en az bir kez ya çantasını ya anahtarlarını içerde unutuyordu. Sonra da yedek anahtar verdiği karşı komşusu Aslı ablasının kapısını çalıp telaşla anahtar istiyordu. İlk zamanlar Derin’in kapıya dayanmalarında epeyce endişelenen Aslı ise zamanla alışmış ve kapıda bekleyip anahtarı geri alıp telaşla gidişini gülerek seyretmeye başlamıştı.


    Bugünde Derin’in çantasını evde unutma günüydü. Bu sefer çantası ve anahtarlarına ek olarak ayakkabılarını giymeyi de unutmuştu. Uyanmış olduğunu umut ederek Aslı ablasının kapısını çaldı.


    Aslı: “Günaydın canım… Dur tahmin edeyim anahtarların değil mi?” konuşurken bir yandan da gülüyordu.
    Derin: “Evet abla acele ihtiyacım var toplantıya geç kalıyorum.”
    Aslı: “Bir yerlere geç kalmadığın gün yok ki canım. Al anahtarlarını… Ve umarım işe terliklerinle gitmeyeceksin… Tamam, çok şirinler ama iş hayatına uygun değiller”
    Derin: “Tamam, bu sefer gerçekten hazırım. Anahtarlar sende kalsın ben gidiyorum acayip geciktim.” Selin bir yandan koşarak merdivenleri inerken diğer yandan da patronu Mehmet Bey’in yurtdışından dönmemiş olması için dua ediyordu.


    Derin ne kadar dağınık, bazen beceriksiz ve her zaman geç kalan birisiyse Mehmet bey de tam tersiydi. Titiz, düzenli, dakik… İlk tanışmaları da işe başladıktan 15 gün sonra olmuştu. Mehmet Bey şehir dışında olduğundan Derin bölüm müdürüyle bir görüşme yapmış ve kendini sevdirmeyi başarmıştı. Daha sonra da Mehmet beyle hiç karşılaşmamıştı. O sabah Derin yine her zamanki gibi geç kalmıştı. 10 dakika sonra girmesi gereken bir toplantı olduğu halde o daha yoldaydı ve bu yüzden gaza iyice basıp son hızla otoparka girmişti. Ve aynı anda da o sırada girmekte olan Jeep’e çarpmıştı. Kendini arabadan atmış ve karşısındaki adama bağırmaya başlamıştı.


    Derin: “ Bu ne biçim şoförlük o koca arabayı sana yol ortasına bırak diye mi verdiler.”
    “yol ortasında durmuyordum otoparka giriyordum… Siz bana çarpmadan önce yani…”
    Derin: “Araba kullanmayı bilmiyorsunuz siz… Çekin şunu yolumdan toplantıya yetişmeliyim…”
    “Ziyaretçi otoparkı bu tarafta değil…”
    Derin: “İyi… Bende ziyaretçi değilim zaten… Bu şirkettekiler sizin gibi kaba insanlarsa kötü… Yaratıcılığım ölecek bu ortamda… Neyse madem çekilmiyorsunuz benim gitmem gerek… Girmem gereken bir toplantı var… Sayenizde geç kaldım…”
    “arabanızı burada mı bırakıyorsunuz”
    Derin: “Kalsın… Birini yollar aldırırım… Ya da bir zahmet çekiverin… Sizin yüzünüzden oldu…”



    Derin arabasının anahtarlarını tanımadığı adama fırlatıp koşarak binaya girmişti. Bir yandan da geç kalmasının sebebinin kendisine çarpan kaba adam olduğunu ne şekilde anlatacağını kuruyordu kafasında. Mehmet Beyle ilk toplantısında kötü bir imaj yaratmak istemiyordu. Odaya girip de Mehmet Bey’in gelmediğin öğrenince sevinmişti. Ama 5 dakika sonra Odaya giren ve Mehmet Bey olduğu anlaşılan adamı görünce bütün sevinci uçup gitmişti. Az önce otoparkta dünyanın lafını sayıp birde kafasına araba anahtarını attığı adam karşısındaydı.


    “Atilla Mehmet TEKSOY… Siz de yani tasarımcımız olmalısınız. Defne Hanım değil mi?”


    Derin önce donakalmış sonra Mehmet Bey’in hiç bir şey olmamış gibi davranması üzerine o da doğal davranmaya çalışarak elini uzatmıştı.


    Derin:“Defne Derin AKIN… Ama Derin derseniz sevinirim… Defne’yi pek kullanmam da…”
    Mehmet: “Tabii Derin Hanım… Yaratıcılığınızın ölmemesi için yapabileceğimiz başka bir şey var mı?”



    Mehmet Bey’in az önce yaptıklarını ima etmesiyle hafifçe kızarıp bir şeyler mırıldanmış ve konuyu geçiştirmeye çalışmıştı.


    Geçen 3 ay içinde yapılan toplantıların hepsine istinasız geç kalmış ve bulduğu bin bir türlü bahaneye onu inandırmaya çalışmıştı. Mehmet Beyde her seferinde inanmadığını ima eden şeyler söylemiş bir keresinde ise eğer yetenekli bir tasarımcı olmasa ona katlanmayacağını açıkça belirtmişti.


    Ve işte yine geç kalmıştı. Telaşla otoparka girerken Mehmet Bey’in arabasını görüp son umudu da yıkıldı. Üstelik bulacak bir bahane de gelmiyordu aklına arabasından inip içeri koştu. Toplantı salonuna girdiğinde tabii ki Mehmet Bey oradaydı.


    Mehmet: “Evet Derin Hanım bile geldiğine göre toplantıya başlayabiliriz. Bu bir rekor biliyorsunuz değil mi Derin Hanım. Sadece 20 dakikacık geciktiniz. Kendinizle gurur duyabilirsiniz.”
    Derin: “Eee… Şey… Teşekkür ederim… Ben… Trafikte…”
    Mehmet Bey: “Eminim öyle olmuştur… Şimdi Lütfen Oturun başlayalım.”
    Derin: “Tabii…”
    Mehmet Bey: “Evet… Çalışmalarınızı görebilir miyiz Derin Hanım.”
    Derin: “Kahretsin… Bir şey unuttuğumu biliyordum.”


    -----------------------------------------------


    Biliyorum tuhaf bir bölüm oldu ama umarım beğenirsiniz.
    Gelelim bölüm isteğime biraz değişiklik olsun dedim esas kızımız aynı zamanda şımarık ve kaprisli birisi olup esas oğlana eziyet etsin Kolay gelsin.
    Sıranın kimde olduğuna gelince yoğun istek üzerine Deniz e veriyorum sırayı
    Konu 33 tarafından (08.06.2009 Saat 16:59 ) değiştirilmiştir.
     ...to the topTop

  2. #42

    Deniz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    -YORUMSUZ-


    Durumu
    Offline

    Üyelik tarihi:
    21.07.2007

    Üyelik No: 56

    Konumu:
    dünyanın ortası :)


    Mesaj sayısı:
    1.326

    Tecrübe Puanı:
    513

    Ynt: SIRA SENDE - Hikayeler


    Esas oğlan: Resul KARACAN
    Esas Kız: Cansu GÜLDEREN





    Bir Gülümseme Aldı Beni Benden


    Cansu o gün arkadaşında kalacaktı ailesine haber verip çantasını hazırlayıp defter ve kitaplarını alıp arkadaşına doğru yola çıktı ...
    1 hafta sonraki sınav için bugünden hazırlanmaya başlayacaklardı...
    Seda onu her zamanki gibi elinde telefon sevgilisine mesaj yazarken karşılamıştı. Kapıyı açtığında Cansu’ya hoş geldin demiş yanaklarından öpmüş ve mesajını yazmaya devam ederek salona doğru gitmişti ...

    Cansu: hiç değişmeyeceksin bir kerede elinde telefon olmadan karşıla beni ... az şaşırt canımmm demişti gülerek....ve sedanın arkasından dış kapıyı kapatıp içeri gelmişti...
    Seda bu sırada mesajını göndermişti..
    Seda: şaşırmak iyi değildir canım... sonra şaşı kalırsın maazallah
    Cansu: aman iyi.... hep monoton.. tam monoton diyorsun yani

    Tam bu sırada sedanın telefona mesaj gelir...
    Seda mesajı hiç beklemeden açıp okur ve birden sevinçle zıplar

    Cansu: N’oluyor be delii
    Seda: akşam yemeğe Harunlar geliyor....
    Cansu: iyi ... ne ... harunlar derken lar kim oluyor
    Seda: Harun bir arkadaşını da getirecekmiş arkadaşı izinliymiş 1 hafta onunla beraber gelecekler... zaten bu 1 hafta biz ders ineği olacağız bırak ta bugün göreyim Harun’u.... lütfennn....
    Cansu: aman iyi be tamam... ama sadece yemek yiyecekler.... sonra gidecekler
    Seda: canım arkadaşım sen bir tanesin.... hadi gel senin şu meşhur yaprak sarmandan hazırlayalım
    Cansu: o niye ya akşam geldiklerinde makarna yaparız yanına da çorba olur biter....
    Seda: arkadaşı izinliymiş Harun’u birlisin hep dışarıda yediriyordur ona ev sarması yesin arkadaşı… demişti gülümseyerek....
    Cansu: off iyi tamam hadi gel sarmanın içini hazırlamaya başlayalım yoksa 3 saat içinde sarmalkar yetişmeyecek... demiş ve arkadaşıyla birlikte hazırlıklara girişmişti...

    Akşam ...
    Seda: çok güzel bir sofra oldu diyerek son kez eksik varmı kontrol etmeye başlamıştı tam da bu sırada zil çaldı
    Seda: geldiler diyerek kapıya koştu....
    Cansu: niye bu kadar seviniyor anlamadım... var bunda bir iş.. diyerek gelenleri karşılamak için ayağa kalmıştı....
    Cansu: hoşgeldin harun ..
    Harun: hoşbulduk cansu bu kuzenim Resul , Resul bu da aşkımın arkadaşı Cansu
    Resul: memnun oldum demiş ve elini uzatmıştı
    Cansu ise resulün sesiyle tedirgin olmuş ve bende demiş hemen tokalaşıp mutfağa gitmişti...
    Harun: oturalımmı artık çok acıktım
    Resul: cansu hanım da gelsin öyle oturalım dediği sırada cansu arkasından gelmişti elinde bir tabak dolusu yaprak sarma ile...

    Harun: ooo cansu yine döktürmüşsün
    Seda: bende yardım ettim ama...
    Harun: sende döktürmüşsün aşkım demişti ikisi de yan yana oturmuşlardı yuvarlak masada...
    Resulde Harunun yanına oturmuştu ... masada çember olmuşlardı
    Resul: yaprak sarmasını pek sevmem ben ama yinede o kadar emek vermişsiniz bir tadına bakayım
    Cansu: istemeyene zorla yedirmeyiz eğer istemiyorsanız bakmayın tadına
    Harun: bu o bildiğin sarmalardan değil kuzen...
    Resul: sarma sarmadır nesi varki yaprağın içine pirinç değilmi bu ....
    Cansu: eğer yemek istemiyorsanız yemeyin ama sarmama da laf etmeyin ....
    Resul: ammada kıymetli sarman varmış ... al kendin ye.. demiş ve mercimek çorbasından bir kaşık almıştı
    Resul: yüzünü burşturarak ev yemeyi deidn ev sarması dediğin bumuydu kuzen... dediği sırada cansu sofradan sinirle kalkmıştı Sedaya dönüp
    Cansu: sen gelsene bir benimle demişti sinirle... ve mutfağa doğru gitmişti
    Seda: efendim canım demişti ürkek bir sesle
    Cansu: bu hödük kim ya ... nereden geldi bu .... çabuk gidecek bunlar hemde hemen...
    Seda: nasıl gidecek cansu biraz sabret giderler birazdan kovarsam olmaz ...
    Cansu: iyi peki tamam madem sen kovmuyorsun ben kovarım o zaman demiş ve sinirle içeri gitmişti... seda da telaşla peşinden koşmuştu...
    içeri girdikleri anda donup kalmışlardı....
    Resul: bir tabak yaprak sarmasını önüne çekmiş hatta ağzına kadar dolu olan o tabağı yarılamıştı ...
    Seda: hayırdır....
    Resul: hiçç ... eee zahmet olmazsa daha varmı bundan demişti gülümseyerek ve cansu o gülümsemeyle donup kalmıştı... sadece ona bakıyordu...



    "
    Cansu: ya resul benim canım baklava istiyor
    Resul: canım bu satte nereden bulayım ben baklavayı yarın alsam
    Cansu: ama resul çok canım çekti lütffennn
    Resul: canom aşkım bir tanem saat gecenin 3 buçuğu bu saatte nöbetçi baklavacı nereden bulacam ben
    Cansu: yaaa sen beni sevmiyorsun deyip başlamıştı ağlamaya...
    Resul: hayatım seni sevmesem seninle evlenir miyim lütfen canım ağlama...
    Cansu: bir baklava istedim onu bile almıyorsun hem ben değil bebeğimiz istedi...
    Resul: ahh ahh ...bu bebekte bir acayip... gecenin bir vakti erik ister olmaz, tatlı ister olmaz, tropik meyve ister nedense hep de gece ister ....dediği sırada cansu yine suratını asmıştı....

    Resul: peki tamam tamam bakayım açık bir baklavacı varmı... demiş ve yataktan kalkıp giyinmeye başlamıştı

    Cansu: bol Antep fıstıklı olsun şerbeti de bol olsun... demişti hemen sevinçle

    Resul ise içinden söyleniyordu: nereden yaptık bu çocuğu bilmem ki bir daha yaparsam iki olsun... Gerçi zaten iki olacak... hahah

    Resul: aşkım gece gece açık yer yoktur sen en iyisi şimdiden uyumaya bak
    Cansu: ya yok ben seni beklerim canım

    Resul evden çıkınca Cansu da heyecanla baklavayı beklemeye başlamıştı....

    Resul dışarıda uzunca bir süre açık bir baklavacı yada baklava alabileceği bir yer aramıştı ama bulamamıştı...
    Arabasını kenara çekti ve saatine baktı. Güneşin doğmasına 1 saatten az bir zaman vardı .... arabayı bir tatlıcının önüne park etti kapıları da kilitleyip dükkan açılasıya kadar uyumaya karar verdi...

    Aslında eve gitse aşkını uyuyarak bulacağına emindi. ama sevdiği o gelir gelmez uyanırdı ve eğer tatlıyı almadan giderse aş ermeye devam edecekti tatlıyı alarak giderse de midem bulandı yemem ben bunu deyip başka bir şey isteyecekti...

    Eşine de hak veriyordu ilk hamileliği olduğu için korkuyordu... ve bunun stresini ancak kendisinden olup olmadık zamanlarda bir şeyler istemekle atmaya çalışıyordu.... Her ne kadar son zamanlarda usanmış olsa da bu durum hoşuna gidiyordu baba olmanın ne demek olduğunu şimdi iliklerine kadar hissediyordu...
    Cansu’nun olmadık zamanlarda aşermesi onların evli olduğunu hatırlatıyordu kendine Cansu aşkı kendisine aitti... Bunu hissettikçe içi mutlulukla huzurla doluyordu... Birden ilk zamanlar geldi aklına Cansu uçan kuştan bile kıskanıyordu onu... bu da resulün hoşuna gidiyor hatta bazen kıskanması için başka kızlardan bahsediyordu... Yüzünde bir gülümsemeyle esnemişti...

    Resul: çok seviyorum seni güneşim benim diye fısıldamış ve eve gitmeye karar vermişti.. yolda ise bir tatlıcı dükkanı açıyordu ... resul arabayı durdurdu ve hemen pastahaneye girip bol antep fıstıklı bir baklava aldı almadan öcne tadına da bakmış ve tam cansuya göre diyerek almıştı cansu ise uyuya kalmıştı... Resul Resul: Cansu cansu uyan canım cansuu diye onu dürtmeye başlamıştı"


    Cansu: heh efendim baklavam nerede demişti birden.........
    Harun: ne baklavası...
    Seda: cansum iyimisin canım daldın gittin öyle ödümüz koptu...
    Cansu: ne yani hayalmiydi.......
    Resul: ne hayalmiydi....


    Benimkide acayip bir çorba oldu mercimekli
    Aslında biraz daha uzatmayı düşündüm ama sorna vaz geçtim
    Sıramı veriyorummm veriyorummm kime kime kime ....
    açıklıyorummm crazy_hell evet sıramı crayz_hell e veriyorum o kadar dırdır ettin al bakalım sen yazda görelim
    yaşasın gıcıklık

    istediğim sahnede iddia olsun.
    esas oğlan esas kızı kendine aşık etmeye çalışsın hatta bu konuda arkadaşlarıyla iddiaya girsin

    sonunda ekledim inanmıyorum kendime
    Konu Deniz tarafından (12.06.2009 Saat 23:16 ) değiştirilmiştir.
     ...to the topTop

  3. #43

    crazy_hell - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    -YORUMSUZ-


    Durumu
    Offline

    Üyelik tarihi:
    18.04.2009

    Üyelik No: 3837

    Konumu:
    istanbul


    Mesaj sayısı:
    512

    Tecrübe Puanı:
    13

    Ynt: SIRA SENDE - Hikayeler


    SINOPSIS

    Cansu, Antik Yunan mitolojisini bilinçaltında bulur; zenginliğini, kent yaşantısını terk eder.

    KARAKTERLER:
    BABA
    ANNE
    CANSU’NUN BİRİNCİ SEVİLİSİ
    CANSU’NUN İKİNCİ SEVİLİSİ
    CANSU’NUN ÜÇÜNCÜ SEVİLİSİ
    CANSU’NUN ERKEK KARDEŞİ
    CANSU’NUN KIZ ARKADAŞI (1)
    CANSU’NUN KIZ ARKADAŞI (2)
    CANSU’NUN KIZ ARKADAŞI (3)
    SOFÖR
    ÇOBAN


    İzmir’in genel görüntüsü…
    İzmir’in kent yaşantısı görüntüleri(arabaların hızlı akışı, barlar sokağı, travestiler; yüksek binalar)
    Zenginlik göstergesi evlerin görüntüsü…
    Evin kütüphanesi. Cansu’nun babası konuşmaktadır.
    BABA- Kızımızdan hiçbir şey esirgemedik.(Cansu’nun fotoğrafı). Halimiz vaktimiz yerinde. Her istediğini aldık kızımıza.
    Evin kütüphanesi. Cansunun annesi konuşmaktadır.
    ANNE- Kızım çok zekidir. Her yıl takdir alırdı. Onu çok özgür yetiştirdik. (elindeki kızına ait fotoğraf görüntüsü genel çekimle belirtilir)
    Evin kütüphanesi. Cansunun erkek kardeşi konuşmaktadır.
    ERKEK KARDEŞ- Ablam bana her zaman yardım ederdi. Sadece bana değil herkese yardım ederdi. Kütüphanedeki tüm kitapları okuduğunu söylerdi(evin kütüphanesinin görüntüsü) Ne sorsam bilirdi.
    Yeşil alan. Koruluk. Park. Cansu’nun eski sevgilisi konuşmaktadır.
    ESKİ SEVGİLİ (1)- (Parkta spor amaçlı koşan insan görüntüleri)Bu parkta yürüyüş yapmayı çok severdi. Yürüyüş yaparken bana “bileşik alan teorisi”ni nasıl çözdüğünü anlatırdı.(Parkta spor amaçlı koşan insan görüntüleri)
    Cansu’nun kız arkadaşı. Gözlüklüdür. evin kütüphanesinde konuşmaktadır.
    CANSU’IN KIZ ARKADAŞI(1)- CANSU hiç aç gözlü bir insan değildir. Herkese yardım etmeye çalışırdı. Sokak çocukları için proje üretiyorduk, (üzgündür)yarım kaldı.(sokak çocuklarının görüntüsü)
    Kafeterya. Cansu’nun eski sevgilisi. Serseri kıyafetliyle, ıstakası elinde, bilardo masası başındadır.
    ESKİ SEVGİLİ (2)- Kimse anlam veremedi benimle neden bu kadar çok ilgileniyor diye… CANSU çok güzel bir kızdı. Bir gün kafeteryada beni görmüş geldi yanıma “sizinle tanışmak istiyorum” dedi. Birkaç hafta birlikte olduk. Sonra benden sıkıldığını söyledi ve gitti… Bir daha da görmedim…
    Evin kütüphanesi. Cansu’nun kız arkadaşı konuşmaktadır.
    CANSU’IN KIZ ARKADAŞI(2)- Bir dönem CANSU Resim dersleri alıyordu. Bu dersler devam ederken mitolojiye merak sardı. “Bu ilgiydi” sanırım hayatını değiştiren.
    Evin kütüphanesi. Cansu’nun eski sevgilisi konuşmaktadır.
    ESKİ SEVGİLİ (3)- Biz sinema ve fotoğraf grubu oluşturduk aylar önce…(arabada Cansu’nun görüntüsü) İzmir’in betonlarını çekmek yerine Tire’ye gidelim istedik.
    Evin kütüphanesi. Cansu’nun kız arkadaşı konuşmaktadır.
    CANSU’IN KIZ ARKADAŞI(3)- O gün (arabada Cansu’nun görüntüsü) Cansu’nun 18. yaş günüydü. Tire’yi görmek herkes için değişiklik olacaktı. Ne olduysa Tire yolunda, yol kenarında, Cansu’nun kuzuları görmesiyle oldu.
    Evin kütüphanesi. Şoför konuşmaktadır.
    ŞOFÖR- Arabayı durdurmamı söyledi. Kuzuları sevmek istiyormuş… Subaşı civarlarıydı durduğumuz yer…(CANSU arabadan iner kuzuların yanına doğru koşmaya başlar)
    Evin kütüphanesinde anne konuşmaktadır.
    ANNE- Kızım çok cana yakındır. İçinde hiç kötülük yoktur. (CANSU koyunların çobanıyla konuşmaktadır)
    Evin kütüphanesi. Baba konuşmaktadır. Sıkıntılıdır.
    BABA- O kadar çok o kadar güzel yazıları var ki kızımın… (poşetler dolusu yazı görüntüsü) Bir gün kızım geri dönecek.
    CANSU köylü kıyafetleriyle koyunlara yem götürür
    Evin kütüphanesi. Anne konuşmaktadır.
    ANNE- Kızım çok zekidir. (üzgündür, başını öne doğru büker)
    Evin kütüphanesi. Cansu’nun eski sevgilisi konuşmaktadır.
    ESKİ SEVGİLİ (3)- Önce sıradan bir hayvan sevgisi zannettik; kimse bilemezdi kuzuları gördüğünde hayatını değiştireceğini…
    Evin kütüphanesi. Cansu’nun kız arkadaşı konuşmaktadır.
    CANSU’IN KIZ ARKADAŞI(3)- İkna edemedik eve dönmeye (CANSU“bırakın beni” diye bağırmaktadır) Hiç kimse ikna edemedi…
    Cansu’nun kuzulara, tavuklara yem verme görüntüleri. Kovayla su taşıma görüntüleri.
    CANSU’IN KIZ ARKADAŞI(3)- Sanırım, kent yaşantısındaki sıkıntısına bilinçaltı böyle çözüm buldu! Ben de özenmiyor değilim Cansu’a (!)

    Benden bu kadar sıradaki arkadaşımız..ise PENTAGRAM ARKADAŞIMIZ DIR…
     ...to the topTop

  4. #44

    Hikaye Tasarımcısı


    Durumu
    Offline

    Üyelik tarihi:
    07.02.2008

    Üyelik No: 1455



    Mesaj sayısı:
    1.410

    Tecrübe Puanı:
    26

    Ynt: SIRA SENDE - Hikayeler


    Doruk Karatay
    Asya Özdemir



    OYUN İÇİNDE OYUN




    Elini komidinin üstünde gezdirerek dakikalardır calan saati aramaya basladı..Sonunda eli saate degdiginde gözlerini hic acmadan saati kapattı.Sonra istemeye istemeye yatakta dogruldu..Gözlerini avusturarak üstündeki pikeyi kenara sıyırdı ve annesinin giymeyince kızdıgı terliklerini giyerek banyoya girdi Asya..

    Asya 21 yasında üniversite son sınıf ögrencisiydi..Halkla İliskiler okuyordu..Sımarık olmayan,anne ve babasına asla saygıda kusur etmemıs bır kızdı Asya..Kitap okumaya bayılıyordu..Kitap okuma alıskanlıgını kücükken babası sayesınde kazanmıstı..Simdi ise kitaplar onun en iyi dostuydu..

    Asya aynanın karsısına gecti ve havluyla ıslak saclarını kurulamaya basladı..Havluyla isi bitince havluyu bir kenara bırakıp dolabın karsısına gecti..Spor giyinmeyi severdi Asya.Etek giymekten nefret ederdi..Annesi bu yüzden ona cok kızardı..Hep ona '' Kız gibi giyin..'' derdi..Sırf annesi kızmasın diye bir kac elbisesi vardı dolabında..hic giymedigi...Dolaptan kendine bir kot pantolon secti..Üstüne de askılı lacivert bir bady giydi..Gri yandan asmalı cantasını da boynundan gecırdıkten sonra aynanın karsısına gecıp kendıne baktı..'' Tamamdır.. '' dedi ve odasından cıktı..

    Salona ındıgınde salonda kimse yoktu..Burnuna gelen nefis kokulardan annesinin mutfakta oldugunu anlayınca yüzünde bir gülümseme olustu ve mutfaga dogru yürümeye basladı..Mutfaga gittiginde annesi domates ve salatalıkları dogruyor aynı zamanda '' Ray ra ray ray..ray ra ray ray.. '' diyip duruyordu..Hemen annesinin arkasından sarıldı ve yanagına bir öpücük kondurdu..Annesi kızının bu hareketıne karsılık gülümsedi..

    - '' Günaydın birtanem.. '' dedi annesi..

    - '' Günaydın annelerin en güzeli.. '' dedi ve annesinin dogradıgı salatalıklardan bir tane agzına attı..

    - '' Al su salatalık ve domateslerı masaya koy ben de cayları getıreyım..Baban bahcede mi?.. ''

    - '' Bilmiyorum annecim görmedim..Yalnız salatıkları götümesine götüreyim de,ben kahvaltıya kalamayacagım bugun..Sınavım var ilk ders..Ne olur ne olmaz erkenden gideyim de,kantinde atıstırırım.. ''

    - '' Aa yavrucum..ona göre kalksaydın ya..hıc olur mu kahvaltı yapmadan gitmek?..''

    - '' Bir seycik olmaz annecim.. '' diyerek annesinin yanagına bir öpücük kondurdu..

    Asya hicbir zaman babasını görmeden okula gitmezdi..Babasını salonda göremeyince bahceye cıktı..Tahmin ettigi gibi babası kahvaltı masasında gözlügünü takmıs,gazetesini okuyarak onların gelmesini bekliyordu..Gülümsedi ve babasının yanına yaklastı..Babası Asya'yı karsısında görünce hemen elindeki gazeteyi masaya bıraktı..Daha sonra gözündeki gözlügünü de cıkararak gazetesinin üstüne koydu...

    - '' Ooo günaydınlar Asya'cıgım.. '' dedi gülümseyerek..

    - '' Günaydın babacım.. ''

    - '' Ee ne dikiliyorsun öyle,otursana.. '' dedi yanındaki sandalyeyi isaret ederek..

    - '' Ahh babacıgım bugun kahvaltıya kalamayacagım.. '' dedi ve saatine baktı.. sonra devam etti ,

    - '' Oo saat baya ilerlemis..Annem sana anlatır..'' diyerek öptü babasını ve kosarak cıktı kapıdan..



    ***

    Kantin sırasında beklerken yine rahat durmuyordu..Diger bir sırada duran ve sürekli ona bakıp gülen kıza o da karsılık veriyordu..Çapkın capkın bakıyordu kıza..Doruk kıza bakarken,önündeki kisiler islerini halletmis ve sıradan cekilmislerdi..Fakat Doruk capkınlık pesinde oldugundan hala bunu farkedememisti..En sonunda arkadan biri dayanamadı ve basladı konusmaya..

    - '' Heyy..önünüz bosaldı..ilerlesenize..belki sizin capkınlıktan baska bir isiniz olmayabılır fakat benim yetismem gereken bir sınavım var.. '' dedi bir cırpıda genc kız..

    Doruk ilk basta ne oldugunu,kızın neye kızdıgını anlamamıs sonra kelımeler zihninde iyice oturunca kızın o lafları ona söyledigini anlamıstı..Yavas yavas arkasını döndü..yüzündeki capkın gülümseme hala duruyordu..Karsısındaki kıza baktı,o hırcın kıza..Genc kız hala burnundan soluyordu..Sinirden yanakları kıp kırmızı olmustu..Doruk ise hala kıza bakıyordu..Etkilenmis miydi yoksa?..Yok hayır..O kimseye asık olmaz,kimseden etkilenmez,hicbir kızla duygusal bir bag kurmazdı arasında..

    - '' Ne oluyor ya..Hem suclu hem güclü bir de tip tip bakıyor adam..ya kardesim isin yoksa kantinde cek git..Mesgul edıyorsun insanları.. '' demisti kasları catık bir halde..

    - '' Asıl sana ne oluyor..Bana bagıramazsın tamam mı..Hele de sesini yükselten kisi bir kıza..Aman be al senn olsun sıra..Cattık ya sabah sabah.. '' dedi sinirle ve terketti orayı..

    - '' Kızlar sesini yükseltemezmis ona karsı..Oldu canım,baska.. '' dedi giden genc adamın arkasından..

    Genc kız birinden adını duyunca kafasını saga dogru cevirdi..Gelen arkadası Selin'di..

    - '' Asya..Asya.. '' diye bagırıyordu Selin..

    Selin ona iyice yaklasınca,

    - '' Ne oldu Selin.. '' dedi merakla

    - '' Hic..sadece bana da bir kahve alır mısın diyecektim.. '' dedi en masum haliyle..

    - '' Ahh Selin..cok alemsin.. '' dedi kıkırdayarak..


    ***

    - '' Doruk dahademin sana bagıran kız kimdi öyle..Cok hırcın bir kız..İlk defa bir kızın sana böyle davrandıgını gördüm..'' dedi Doruk'un arkadası..

    - '' Aman ya delinin teki..Evet ik bu..İl kez bir kız bana böyle davrandı.. '' dedi ic cekerek..

    Orada ki masadan baska bir arkadası atıldı hemen söze..

    - '' Doruk var mısın bir iddiaya?.. ''

    - '' Oglum senin isin gücün de iddia..Ne iddiası bakayım..Söyle bir önce.. ''

    - '' Dademin sana bagıran kızı kendine üc günde asık edeceksin..Eger ki basarırsan bu haftaki besiktasın macına götürücem,biletler benden..Oldu ki basaramadın bu sefer tam tersi masrafları sen karsılayacaksın '' dedi kıkırdayarak..

    - '' Ohoo o kolay is..Ayarla simdiden biletleri..Bana hangi kız dayanabilir.. '' dedi sinsice gülerek..

    - '' Orası belli olmaz bay ukala.. '' dedi arkadası..

    - '' Neyse üç gün sonra görüsürüz.. '' diyerek arkadaslarının yanından ayrıldı Doruk..

    Doruk..22 yasında üniversite de son sınıf ögrencisiydi..Yalnız cok capkındı..Haftada iki kızla cıkardı..Aslında kızlar onu bu hale getirmisti..Kızlar sayesınde bu kadar sımarmıstı..Tüm kızlar onun pesinden kosardı..Doruk'un bir gülümsemesi kızların etrafında pervane olmasına yetıyordu..

    Doruk elleri cebinde ıslık calarak bahcede yürümeye baslamıstı..Öncelikle kızla tanısmalıydı..Daha adını bilmiyordu,hatta hangi bölümde oldugunu..İcinden ''Eger bulursam kızı ilk isim özür dilemek olucak.. '' dedi..Biliyordu cünkü..Kızlar hoslanırdı böyle seylerden,kendilerinin haklı cıkmalarından..Sinsice gülümseyerek okulun kapısına yöneldi..

    Tam iceri giriyordu ki hızla cıkan bir kızla carpıstı..Kızın elindeki kitapları filan hep yere sacıldı..Kız sinirle cocuga bakarken saskınlıgını gizleyemedi..

    - '' Senn.. '' dedi saskınlıgını belli ederek..

    - '' Evet..ben..sey özür dilerim..hem daha demin ki ukala tavrım hem de simdi sizi düsürdügüm icin.. '' dedi gülümseyerek..

    - '' Sey..gerek yok özüre..hem simdi ki benim hatamdı.. '' dedi ve kafasını yere egdi..kitaplarına bakıyordu..

    Doruk ise icinden '' Ben biliyorum be bu isi..İki güzel söz söyle,özür dile hemen bu kızlar dize geliyor..'' dedi..Ve icten ice gülüyordu..Sonra Doruk devam etti,

    - '' Ben Doruk..Uluslar Arası İliskiler okuyorum..Sen?.. ''

    - '' Ben de Asya..Halkla İliskiler okuyorum.. '' dedi gülümseyerek..

    - '' Neyse benim gitmem gerek.. '' dedi ve kitaplarını yerden alıp oradan uzaklastı.

    ***

    Ertesi sabah Doruk daha da erken gelmisti kantine belki yine görürüm umuduyla..Fakat yoktu ortalarda..Eger bulamazsam ben de Halkla İliskiler binasına giderim dedi icinden..Sonra bir masaya yöneldi ve bir sandalye cekerek beklemeye basladı..Kaygılanmaya baslamıstı..Sadece bir bucuk günü vardı..Yarın okul cıkısına kadar halletmelıydı..Yalnız o kız daha yeni tanıstıgı bir cocukla cıkar mıydı onu tam olarak kestiremiyordu..Cünkü o kız diger kızlardan cok cok farklıydı..

    Doruk bunları düsünürken omzunda bir el hissetti..Arkasını döndügünde iddiaya girdigi arkadası Barıs'ı sırıtrken buldu..Sonra Barıs elini omzundan cekti ve o da Doruk'un yanındaki sandalyeyı cekerek oturdu..

    - '' Ne o Doruk..Kız yüz vermiyor mu yoksa.. '' dedi gülerek..

    - '' Sacmalama oglum bana hangi kız dayanır..Hem kızın adını bölümünü filan ögnrendm..Adı Asya,halkla iliskiler okuyor ''

    - '' Bu kadar emin olma Doruk..Zamanın azalıyor,yarın okul cıkısına kadar kızla sevgili oldun oldun olamadın hem karizmayı çizdirirsin hem de cüzdanı.. '' dedi gülerek..

    Barıs ve Doruk bunları konusurken onları dinleyen bir kisi vardı..Asya...Asya bu sabahta evden kahvaltı yapmadan cıktıgı icin yıne kantıne gelmıstı..Fakat dün tanıstıgı Doruk'un biriyle bir seyler konustugunu görünce nedense dinleme geregi duydu ve bir arka masaya oturarak arkasını döndü..Konuyu anlayınca sok oldu..Resmen onun üzerine iddiaya girmislerdi..İcinden '' Sen görürsün Doruk Bey.. '' dedi ve masanın üzerinde duran cantasını alarak yavasca görünmemeye calısarak cıktı kantinden..

    Doruk bir süre kantinde bekledi fakat Asya gelmeyince sıkıldı ve masadan kalktı..Bahceye cıktıgında Asya'nın elinde kagıtlar vardı ve okuyordu onları..İicnden ''Ders notları herhalde.. '' dedi ve yanına yaklastı...Asya bilerek bahceye cıkmıstı belki Doruk'ta gelir diye..Doruk'u kapıda görünce hemen kafasını cevırmıstı,sınsıce gulumseyerek elındekı kagıtlarla ılgılenmeye basladı..

    Doruk gulumseyerek yaklastı Asya'nın yanına..

    - '' Merhaba Asya.. Nasılsın.. '' dedi Doruk..

    Asya Doruk'u yeni farketmis gibi yaparak;

    - '' Aa merhaba Doruk..Cok tesekkür ederim..Sen nasılsın.. ''

    - '' İyiyim.. '' sonra duraksadı ve duygusal bir ortam yaratmaya calısarak devam etti ;

    - '' Hicbir güne bu kadar güzel baslamamıstım.. '' dedi Doruk..

    Doruk'un yüzünde ne bir gülümseme vardı ne de gözlerinin icinde en ufak bir anlam..Asya'nın gözlerinin icine bakıyordu,etkilemeye calısıyordu onun..Asya ise kaptırmıstı kendini..o gözlerden alamıyordu kendini..ceviremiyordu bakıslarını baska bir yöne..Yutkundu..Sonra kendini toparlayarak kafasını baska yöne cevirdi..

    Doruk kararlıydı ama..devam etti,

    - '' Cok..cok güzelsin..özellikle de gözlerin..insanı kendinden geciren gözlerin.. '' dedi ve Asya'nın yüzünü avuclarının arasına aldı..Baktı uzunca..

    - '' Tesekkür ederim.. '' dedi Asya ve basını öne egdi..

    - '' İltifat degil bunlar..dogruları söylüyorum..Daha dün tanıdım seni..ama bu kadar kısa bir zaman zarfı,beni benden almaya yetti..biliyorum,sasıracaksın..hatta belki belki kızacaksın..inanmayacaksın belki de..ama ben seni ilk gördügümden beri yani dünden beri aklımdan cıkaramıyorum.. ''

    - '' .... ''

    - '' Seyy..aksam okul cıkısı bir yerlere gidelim mi?.. '' dedi bir anda Doruk..

    - '' Cıkmak gibi mi yani.. '' dedi Asya..Aynı zamanda da icten ice gülüyordu..

    - '' E yani..sen de kabul edersen tabii.. '' dedi..Doruk o kadar masumhane davranıyordu ki görende gercekten böyle biri oldugunu sanırdı..

    - '' Ee..evet..ımm..sey..nereye gideriz.. '' dedi basını kasıyarak..Asya o kadar iyi yapıyordu ki rolünü..heyecanlanmıs gibi davranıyordu..

    - '' Sinemaya mesela.. '' dedi gülümseyerek..

    - '' Tamam olur..simdi sınava yetismem lazım..2 de bahcede olurum.. '' dedi tebessüm ederek..

    - '' Pekii..bekleyecegimm.. '' dedi ve egilerek Asya'nın yanagına bir öpücük kondurdu..

    Asya tam agzını acıp kızacakken sonra durdu ve gülümsedi..Doruk yanından uzaklasırken o da icinden '' Sabret Asya..2'de görücek o gününü..Ukala sey.. '' dedi ve okul binasına girdi..

    ***

    Doruk Asya'dan ayrıldıktan sonra o kadar mutluydu ki..Cok sevinmisti..''İste be..iste..bu benim..hic bir kız bana hayır diyemez.. '' diyordu icinden..Sonra gülerek cebinden telefonunu cıkardı..Hemen rehbere girerek Barıs'ı buldu ve arama tusuna bastı..Sonra telefonu yavasca kulagına götürdü..

    - '' Efendim Doruk..Ne o yoksa vaz mı gectın iddiadan..ama hic kusura bakma ol.. '' daha sözünü tamamlayamadan Doruk girdi lafa..

    - '' Ehh sacmalayıp durma..bence git biletleri al hemen..okul cıkısını beklemene gerek yok.. '' dedi gülerek..

    - '' Ne..nasıl yani.. ''

    - '' Yani diyorum ki..Asya ile cıkıyoruz artık..okul cıkısında bizi el ele görünce kalbin sıkısmasın diye önceden söylüyorum sana.. '' dedi kahkahalar esliginde..

    - '' Of be oglum..bunden sonra senınle ıddıaya gırmeyecegım.. ''

    - '' İyi edersinn.. hadi cıkısa gorusurz.. '' dedi ve kapattı telefonu..


    ***

    Asya sınavlarına girmis ve büyük bir neseyle cıkmıstı..Hem Doruk gibi bir erkege iyi bir ders verecegi icin hem de sınavları cok iyi gectigi icin sevincliydi..Gülerek arkadasının yanına yaklastı ve elını tuttu..O kadar mutluydu ki sürekli icinden kahkaha atmak geliyordu..En yakın arkadası da onu böyle bir ders icin kırmamıstı..O da alet olmustu oyuna..Zaten varolan bir oyunun icindeki oyuna..

    Doruk ise ellerini cebine koymus bir yere bir de Barıs ve diger arkadaslarına bakıp duruyordu..Aynı zamanda durup durup kahkaha atıyordu..Hem besiktas macına bir bilet kazanmıs hem de okuldaki havasını arttırmıstı bu sayede..Sag tarafa döndü baktı sonra tekrar yere baktı..Ama sonra gördügü sey kafasında tam oturunca hemen saga cevirdi kafasını..

    Bir de ne görsün..

    Asya bir adamla el ele tutusmus,sarmas dolas..kahkahalarla gülerek ona yaklasıyordu..Sok olmustu..Böyle bir sey asla beklemiyordu..İcinden '' Yok canım arkadasıdır.. '' dedi fakat sonra arkadası olsaydı elini tutmazdı dedi..Saskın saskın onlara bakarken..Doruk..arkada Barıs ve diger arkadaslarının kahkahalarını duyabılıyordu..Cok sinirlenmisti hem de cok..

    Asya Doruk'a ıyıce yaklasınca arkadasına dönüp ;

    - '' Bir dakika askımm geliyorum hemen.. '' dedi gülümseyerek..

    Doruk ise hala soktaydı.. ''Askım mı.. '' dedi icinden..Ne askı..Asya onla cıkıyordu..Burnundan solumaya basladı..Asya'ya oyle bakıyordu ki..alev sacıyordu gözleri adeta..Asya sonra iyice Doruk'a yaklastı..Onun bu sinirli halleri cok sevindirmisti onu..İcinden '' Oh olsun '' dedi..Sonra yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi ve Doruk'a;

    - '' Aa Doruk..üzülme..biletleri ben alırım.. '' dedi ve ardından kahkahalara boguldu..






    Sonunda yazabildim..Her ne kadar ilk basta şok gecirsem de,korksam da gercekten cok zevkliydi yazmak..
    Elimden geleni yapmaya calıstım..Belki biraz sacma olmus olabilir bu da konu da bircok kez degisiklik yaptıgımdan olabilir
    Hatam var ise affola..Umarım begenirsiniz..
    Imm simdi sırayı kime vercegimi acıklıyorum..Gerci hemen hemen herkes kime verecegimi biliyordur..
    .özge. SIRA SENDE..Beni kırmayıp kabul ettigin icin cok sagol birtanem..
    Ve gelelim istedigim sahneye..Kelebisimin istegi üzerine sahnem :

    Esas kız esas oglanın basından asagı bir kova su döksün..

    Kolay gelsin canım..

    EDIT: Benden önceki arkadas Deniz ablanın istedigi sahneyi yazmadagı icin o sahneyi yazma hakkı bana geçti.Bu yüzden ben yazdım.
    Konu pentagram tarafından (17.06.2009 Saat 11:52 ) değiştirilmiştir.
     ...to the topTop

  5. #45

    .özge. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Sermuharrir


    Durumu
    Offline

    Üyelik tarihi:
    12.11.2008

    Üyelik No: 2953

    Konumu:
    Kalp Düğümü.


    Mesaj sayısı:
    4.346

    Tecrübe Puanı:
    21474886

    Ynt: SIRA SENDE - Hikayeler


    [/COLOR]Avukat Eylül Doğan
    Avukat Volkan Soylu


    TESADÜFLER


    - " Mükemmel! " Icinden okkali bir küfür savurdu. Mahkemeye gitmesi gerekiyordu, fakat arabasini park ettigi yerden cikarmasi mümkün degildi. Sinirle arabasinin cikarmasini engelleyen arabanin tekerine bir tekme atti. Hincini alamamis olacak bir tane de yumruk atmak icin atilmisti ki bir anda bütün dikkati baska yöne cekildi.Siyah keten elbiseli, esmer bir bayan elini kaldirmis sinirle bir seyler söylüyordu.Uzakta oldugu icin pek anlayamasa da kendisine söyledigini anlamisti. Tamamen yüzünü ona dönüp sahibinin kim oldugunu bilmedigi ve deli gibi ögrenmek istedigi arabanin ön kismina oturdu. Kara gözlerini kisip ellerini birbirine kenetledi. Ve yeni göz önüne cikan, yavas yavas beliren bayanin fizigine ilgiyle bakti. Mükemmel fizige sahip olan bu kadinin gözleri de mükemmeldi. Yesil hafif cekik gözlerini kendisine dikmis, kendisini bastan ayaga süzdükten sonra tek kasini kaldirmisti. Karsisindaki bu genc kadini izlemekten büyük bir zevk alan genc adam ise büyük bir merakla genc kadinin diyeceklerini beklemisti.

    - " Beyefendi iyi misiniz? " Bunu endiseyle söyledigini sanmiyordu. O mahrur durusundan bir sey kaybetmemisti henüz. Ama henüz...

    - " Iyiyim.." Böyle bir soru sordugu icin sasirmisti, ama yine de afallamasinin ardindan cevaplayabilmisti. " Ya siz? "

    - " ... " Bu adam kendisiyle alay mi ediyordu? Hem arabasinin üstüne tüneyip hem de " ya siz " diye piskince cevapliyordu. Gözlerini kisip adama hesap sorar gibi arabasini gösterdi.

    - " Siz ne yapiyorsunuz Allah askina? " Artik sinirlenmeye basliyordu. Ve adam hala nedense arabasinin üstünden inmiyordu.

    - " Bayan.. asil siz ne yapiyorsunuz? Uzaktan bana el kol hareketi yapip karsima dikiliyorsunuz ve bana gelip `iyi misiniz´ diye soruyorsunuz. Sizce oradan bakilinca ne yapiyor gibi duruyorum? "

    - " Bakin beyefendi artik gec kaliyorum. Lütfen, arabamin üstünden iner misiniz? " Derin bir nefes alip sinirini yatistirmaya calisiyordu. Bu karsisindaki adamin aniden degisen yüz ifadesiyle
    oldukca zorlasiyordu. Adamin yüzünde beliren alayli gülümseme ile hepten cildirdi. Mahkemeye gec kaliyordu ve gec kalmasinin sebebi de karsisinda duruyordu. Karsisindaki yakisikli surata her an her sey olabilirdi.

    - " Simdi anlasildi... zaten anlamaliydim. Böyle park etmeyi ancak bir bayan becerebilir..! " O sinir bozucu gülümsemesi yüzünden ileriki saniyeler icinde burnunun tam ortasina bir yumruk
    yiyebilirdi. Ama bu hareket bir hanima hele hak ve hukuk icin dogmus bir avukata yakismazdi.

    - " Anlamadim.. " ses tonu degismeye basladi. " Siz ne demeye calisiyorsunuz? Ne yani kadinlar araba park etmeyi bilmiyorlar mi? "

    - " Öyle görünüyor! " Göz ucuyla arabaya bakip tekrar siritti.

    - " Biliyor musunuz, bence sizin gözlerinizde bir sorun var! Ben bir yanlis göremiyorum. Gayet düzgün park etmisim.. " Tamam, evde unuttugu dosyayi almak icin biraz aceleyle yapmis olabilirdi ama yine de yanlis park ettigini kabul edemezdi. Hemde karsisinda piskince gülümseyen bu adam varken. Esmer surati kusursuzdu, tabii o piskince siritisi disinda. Kara kasi ve kara gözlerinde garip bir gizem vardi. Keskin yüz hatlari mimiklerini kolayca ortaya seriyordu.Bakislari da tuhafti galiba.. Ahh, ne yapiyordu böyle? Ciddi ciddi bu adami süzmüstü.Yoksa karsisindaki adamla ilgilenmeye mi baslamisti? Tabii ki hayir.. Bu küstah adamla ilgilenmek söz konusu bile olmazdi.En iyisi bu gibi düsünceleri aklina koyan seytanla arasina bir mesafe koymaliydi.

    - " Öyle mi? Ne tesadüf.. bakin bende simdi ayni seyleri sizin icin düsünmeye basladim..! Gercekten görmüyor musunuz bayan, bu cizgilerin disina cikmamaniz gerekiyordu.Ama siz ne bu park cizgisinin icine park etmeyi basarmissiniz ne de digerine.. " Arabadan kalkip kendi arabasinin yaninda durdu. " Ve arabanizin burnu benim arabamin cikmasina engel olmamaliydi." Artik sinirinden gülmeye basladi.

    - "..." Ne yazik ki karsindaki bu küstah, ukala ve kendini begenmis adam hakliydi. Ve kendisin bir cift söz dahi söylemeye hakki olmamasi kendisini cildirtiyordu. Arabasinin üstünden inmesinden faydalanarak gidip kapiyi acip direksiyonun basina gecti. Arabayi calistirirken tepinmemek icin kendini zor tuttu. Arabayi calistirip park yerinden ciktigi an gaza basti. Arkasında gözlerini kismis alev alev bakan bir cift göz birakarak...

    - - - -

    Sakin olmaya çalışarak çıkıyordu adliyenin merdivelerini. İlk dava... Önüne belki de ne kadar tecrübeli bir avukat çıkacaktı.Ama soğuk kanlı olmaya çalışıyordu.Bunu hep dener ama başaramazdı.Hele de böyle durumlarda...
    Kendinden emin duruşuyla ve yanındaki bayanla içeriye girdi.Girdiği gibi şoke oldu.Gözleri ona oyun oynuyordu herhalde.Sabah gördüğü o küstah adamın burada ne işi vardı?Hem de avukat
    cübbesiyle karşısında duruyordu.

    - " Yoksa...Yok canım ne alaka! Saçmalama..o zaman ne işi var burada? Gördüğün gibi o küstah...avukat. Ve biz onunla aynı davadayız! "

    Bir tek şoke olan da o değildi.Bu gördüğü doğru muydu? O yeşil gözler kocaman açılmış kendisine bakınca anladı.Kesinlikle doğruydu...ve o bu doğrudan çok hoşlanmıştı.

    - " Demek bayan bilmiş avukatmış...Hem de bu daha ilk davası.Ah acemi güzelim! Yanlış adamın eline düştün. "

    Birbirlerine anlamli bakislar firlatarak müvekkillerinin yanlarinda yerini aldiklarinda Hakim Bey'in konusmasiyla dikkatlerini tamamen islerine vermislerdi. Eylül'ün ilk davasi olmasina ragmen
    fena gitmiyordu. Müvekkili sürekli cazgirlik yapip konsantrasyonunu dagitmasa kendini isine daha iyi vericekti. Karsi karsiya oldugu Avukat isinde son derecede basariliydi. Okulunu bitireli yillar gecmisti. Agzindan dökülen kelimeler bunun ispati gibi büyük yanki birakiyordu. Daha yeni tanismasina ragmen bu adama kil olmustu. Meydan okuyucu bakislarini görmeye tahammül edemiyordu. Elinden gelse bir kasik suda bogabilirdi.

    - " Ya ilk davam. Ne olur biraz alttan alsa ? " Aklindan gecen düsüncelere inanamadi. Derin nefes alip siranin ona gelmesini bekledi. Ama Volkan bey susmak bilmiyordu. Sanki aylar öncesinden bu davaya hazirlanmis gibiydi. Bülbül gibi şakiyordu adeta. Hakim onun bu halini gülümseyerek izliyordu. Ona karsi sempati duydugu ortadaydi.
    Eylül'e ise daha ilk bes dakikada takmisti. Müvekkilini dizginleyemedigi icin sucu onda buluyordu büyük bir ihtimalle. Oya hanim cübbesini daha fazla cekistirmeye devam ederse..agzina bir tane yapistiracakti. Cazgir birinin yaninda oturmak onu fazlasiyla germisti. Kendini kenar mahallede yasayan roman kizlari gibi hissediyordu. Kimi savunuyordu ? Böyle bir kadini mi ? Zengin bir ailenin kizi olmasi yapisini degistirmiyordu. Görgüsüzün tekiydi. Dügüne gelir durusmaya gelisinden belliydi. Yirmi santim topuk..koluna kadar bilezikler kat kat kolyeler ve basinda sapka ile cok komik duruyordu.

    Neden tüm aptallar onu bulurdu ki ? Hayatinin en önemli durusmasiydi. Bu durusmayi kazanmasi ona daha cok cesaret vericekti. Ama karsisindaki kil kuyruk avukat bey buna izin vermiyordu.
    Kivrak zekasiyla Eylül'ün her söyledigini kendi lehine cevirmeyi basariyordu. Cetin ceviz cikmisti..Hakim'i söylediklerine inandirip bosanmayi engellemisti. En azindan bir üc ay daha zavalli adam o kadinla evli kalacakti.

    - " Bu adam neden bu kadini bu kadar istiyor anlamiyorum ? Böyle bir kadinla evli olsam arkami dönmeden kaçardım kesinlikle. " Kafasindan gecenleri durduramiyordu.

    Karar verildikten sonra Oya Hanim'in bagrislarina daha fazla katlanamayarak salonu terk etti. Aglayacak hale gelmisti. Davayi kaybedecegine mi böyle bir kadinla ugrasmak zorunda olmasina mi yanacakti? Ikisi de birbirinden kötü durumdu.

    - " Yeter artik Oya Hanim. Siz Hakim'in uyarilarini dikkate alip bagirip ortami germeyi kesseydiniz su an esinizden bosanmis olurdunuz. Sayenizde bir kac cümle konusabildim. Sözümü kesip
    Hakim'i sinirlendirdiniz. Beyfendiyi de anlamadim hos. Neden sizden bosanmamak icin direniyorsa... On bes yil sizinle yasamasi bile büyük bir basari. Yeter artik sizi savunmayacagim. Kendinize baska bir avukat aman pardon kurban bulun.. "

    Eylül gözlerinden akan yaslara daha fazla engel olamadi. Cübbesini merdivenlere firlatarak..basamaklari hizla iniyordu. Volkan müvekkilini dinlemeyi kesel icok olmustu. Eylül bomba gibi patladiginda Onur Bey'i salonda birakip Eylül'ün pesine düştü.Merdiven korkuluklarinda yakalayip..kendine cevirdi.

    - " Ne yaptigini zannediyorsun..cek ellerini üzerimden yoksa.. "

    - " Yoksa ne? "

    - " Dava acarim..! "

    Volkan'ın bir şey söylemesine izin vermeden hırsla oradan ayrıldı.

    - - - -

    Dünün yorgunlugunu daha üzerinden atamamisti. Üstünde adini koyamadigi bir yorgunluk vardi. Zaten kil kuyruk avukat rüyasina girmisti tam bir kabustu. Sabah uyanir uyanmaz..soguk bir dus alip kendine gelmeye calisti. Aynaya baktiginda kaninin cekildigini hissetti. Yosun yesili gözleri kan canagina dönmüs..altinda halkalar olusmustu. Tüm gece boyunca aglamisti. Kendini harap etmeye degmedigini bile bile gözyasi dökmüstü. Arkadasi Aleyna'nin dogum gününde hediye ettigi kirmizi straplez elbiseni giymeye karar verdi. Beyaz gömleginin üzerine kirmizi elbisesini giyip makyaj yapmak icin banyoya gecti. Kirmizi gözlerinin üzerine göz damlasini damlatip hizla makyajini yapti. Cani hic ugrasmak istemiyordu o yüzden kisa kesti. Ayak üstü bir seyler atistirdiktan sonra evden cikip arabasina bindi.

    Yeni tasindigi büroya girer girmez gözleri büyüdü. Bu bir şaka falan değilse şu anda gördüğü de gerçekti.Bürolarının aynı olması...Aman Allah'ım!..bu pek sağlıklı gözükmüyordu.Zaten siniri bu adama oldukça fazlaydı.Şimdi olucak iş miydi?Yok... Kesin bugün Allah bu sevgili kulunu sınıyordu.

    - " Şaka mısın sen? " Bu sözler ağzından çıkmıştı ama nasıl çıkmıştı o da bilmiyordu.

    Allah'tan başka bir şey istese olucakmış demekki...Ama yok..İyiki de bu tatlı cadıyı istemiş..iyiki...

    - " Demek yine siz küçük hanım! " sırıtarak Eylül'e doğru yaklaştı.

    - " Küçük hanım mı?Ne..Bana bak küstah avukat! " parmağını sallayarak Volkan'a doğru yaklaştığını farkında bile değildi.

    - " Bakıyorum Avukat Hanım. " Yine o sırıtmasıyla Eylül'ü çileden çıkarıyordu.Eylül parmağını indirdi ve gözlerini zorla o kara gözlerden kaçırdı.Aynı zaman yine sinirden yanakları kızarmıştı ve o yeşil gözleri alev almıştı.Yine cevap veremeden öylece kalmıştı bu adamın karşısında.

    - " Seninle aynı büroda çalışmak benim için büyük bir zevk. "

    Bunu şimdi alay ederek mi söylemişti yoksa ciddi miydi? Bu adamı çözmek onun için zor olacağa benziyordu.Ama bu sefer cevap vermekte gecikmedi.

    - " Ah..Aynı şeyi ben de söylemek isterdim ama ne yazıkki dilim varmıyor. " Bu sefer o ukalaca gülümsedi.

    - " Anlaşılan biz seninle normal bir sohbette bulunamayacağız. "

    - " Yok zannetmiyorum.Bizim seninle anlaşmamız da doğru düzgün konuşmamız da mümkün değil. " Niye mümkün olmasın?Ama bu sefer o cevabını vericekti.Altta kalmaya hiç niyeti yoktu.

    - " O niyeymiş bakalım? " Bu kız gerçekten de kendisini şaşırtıyordu.Onun peşini bırakmaya niyeti yoktu." İyiki yollarımız kesişmiş. "

    - " Çünkü senin gibi küstah ve benim gibi seni hazetmeyen birisi aynı büroda çalışırlarsa neler olacağını düşünmek o kadar da zor değil. " Ne olucakki...Off saçmalamaya mı başlamıştı...Yine
    onun o kara gözlerinin tuzağına düşmüştü.Sanki mıknatıs gibi bir türlü çekemiyordu.

    Volkan cevap vermeden sadece o ateş eden gözlere bakıyordu.Sonra birden küstahca sırıtmaya başladı ve Eylül'ü kışkırtmak istedi.

    - " Yani burada benimle çalışmak istemediğinizi söylüyorsunuz. "

    Bu adamın ne yapmaya çalıştığını merak ediyordu.İstemediğine kendi kendine karar verdi.

    - " Evet aynen öyle istemiyorum. "

    - " Tabi ya siz de haklısınız.Bugün sizi davada alt eden birisiyle aynı büroda çalışmaktan korkmanız gayet doğal. "

    Eylül şimdi çileden çıkmıştı.Korkmak mı?Ne alaka! O bu yaşına kadar hiçbir şeyden korkmamıştır ve korkak lafından nefret eder.Bu adam onun sabrını mı ölçüyordu? Eğer öyle yapıyorsa boşuna kendini yormasın hiç sabırlı olduğu söylenemezdi.

    - " Korkmak mı? Ne saçmalıyorsun sen! Ne korkması?Alakası yok! Ben sadece..." Derin bir nefes aldı. " Tabiki de burada çalışacağım. " diyerek kendi masasına geçti.

    Volkan ise zafer kazanmış edasıyla sırıtarak karşı masaya geçti.Eylül'e attığı kaçamak bakışlarla...

    - - - -

    Balkon keyfinin tadını çıkarıyordu.Bir elinde vazgeçilmez bir fincan kahvesi...diğer elinden asla düşmeyen kitabının hazzını hissediyordu.Ta ki sitenin park yerine bir spor araba park edilene
    kadar...Arabadan inen kişiyi görünce şoka girdi.Ne işi vardı bu adamın burada? Dün sabahı hatırladı.Yine arabasını buraya park etmişti.

    - " Bu adam bu sitede mi oturuyor ya? "

    Kendisine sırıtarak el sallayan bu adama alev alev gözlerle bakıyordu.Bu da mı bir tesadüfdü şimdi? Ee yuh artık bu kadarı da fazlaydı! Volkan güneş gözlüğünü çıkarttı ve elindeki kutunun içine attı.Buraya taşınalı iki gün olmuştu.Ama o üst komşusuyla tesadüflerle birçok kez bir araya gelmişti.

    - " Senin peşini bırakmayacağım asi güzel.Sana bir uğrasam fena olmaz aslında. "

    Kutuyu eve bıraktıktan sonra üst komşusu Avukat Hanım'ın kapısına geldi ve zili çaldı.Eylül kapıyı açmadan önce kapının dürbününden baktı. Yakışıklı yüzü..o kara gözleri görünce açmak istedi.Fakat sonra dün olanlar aklına geldi.Önce sabah kendisinin haksız çıkması..sonra da bu küstah avukatın davayı kazanması...ve böyle de bitmedi.Bürolarının aynı olması da ayrı bir maceraydı.Şimdi ise alt komşusu çıkmıştı.Olucak iş değildi! Bu kadar tesadüf kalbine zararlıydı..Bu adamı görmek bile zaten cevap verebilmesini engelliyordu.

    Volkan ise Eylül'ün kapıyı inadına açmadığını biliyordu.

    - " Eylül Hanım! Büroda unuttuğunuz dosyanızı getirdim.Lütfen kapıyı açar mısınız? "

    İçerden ses gelmiyordu.Yavaş adımlarla kendi dairesine inip balkona çıktı.

    - " Eylül Hanım! Lütfen cevap verir misiniz! Yoksa hala siz davanın etkisinde mi kaldınız? Aa lütfen bu kadar sorun yapmayın.Bir dahaki sefere inşallah..." sinir bozucu sırıtmasıyla Eylül'ün
    balkonuna bakıyordu.

    Eylül ise sinsi bir sırıtmayla bir kova suyunu hazırlıyordu.

    - " Görürsün sen şimdi! El mi yaman Eylül mü yaman... Şu suyu kafandan aşağıya dökeyim de aklın başına gelsin. "

    Volkan hala ses gelmedikçe Eylül'ü kışkırtacak sözler söylüyordu.Sonunda dayanamayı çıkacağını biliyordu.Ama Eylül'ün hiçbir şeyin altında kalmayacağını...kalamayacağını bilmiyordu.

    - " Aşk olsun yani...Yeni komşunuza hoşgeldin demek gibi bir adetiniz yok mu sizin? Yani sizin gibi bir hanfen... " sözlerini tamamlayamadan yarım kalmıştı.

    - " Haydi bismillah! " diyerek bir kova suyu Volkan'ın başından aşağıya doğru boşalttı.Volkan başından aşağıya hissettiği soğuklukla neye uğradığını şaşırdı.

    - " Anneciğim bu da neyin nesi? Hapşuu... "

    Eylül ise kahkahalara boğuldu.Şu anda keyfine değecek yoktu.Bu küstah adamdan intikamını en hasıyla almıştı.İçinden derin bir oh çekti.

    - " Hoşgeldin komşucuğum..Kusura bakma birazcık geç kaldım ama hediyeni hazırlamakla meşguldüm.İnşallah beğenmişsindir.Senin için deterjanlı hazırladım.Kuru kuru gitmez diye düşündüm iyi etmişim değil mi? "

    Volkan şimdi anlıyordu neden hapşırdığını...Onun deterjanlara karşı alerjisi vardı.Sinirden kuduruyordu şu anda.

    - " Cadıııı cadıııı...hapşuuu." Yerinde tepinmek istiyordu.Hatta yok yok...yukarı çıkıp bu cadıdan intikamını almak istiyordu.Ama nasıl?

    - " Çokk yaşa! " diyerek bir kahkaha daha patlattı. " Yanında mı kalacak sandın yaptıkların! Zaten onca şeyden sonra bir de komşum çıktın. "

    - " Off benim deterjana alerjim var ya.. " İsyan etmek istiyordu.Cadıydı bu kız.Şu yaptığına baktıkça haline acıyordu.

    - " Ayy gerçekten mi? Allah'ın işi işte..Bir taşla iki kuş. "

    - " Ahh annecim ahh nerelerdesin gel de oğlunun hallerini gör. "

    - " Ah sen de haklısın tabi.Böyle bir günde kutsal annelerimizi anmayacağız da kimleri anacağız. " kahkaha atmaya devam ediyordu. " Neyse komşucuğum ben içeriye gideyim. Sen de dışarda fazla kalma.Üşütürsün Allah muhafaza..."

    - " Eylülll..."

    İlk defa ona sadece ismiyle hitap etmişti.Kulağa ne hoş geliyordu onun sesiyle ismi...Bu adam da şeytan tüyü mü vardı ne! Kendine çekiyordu bir şekilde.Birden acıma duygusu oluştu içinde.İlk defa sesi bu kadar masum çıkmıştı kendisine karşı...Acaba fazla mı ileri gittim? Sonra birden bir cevap vermediğini hatırlayarak " Efendim. " dedi.

    - " Beni bu halde mi bırakıcaksın yani! "

    Ne kadar masum ve geri çevrilemeyecek şekilde çıkmıştı sesi öyle! Kendisi ne cevap verecekti peki?

    - " Ne yapmamı istiyorsun? "

    - " Belki bana yardım edersin diye düşündüm.Sonuçta eve yeni taşındım ve bir paket makarnam bile yok.Sonra şu halime bak.Komşuna bir iyilikte bulunmaz mısın? "

    Eylül içten gülümsedi. Bu adam nasıl bir şeydi böyle? Hem şeytan hem melek! Bir an şeytan gibi oluyor onu öldüresi geliyordu. Bir an da melekler gibi masumlaşıyordu..kollarına alıp sarmalayısı geliyordu.

    - " Nasıl bir şeysin sen böyle? "

    -SON-


    Sonunda yazdım ve bitti...Sırayı ilk önce istemesem de şimdi kabul ettiğim için mutluyum...Çünkü yazarken çok keyif aldım...Sil baitan kaç kere yaptım ben de bilmiyorum Umarım beğenmişsinizdir

    Şimdi sıramı kime vereceğimi açıklıyorum..Evet Sıra Sende -DiLeK-im'de...kabul ettiğin için çok teşekkürler

    İstediğim sahne ise :

    Hamile olan esas kız ile esas oğlan kavga etsinler ve esas kız esas oğlan evde yokken erken doğum yapsın...

    Sana kolaycıklar gelsin cnmm



    "ben en çok seni kavrayabiliyorum.
    nasıl anlatayım;
    senden başka hiçbir insanı tam anlamıyla, bütünüyle kavrayamıyorum."
     ...to the topTop

  6. #46

    -DiLeK- - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    -YORUMSUZ-


    Durumu
    Offline

    Üyelik tarihi:
    05.02.2008

    Üyelik No: 1439



    Mesaj sayısı:
    814

    Tecrübe Puanı:
    19

    Ynt: SIRA SENDE - Hikayeler


    esas kız: Nuray Keskin
    Esas erkek: Kerem Keskin
    HATA
    Gözlerini yeni birgüne açıyordu ..hemde sevdiği adamın koynunda elini karnının üzerinde gezdirdi..oda 1ay sonra aralarında olucaktı ..severek evlenmişti Nuray ..mutlu bir beraberliğin ardından ilşkilerini evlilikle dahada güçlendirmişlerdi..
    Kerem: o güzel gözlerini bana bu sabah göstermiycekmisin ?
    Nuray: günaydın canım dedi gülümseyerek
    Kerem: günaydın birtanem ..bugün kendini nasıl hissediyorsun ?
    nuray:Yeni birgüne senin kollarında uyandım..1ay sonra bebeğimiz gelicek nasıl kötü olabilirim dedi ardından masum biröpücük kondurdu
    Nuray: Ben şimdi kalkıp birşeyler hazırlarım
    Kerem:yorulma canım.. benim hemen çıkmam lazım şimdi Arzu hanım gelicek dedi yataktan kalkarak
    Nuray: Arzu hanım kim belki sesine yansıtmıyodu ama deligibi kıskanıyordu ..herzaman kendini güzelbulmuştu ..ama hamilelik
    onu değiştirmişti ..incecik beli kalınlaşmış ...göbeği kocaman olmuştu ama bundan ötürü yakınmıyodu bebeğini kucağına aldıktan sonra eski haline dönerdi ama ..yinede içindeki bu burukluğa engel olamıyordu
    Kerem: hayatım biriş almıştık..anlatmıştım ya ..o işin Sorumlusu Arzu hanım
    Nuray: tamam şimdi hatırladım ..gidiyormusun
    Kerem: evet canım gidiyorum Görüşürüz
    ***
    Kerem gideli çok olmuştu ..gözlerini okuduğu kitaptan kaldırıp saate baktı
    hissettiği acıyla yüzünü buruşturdu ..yavaş yavaş ayağa kalktı
    -"hayır ..buda ne daha erken .ahhh..Kerem nerdesin "
    arıyordu ama açan yoktu ..sonunda Keremin sesi duyuldu
    -"canım"
    -" Keremmm ..geliyor Kerem ?"
    -"ya hayatım yine kimi davet ettin ..sen hamile bir kadınsın senin-"
    -"Kerem saçmalamayı kes ben doğuruyorum ..ahhhhh!"
    -"ne ..ama daha erken ..tamam şimdi sakin ol hayatım yavaşça kapıya gidip
    İclal ablaya bağır ben hemen geliyorum "
    -"kerem çabuk ol ..lütfen "
    Sakin ol sen bunu atlatabilirsin .şimdi yavaşça kalk.Ahh bebeğim daha erken neden hemen çıkmak istiyorsun ...Sende sıkıldın değil mi ..
    -"İclal abla ..çabul gel ..ahhhhhh !"
    -" Nuray kızım ..hii ne oldu sana ..ama daha erken sakin ol Keremi aradınmı ?
    -"ahhh ! ..evet ..."
    -"Canım ..geldim bitanem ..ağlama bitanem şimdi gidiyoruz doktora..İclal abla sen annemi ara yokyok sen en iyisi doktoru ara ..deki
    -"hadi siz gidin oğlum ben halledirim ..nuray iyimisin kızım"
    Nurayı dikkatle yatırdılar arabaya ...Kerem sonsürat hastahaneye vardı
    -"Kerem daha çok küçük yaşıyamaz ..almasınlar onu benden"
    -"Canım birtanem..sakin ol kimse onu senden almıycak ..ya dikkat edin canını yakıyosunuz"diye bağırdı hemşireye
    -"beyefendi giremezsiniz"
    -"ama"çoktan kapanmıştı kapılar ..neyani geliyormuydu küçük meleği ..ama odaha çok küçük yapamaz yaşıyamaz ben onu koruyabilicekmiyim hepsi benim yüzümden ben ısrar ettim .Allah beni kahretsin
    Doktor beyin gelmesiyle
    -"nuray nasıl ..ama daha erken değilmi ..ona birşey olurmu ..söylermisiniz karım nasıl"
    "Kerem bey sakin olun ..size söylemeyi unutmakla en büyük hatayı yaptım ..doğuma yakın zamanlarda böyle ufak kasılmalar olur "
    -"ne yani şimdi doğurmuyormu"dedi şaşkınlıkla
    -"hayır isterseniz karınızı görebilirsiniz"
    -"teşekkürler"
    odanın kapısını yavaşça araladı karısı birtanesi gözleriyaşlı birşekilde camdan dışarı bakıyordu
    -"canım"
    -"özür dilerim"dedi sesi kısık çıkıyordu
    -"özür dileme bilemezdin değilmi hadi ağlama bak bebeğimiz gayet yerinden memnunmuş bunu anlamış olduk değil mi"dedi göz kırparak
    -"hadi toparlanayımda çıkalım"
    -"tamam ben işlemleri halledim çıkalım"
    birhafta geçmişti ..Arada gelen kasılmalar onu zorlasada halinden memnundu.canını sıkan tekşey Keremin eve geçgelmesiydi ..hep işi var diye kendini avutmaya çalışıyordu ama olmuyordu.Akşamları eve geç geliyordu kuru bir "iyi geceler"diyerek yatıyordu..Ne halini hatrını ..nede kasılmalarını soruyordu..birden hissettiği acıyla yüzünü buruşturdu ..doktorun dediklerini uygulamaya başladı ufak bir kasılma diye düşündü 15 dakika sonra geçicekti ...neler oluyordu 15dakika geçmişti ama kasılmaları geçmiyordu ..
    -"İclal ablaa!ahhh "
    -"nuray iyimisin kızım .."
    -"bilmiyorum 15 dakika oldu ..geçmiyor ..çok acıyor iclal abla Keremi ararmısın?"
    -"kızım yine kasılma olmasın.Neyse bekle telefonu getirimde ara sakin ol tamam mı..geçicek"koşarak telefonu aldı
    -"al canım çalıyor
    -"Nuray ? "
    -"Kerem ben doğuruyorum ..çabuk gel"
    -"doktor kaçkere dedi Nuray kasılmalar olabilir diye"
    -"Kerem saydım 15 dakikayı geçti ..Çabuk gel lütfen dayanamıyorum "
    -"tamam seni ihmal ettiğimin farkındayım .Ama dikkat çekmek için hamileliğini kullanma !"
    -"ahhh! Kerem saçmalama çabuk gel ne olur "
    -"of Nuray bugün eve erken gelmeye çalışıcam sözveriyorum"dedi bıtkınlıkla
    Nuray tam cevap veriyorduki arkadan kadının sesi duyuldu
    "Keremcim bir problem mi var "
    -"Gelme duydunmu gelme istemiyorum artık seni ...ahhhh"
    Kerem yüzüne kapanan telefonla kalakaldı.Doğrumu sölüyordu acaba?arkadan ona seslenmeleriyle düşüncelerinden sıyrılıp odaya geridöndü
    -"Bir sorunmu var Kerem "
    -"Hayır Arzu ..lütfen devam edelim "
    -" İclal ablaa! geliyor vallah geliyor billah geliyor Ambulans çağır ahhhh"
    -"sakin ol kızım.Kerem geliyormu ?"
    -"canı cehenneme..ahhhh ..bu ıslaklıkta neyin nesi ..Neler oluyor iclal abla"
    -"hiiii! Nuray suyun geldi.doğum başladı"
    -"abla burda doğuramam korkuyorum "
    -"sakin ol bunu yapabiliriz tamam mı ?"
    -"hayır ..hayır yapamayız ahhhhhhhhh!"
    -"bekle hemen geliyorum ..evet şimdi sıcaksu ..havlu örtü ayy doğuruyor bacılar"bağırabağıra mutfağa indi .sıcaksuyu tasa koyarken bahçede olan Hasibe nineye seslendi
    -"Hasibe abla ..koş Nuray doğuruyo"
    -" geldim bacım ..amanın koş Hasibe koş"
    -"Kızım şimdi sakin ol tamam mı?"
    -"ya sıkıyorsa siz sakin olun ..annecim acıyor ya"dedi gözlerinden sicim sicim göz yaşları akıyordu
    -"tamam şimdi başlıyoruz ..hadi kızım ıkın ..hadi 1..2..3"
    -"ayyyyyyyy!..ahhh!...olmuyor yapamıyorum "
    -"hadi geliyor kızım birkez daha "vargücüyle ittiriyordu .
    -"işta kafası göründü hadi kızım birazdaha gayret et ..İclal sende ambulansı ara "
    -"ayyyyyyyy!"çığlıklarını minik bebeğinin çığlıkları bastırdı
    -"allahım bu çok güzel birşey ..Nuray şuna bak ..Nuray kızım ..neden bayıldı "
    -"heyecandandır kızım ..nerde kaldı bu ambulans"
    Kerem arabadan zarzor indi ..neler oluyordu karısına hiç yapmadığı şeyleri yapıyordu ..şimdi eve gidicekti ..Masumca suratına bakıp özür dileyecekti "biryandan söyleniyor biryandanda yürüyordu apartmanlarının önündeki kalabalık..Bu ambulansta neyin nesiydi ..kapıya vardığında minik bir bebeğin hemşirenin kollarında indiğini gördü ..peşindende Sedyede Karısının indiğini görünce şok bir vaziyette öle bakmaya başladı ..Doğru sölemişti ..doğurmuştu karısı canının içi bebeklerini doğurmuştu ..hemde evde ..naptım ben nasıl ona inanmadım
    suratına yediği tokatla kendine geldi ..karşısındaki evlerinin biricik hizmetlisi İclal ablaya bakmaya başladı
    -"nerdesin sen he söyle nerdesin..Karın doğururken sana ihtiyacı varken hangi cehennemdeydin"
    -"ben ..ben kasılma sandım..o iyimi sölermisin İclal abla ..karım, bebeğim iyimi?"dedi gözlerinden yaşlar akarken
    -"Umrundaymış gibi birde sorma ..hangi cehennemden geliyorsan oraya dön !"
    -"abla yapma neolursun hatalıyım biliyorum ama neolur böyle yapma "
    -"şimdi gitmeliyiz ..Nurayın bize ihtiyacı var "dedi hırsla arabaya bindi peşindende bitkin birhalde Kerem
    -"ben kasılma sandım ..ona öleşeyler söledim ki allahım ben aptalın tekiyim "
    -"yeter !olan oldu artık"hastahaneye vardıklarında aceleyle indiler..
    -"Nuray Keskinin odası netarafta acaba?"
    -"soldan ikinci kapı..1015 numralı oda"
    -"teşekkürler"
    kapının açılmasıyla yavaşça döndüm gelmişti işte güya kocam güya yeni baba kerem bey !
    -"Özür dilerim "diye fısıldadı
    -"özür diliyorsun öyle mi"
    -"ne olur affet beni birtanem"
    -"sana ihtiyacım vardı ..elimi tutmana yanımda olduğunu hissetmeme ..Senin yüzünden eğer ona birşey olursa sorumlu sadece sensin .."
    -"ne sana ne ona birşey olmasına asla izin vermem ..ne olur affet beni hem ben şimdi babamı oldum "dedi heyecanla
    ona yalvararak bakıyordu. Heyecanını biriyle paylaşmaya çalışıyordu en önemlisi ne yaparsa yapsın seviyordu hayat arkadaşını kıyamazdı ona yüzünde tebessümle
    -"evet canım baba oldun .Kerem ben yağmuru görmek istiyorum"
    -"tamam sen dinlen ben Hemşireyle konuşup geliyorum ."
    nekadarda heyecanlıydı seviyordu bu adamı .Birazdan kapıaçıldı heyecanla kapıya döndüm Kerem elinde bebeğimizle değil tekerlekli sandalyeyle geliyordu.
    -"Bu ne Kerem?"
    -"bebeğimiz küvözde buraya getiremiyorlar hemşireyle konuştum"
    -"ne yani şimdi bebeğimizi göremiycekmiyim"dedi gözleri doludolu
    -"hadi bakalım minik anne kalk gidiyoruz "dedi ve dikkatle Yataktan kaldırdı Nurayı
    -"Nereye gidiyoruz Kerem?"
    -"bebeğimize"
    Heyecandan kalbimin çıkıcağını hissediyorum kızımızı minik kelebeğimizi görmeye gidiyordum.Keremin durup tekerlekli sandalyeyi döndürmesiyle bebeğimle karşıkarşıya geldim.Aramızda cam olsada onun kokusunu duyuyordum ama bunu Kereme söliyemezdim çünkü benimle kesin dalga geçerdi
    -"Bebeğim"
    -"Kerem bu çok tatlı birşey"
    -"Hayatımda böyle bir duygu yaşamadım .Bu çok değişik birşey .Nuray çok özür dilerim birdaha asla böyle bir HATA yapmıycam söz veriyorum"
    -"bebeğim babayı affedelim mi..Seni Seviyorum Kerem "
    -"bende sizi seviyorum birtanem .."
    -"Kızım küçük meleğim"
    ------Son-----
    ayyy sonunda yazdım ve bitti! bende ilk başlarda istemedim ama gerçekten bu deneyimi yaşamak çok güzeldi ..özgem çok teşekkürler umarım beğenirsiniz


    evet sıramı temp arkadaşıma veriyorum ..kolay gelsin



    istediğim sahne ise:
    Esas oğlan Esas kızdan ayrılmak istesin ..ayrıldıktan uzun bir süre sonra bir ortamda biraraya gelsinler
     ...to the topTop

  7. #47

    Hikaye Sever


    Durumu
    Offline

    Üyelik tarihi:
    01.10.2007

    Üyelik No: 408



    Mesaj sayısı:
    103

    Tecrübe Puanı:
    80029

    Ynt: SIRA SENDE - Hikayeler


    BEKLEN(MEY)EN

    Ceyda Ozmen: Pazarlama Muduru
    Kerem Durust: Uretim ve Planlama Muduru

    Oturdugu bankta yavasca eğilerek yerden bir papatya aldı.

    - Özur dilerim. Biliyorum sizi koparanlara hep kızdım. Asla bunu yapmam dedim. Ama ne kadar çaresizim anlayın. Bana yardım edersiniz belki değil mi? Belki de söylersiniz bu yaptığım doğru mu değil mi?

    Okşadığı yaprakların birini parmaklarının arasında tutarken durakladı…

    - Napıyorum ben? Allahım aklımı kaçırmaya başlamış olmalıyım. Böyle şeylerden medet ummaya başladığıma göre hakikaten aklımı kaçırmaya başlamış olmalıyım

    Gözünün önünde boylu boyunca uzanan bogazın mavi sularına çevirdi bakışlarını. Papatyanin yaprağını koparmak üzere uzanan parmakları yeniden şefkatla okşamaya başladı o yaprakları…

    İstanbul yazdan kalma güzel bir sonbahar akşamına hazırlanıyordu. Tüm gün şehri ısıtan güneş yerini dolunaya bırakmaya hazırlanırken oluşan kızıllığın altında parlayan boğazın ışıl ışıl mavi suları yer yer vapurların yarattığı dalgalarla hareketleniyordu. Vapurlarla yarışan martıların beyazlığı dalgaların köpüklerine karışıyordu.

    Dalgalara, köpüklere dalan gözlerini kapatıp denizin kokusunu içine çekmek istercesine derin bir nefes aldı. Burnuna gelen iyot kokusu sanki garip bir huzura dönüsüp vücudunun her noktasına ulaştı. Saatlerdir düşünmemek için aklından kovduğu o anlar tüm canlılığıyla gözlerinin önünde canlanırken oturduğu bankta arkasına yaslanıp elindeki papatyayı okşamaya devam etti....

    -*-*-*-*-

    Istanbul tarfiginin kendisine surpriz yaparcasına cok da yogun olmadigi bir anda takside ilerlerken kendini gercekten heyecanli hissediyordu. Yurtdisinda gecirdigi yillarin ardindan yeniden Istanbula donmek ustelik calismaktan keyif alacagi bir sirkette iş bulmuş olmak O’nu gercekten mutlu ediyordu. Istanbula yeniden gelebilmesi 2 yilini almisti. Yeniden bu sokaklarda dolasmak, yeniden sokaktaki insanlarla ya da esnafla kendi dilinde sohbet edebilmek, yeniden tanidik sehir seslerinin arasina karismak icin 2 yilini baska ulkelerde gecirmesi gerekmisti.

    Simdi bir anda karsisina cikiveren bir firsati degerlendirebilmenin mutlulugu vardi icinde. Bu isle ilgili hersey guzel baslamisti. Anlasmayi imzaladigi gunun sirketin mudurleri icin verecegi cok da kalabalik olmayacak bir yemege denk gelmesi de ne kadar guzel bir baslangic yaptigina isaret olarak kabul edilemez miydi? Cantasindan cikardigi kucuk el aynasinda son bir defa kontrol etti kendini. Gordugunden memnun bir yuz ifadesi ile aynayi yerine yerlestiriken taksiden inmek icin esyalarini eline aldi.

    Restorana girdiginde buyuk camlardan rahatlikla izlenilebilen bogazin guzel manzarasi ile karsilasmak yuzundeki tebessumun buyumesine gozlerinin daha da isildamasina sebep oldu. Dunyanin en guzel ulkelerinde dolassa bile gozlerinin ozlemle aradigi manzara hep bu olmustu. Hep bogazin maviligini izlerken huzur bulmayi ozlemisti ruhu. Acik yesil dar elbisesinin bir kac ton koyusu olan topuklu ayakkabilarinin sesi esliginde garsonun gosterdigi masaya dogru ilerlemeye basladi. Incecik vucudu, kumral dalgali uzun saclari hafif bir makyajla guzelligi daha da gozlere hitap eder hale gelen yesil gozleriyle suslenmis zarif sureti ile sade ama sik kyafetinin icinde yuruyen bu genc kadin, onunden gectigi masalardaki bazi gozlerin kendisine cevrilmesine neden olacak kadar alimli gorunuyordu.

    Masaya geldiginde yeni patronunun gururlu bir ifade ile ona gulumseyen yuzu ile karsilasti. Ali Bey 60 li yaslarinin sonuna yaklasmaktaydi. Emekliligine coktan hak kazanmis olmasina ragmen calismayi tercih ediyor ve tum sirket tarafindan bu olgun delikanli buyuk bir hayranlikla takip ediliyordu. En buyuk takipcilerinden biri de Avrupada beraber calisma sanslarinin oldugu donemde kendine onu her yonuyle ornek alan Ceydaydi. Ali Bey’e samimi bir gulumseme ile karsilik vererek yaklasti masaya.

    - Merhaba

    - Merhaba Ceyda Hanim

    - Gec kalmadim umarim

    - Yoo tam zamaninda geldiniz. Sizi aramizda gormekten ne kadar mutlu oldugumu anlatamam

    - Her sey sizin sayenizde

    - Mubala ediyorsunuz kucuk hanim. Sizin calismaniz beni bu kadar etkilemis olmasa bu transfer icin bu kadar ugrasmazdim emin olun

    - Cok tesekkur ederim Ali bey

    - Sizi herkesle tanistirmak icin sabirsizlaniyorum

    Ali Bey gururla masaya yonelip tanistiklari gunden beri basarisiyla her zaman gurur duydugu, belki de hic sahip olamadigi kizinin yerine koydugu Ceydayi yeni calsima arkadaslarina tanistirirken Ceyda da ilk defa masadaki diger insanlarin kimler olduguna dikkat etmeye baslamisti. Masadakilerin kucuk bir kismini son 1 hafta icerisinde yaptigi is gorusmelerinden taniyordu ama buyuk bir cogunlukla bu aksam tanisma firsatina sahip oluyordu.

    Ali bey sesini susleyen bir gururla kendisini masadakilerle tanistirirken bazen merakli, bazen heyecanli, bazen de hayranlik dolu bakislari uzerinde hissediyordu. Yeni calisma arkadaslarina sundugu isiltili gulumseme masanin sonunda oturan esmer uzun boylu uretim ve planlama mudurune gelindiginde yuzunde donuklasti. Ali beyin ona her zaman sevecen gelen sesinin, duydugu isimle beraber kulaklarinin uguldamasina sebep oldugunu hissetti.

    - Kerem Durust. Kerem Bey bizim Uretim ve Planlama Mudurumuz Ceyda Hanım. Ceyda Hanim da Pazarlama Muduru olarak aramiza katilacak Kerem Bey.

    - “Kerem Durust... Kerem Durust... Kerem... Kerem... Kerem....

    Duydugu isim kulaklarinda yankilanirken basinin dondugunu hissediyordu. Sanki yer ayaginin altindan kayiyor genis camlardan iceriye dolan deniz manzarasi buyuk dalgalar halinde uzerine geliyordu. Boguluyordu... O buyuk dalgalarin arasinda nefes alamiyor, kacmak icin nereye ne tarafa kossa daha buyuk bir dalga ile karsilasiyordu.

    Tokalasmak icin kendisine uzatilan ele uzanirken eli, artik hareketlerini mantiginin degil reflekslerinin yonettigini hissediyordu. Kendisine uzatilan elin sahibini hem cok iyi taniyordu hem de onun hakkinda hic bir sey bilmiyordu. Kendisine uzatilan elin sahibi hem ona cok yakindi hem de hic bir zaman dokunamayacagi kadar uzaklardaydi.

    Ellerinin bulustugu o bir an elinden tum vucuduna yayilan sicaklik dengesini daha da kaybetmesine uzaklara kacma isteginin daha da buyumesine sebep oldu. Belki bu fiziksel temas olmasa, gordugu yuzun de duydugu sesin de beyninin kendisine hazirladigi oyunlardan biri oldugunu dusunebilirdi. Ama bu sicaklik bu tanidigi sicaklik gercegi tum sertligiyle yuzune carpiyordu.

    Son iki yilini onu unutmak icin harcamasina, ondan kalan tum hatiralari silmek icin oturdugu evi, calistigi isi hatta yasadigi ulkeyi bile degistirmesine sebep olan insan karsisinda duruyordu. Ustelik ismini onun sesinden duyuyor gunlerce gecelerce aklindan kovmaya calistigi bakislarinin yine yeniden yuzunde dolastigini hissediyordu.

    - Merhaba Ceyda... Hanim

    - ....

    - Aramiza hosgeldiniz

    - .....

    Ali Beyin endiseli sesini duymasa belki de kendisine sorulan sorulara hic cevap veremeyecekti. Ali Beyin endiseli sesini duymasa belki de ne icin nerede oldugunu dusunmeyecek, arkasini donup hizla bu kendisine kucucuk gelmeye baslayan restorandan uzaklasacakti... Ali Beyin endiseli sesini duymasa belki de zor zaptettigi gozyaslarinin goz pinarlarina hucum etmelerini engellemek icin caba gostermeyecekti...

    Yapamadi...

    - Ceyda Hanim iyi misiniz?

    - ....

    - Ceyda kizim?

    - Memnun oldum Kerem bey

    - Iyi misiniz Ceyda Hanim?

    - Iyiyim tesekkur ederim Ali bey

    Yerine otururken masada tanismasi gereken son kisinin O olmasinin su an onu mutlu eden tek sey oldugunu dusundu. Ne sahip oldugu bu yeni is, ne camlardan kendisini selamlamaya devam eden sahane bogaz manzarasi ne de etrafinda suregelen kucuk kahkahalarla suslenen kendi dilindeki sohbetler... Hic biri su anda kendisi icin bir anlam ifade etmiyordu. Hıc biri aradan gecen iki kocaman yilin ardindan biraktigi noktaya dondugunu gormenin icinde yarattigi o kocaman firtinayi durduramiyor, duydugu aciyi azaltamiyordu.

    Bacaklarinin daha fazla ayakta durmasina izin vermeyecegini hissediyordu. Artik kendisine soylenenleri anlayabilecek ya da sorulan sorulara cevap verebilecek kadar gucu kalmis miydi ondan da emin degildi. Keremin çarprazında Ali beyin yanindaki yerine oturuken derin bir nefes aldi. Sanki beynine daha fazla oksijen gonderirse bu yasadigi abuk sabuk ruh halinden daha cabuk kurtulabilecegini hissediyordu. Pecetesini acip dizlerine birakirken derin bir nefes daha aldı. Bu sefer beynine oksijenin yaninda telkin edici sozler gondermeyi de ihmal etmedi.

    - Isin icin buradasin.... Abuk sabuk davranmayi birak.... O da sadece buradaki diger insanlardan biri...

    Beyni yine kendisiyle dalga gecer gibi kendini telkin etmesine izin vermemek icin elinden geleni yapiyordu.

    - Diger insanlardan biri mi gercekten?

    - evet tabi ki oyle

    - unutabilmis misin onu?

    - Kes sunu lutfen

    - Yillarimizi bilmedigimiz yerlerde harcamamiza degimis mi?

    - Kes ne olur kes... ne olur kendime yardim etmeme izin ver....

    - Keseyim ve sen de oyala kendini degil mi? kendini oyalama...

    - Yalvarırım yapma... isim icin buradayim, bu yeni hayata ihtiyacim var bunu yapabilirim. bana yardim et.. ne olur bana yardim et...


    Bir an soylediklerinin ise yaradigini hissetti. Icini kemiren o ic ses yavasladi uzaklasti, duyulmaz oldu... Delicesine atan kalbi normal ritmini bulmaya titreyen bacaklarindaki uyusukluk yavas yavas vucudunu terketmeye basladi. Kafasini kaldirip yuzunu bu sefer isildayan gozlerinin eslik etmedigi yapay bir gulumseme ile suslerken hala buz gibi olan parmaklari kucaginda birbirine kavustu....

    -*-*-*-*-*-

    Kerem, kapidan girdiginden beri gozleri ile takip ettigi bu guzel kadın, bu bir zamanlar onun olan onun sevgilisi olan bu güzel kadın yerine oturdugunda da gozlerini ondan alamadi. Hayallerinde yasattigindan daha da guzeldi... hayallerinde yasattigindan daha da anlamli bakiyordu yesil gozleri... hayllerinde yasattigindan daha da guzel parliyordu gulumserken gozleri...

    Yillardir onu hatirladigi her guzel hayalin ardindan gozlerinin gormeye alistigi o karabasan yine dagitiverdi icinde kipirdanan duygulari. Yine yerle bir etti buyutmek icin can attigi umut filizlerini...

    - Anlayamadim Kerem

    - Ayrilmak istiyorum Ceyda

    - Ayrilmak?

    - Uzgunum ama yapamiyorum. Kendimi bu kadar ciddi ilerleyen bir iliskiye hazir hissetmiyorum. Hayatimda yapmak istedigim bir suru sey var. Gitmek istedigim ulkeler basarmak istedigim hedefler...

    - Ve bunlari yalniz yapmak istiyorsun.. derken kirgindi genc kizin sesi.

    Ona uzanip “Hayir seninle yapmak istiyorum tum bunlari” demis olmak icin her seynini verebilecegini hissetmisti yillarca. Ama o gun o kendisine ozellikle son bir yilda daha buyuk bir kabus olan o kara gun bunu dememisti... O gun dudaklarindan dokulen sozler hala her hatirladiginda binlerce igne halinde kabinin her kosesine dagilip batiyor, yakiyor, acitiyor, dagitiyordu...

    - Ceyda seninle cok mutluyum ama yapamiyorum. Kendimi hapsedilmis hissediyorum. Bu kadar ciddi bir iliskiye hazir degilim lutfen beni anla

    - Kerem...... Hoscakal...

    Bugun bile tum netligiyle gozunun onundeydi zaptedilmeye calisilan goz yaslarinin iyice bugulandirdigi yesil gozler. Daha o an Ceyda donup giderken yanlis bir karar verdigini hissediyordu. Belki de o yuzden son bir kez seslenmisti ardindan. Belki de son bir kez o guzel gozlerin icine bakmak istemisti... Olmamisti.. Gorememisti o gözleri... Son sozlerini soylerken Ceydanin sirti ona donuktu... Hemen arkasinda duruken burnuna onun guzel kokusunun geldigini, ellerinin onun omuzlarina dogru uzandigini ama havada kaldigini, ikisinin de seslerinin hic aliskin olmadigi bir sekilde titredigini hatirliyordu...

    - Ceyda

    - Efendim

    - Sen harika bir insansin

    - Hoscakal Kerem

    - Hoscakal sevgilim

    -*-*-*-*-

    Kalbine gomeceginden emin oldugu duygulariyla savastigi ilk aylarin ardindan gunluk hayatin karmasasina kaptirmisti kendini. Onu hatirladigi her an arkadaslarinin yarattigi karmasa tarafindan aklindan silinmeye calisilmisti. Kapilip gittigi cilgin bekar hayati ilk alti ayin sonunda onu bogmaya baslarken bir yilin sonunda artik barlardaki kesmekese dayanamaz hale gelmisti. Aklinin, kalbinin, ruhunun ve tum vucudunun istedigi tek bir sey vardi: Ona kavusmak. Ona yeniden sarilmak. Aklini basindan alan kokusunu yeniden duymak... Tum soguklari yok eden ellerinin sicakligini yeniden ellerinde hissetmek... yeniden onun yesil gozlerinin derinliginde tum sikintilarini mutsuzluklarini unutmak...

    Aramisti, onu bildigi her yerde tanidigi her insanin yaninda aramisti. Yurtdisina gittigini ogrendiginde umutlari tukenmek uzere olsa da onu aramaktan vazgecmemisti. Ona ulasmayi basarabilirdi... Korkmasaydi yeniden karsisina cikabilecek kadar cesareti olsaydi bunu yapabilirdi. Kendi iradesi ile yapamadigini hayat ona şimdi hediye mi ediyordu?

    Ozlemini dindirmek istercesine uzun uzun bakti ona. Nerede olduklarini onemsemeden izledi sevdigi kadini. Gozleri ile yuzunun her bir noktasini defalarca kokladi, defalarca optu... Hayalinde sacinin her bir dalgasında ayri ayri dolasti parmaklari... Onunla konusmaya cesaret ettigi her an sozcukler bogazinda binbir dugum haline gelirken Ceydanin da onu gormekten etkilendigini gorebiliyor ama kendisini bu kadar cabuk toparlayip masadaki sohbetlere dahil oluvermesini de saskinlikla izliyordu... Onu tanimasa yuzundeki bu gulumsemenin ictenligine inanabilirdi... Ama onun sevdigi kadinin gulumsemesine gozlerinin isiltisi eslik etmiyorsa o gulumseme Ceyda gulumsemesi olmazdi ki...

    Hasretini dindirmek icin onu izleyen gozleri masadan usulca kalkip uzaklasan Ceydayi takip etmekten vazgecmedi. Aradan gecen bir iki dakikanin ardindan ayni yoldan geciyordu sabirsiz adimlari.

    Ceyda avuclarina aldigi soguk suyu son bir kez daha boynunda gezdirdi. Yemek basladigindan beri cabaliyordu.. Ona bakmamak icin cabaliyordu... Icindeki duymak istemedigi dogrulari soyleyen sesleri duymamak icin cabaliyordu. Masadaki sohbetlere dahil olmak icin cabaliyordu. Aynaya yansiyan yorgun suretine son bir kez bakip koridora dogru cikarken bu gecenin sag salim bitecegine, bu restorandan ciktigi andan itibaren kendi hayatina yeniden donebilecegine inanmak istedi...

    Heralde o an inanmak istemedigi tek sey bayanlar tuvaletinden ciktiginda karsisindaki duvara yaslanmis kollarini gogsunde kavusturmus kendisini bekleyen Keremin goruntusuydu...

    Reddetmeye calissa da o buradaydi. Yakisikliydi... Gecen yillar yuz hatlarinin daha da keskinlesmesine yasanmisliklarin verdigi olgunlugun bakislarina yerlesmesine sebep olmustu. Siyah saclarina iki yil icinde bu kadar ak sac nereden gelip yerlesmisti? Zayiflamisti da... Hala etkileyiciydi. Hala gri-mavi gozleri derin cok derin bakiyordu.

    Yasadigi kisa bocalamayi geride birakmaya calisarak yemek salonuna acilan koridora dogru ilerlemeye calisirken az once ellerini yakan sicakligi sol kolunda hissetti... Bu dokunus daha yakici bu dokunus daha dagiticiydi sanki. Dagilan iradesini toplamak icin aldigi derin nefeslerin yetersiz hem de cok yetersiz olacagini onun sesini duydugu ilk an kabullenmek zorunda kaldı.

    - Ceyda

    - ...

    - Ceyda lutfen bana bakar misin?

    - ....

    - Yapma... ne olur bunu bize yapma

    Duyduklarinin yarattigi saskinligi tasiyordu gozleri ona dondugunde

    - Bunu bize yapma?

    - ....

    - Kerem bunu bize yillar once sen yaptin

    - Biliyorum.... biliyorum sevgilim.... biliyorum askim....

    Sesi... her kelimeyle degisiyordu. Her kelime ile cektigi aci gozlerine sesine daha cok hakim oluyor, bakislari tarif edilemez bir pismanlikla golgelenirken sesi gucunu kaybediyor gozleri dilinin henuz soylemediklerini simdiden soyluyor; onu affetmesi icin ona yalvariyordu.

    Keremin elleri omuzlarina kayip onu kendisine cevirirken gozlerindeki derin pismanliga hapsolmustu bakislari. Kipirdayamiyordu... Konusamiyordu... Onu saran, kavrayan, sarsan bakislarin, sozlerin buyusunde oldugu yerde kalakalmisti..

    - Seni aradim... seni hep aradim...

    - ....

    - Sensiz gecen her gunu onlarca gun olarak yasadim.

    - .....

    - Unutamadim seni Ceyda.. Ceydam...

    - .....

    Kerem aci ceken, icin icin aglayan, sarsan, sarsilan bakislariyla kendisine biraz daha yaklasirken Ceyda zorlukla da olsa kendisini geriye cekmeyi basardi.

    - Duymak istemiyorum Kerem.

    - Dinle...

    - Ne soylediklerini ne de soyleyeceklerini duymak istemiyorum...

    - Sevgilim dinle...

    - Hayir Kerem...

    - Ceyda... Sana olan sevgim her gun buyudu. Ben yok etmeye calisirken daha da buyudu..

    - Kerem sus...

    - Susturma beni ne olur. Bu anı o kadar cok bekledim ki

    Artik iradesi duyduklarini kaldiramiyordu... Artik iradesi karsi koymasina yetecek kadar guclu durmuyordu. Onun kokusu, onun o deli gibi ozledigi kokusu etrafını sararken direnme gucu binbir parcaya ayrilip ellerinden uzaklara savruluyordu.

    Kerem onun gozlerinde gordugu hakli kirginligi silmek yok etmek o bakislari yeniden isiltilarla suslemek icin elinden geleni yapmaya hazirdi. Bu sefer onu birakmamaya bu sefer onun arkasini donup hayatindan uzaklasip gitmesini izlemeyeye ona dokundugu ona yakinlastigi her an bir kez daha yemin ediyordu.

    Ceydaya bir adim daha yaklastiginda artik aralarindaki mesafe bir nefes kadardi... Keremin sıcak nefesi Ceydanın ondan uzak tutmaya calıstıgı yuzunde dolaşıyor gözleri an be an O’na daha da yakınlaşıyordu.

    - Ceydam...

    - Kerem.... Kerem yapma...

    Koridorun ucundan kendilerine dogru gelen sesi duymasalar belki de o anin buyusunden hic cikamayacaklardı. Sesler onlara yaklasirken Ceyda zorlukla bir adim geriye cekildi... Kerem saniyeler ona yaklasirken gozlerinde etkisini kaybettigini gordugu kirginligin tum varligiyla geri geldigini bakmaya doyamadigi gozlere yeniden yerlestigini gordu. Hala Ceydanin omuzlarında olan ellerini cekmeye onun gitmesine izin vermeye hiç niyetli görünmüyordu.

    - Ceyda seni gormem lazim

    - Hayir Kerem

    - Ceyda lutfen bana bir saat ver sadece senin gozlerine bakabilecegim bir saat ver

    - Kerem Hayır

    - Ceyda bu sozu almadan seni asla birakmam

    - Kerem bir is yemegindeyiz

    - Bana soz ver. Beni gorecegine dair bana soz ver.

    .......

    -*-*-*-*-*-

    Iste buradaydi. Bogaza bakan bir tepede elinde kendisine yardim etmesini umdugu bir papatya aklinda dun gecenin hala capcanli olan anilari ona verdigi sozu tutup tutmayacagina karar vermeye calisiyordu. Gururu asla gitmemesini soylerken duymamak icin buyuk caba sarfettigi bir ses icinden “yeter artik... yeter kendini oyalama” diyordu....

    Kararsizligini, caresizligini, aklindaki tum sorulari denizin dalgalarina birakip gidislerini izlemek ve son iki yilda kendine yeniden kurdugu hayatina geri donmek isterken arkasindan gelen ses bu durumdan kurtulmanin o kadar da kolay olmadigini ona bir kez daha hatirlatti...

    - Seni burada bulacagimi biliyordum....

    - Kerem.....


    Sevgili Merak ve Maditacim,
    Biliyorsunuz sadece sizi kirmamak adina bu ise kalkistim. Ama zormus yazmak gercekten cok zormus Umarim yazdiklarimi begenirsiniz. Benim ne yazik ki cok fazla okuyup kontrol etme sansim olmadi. Bu aksamdan itibaren de bir is toplantisinda olacagim icin sizleri daha fazla bekletmek istemedim. Yorumlar disinda ilk defa bir seyler yaziyorum umarim hatalarimi mazur gorursunuz.

    Ben bu durumda olsam nasil davranirdim bilmiyorum ama insanin klavyesinden cikanlarla aklindan gecenler bir olmuyormus sanirim Yemek teklifini kabul edip etmeyecegi hayal gucumuze kaldi

    Sirayi burcudemet'e veriyorum...
    Istedigim sahneye gelince:
    Karakterlerimiz bir markette karsilassinlar ve bu sicak yaz gunlerinde marketteki son cikolatali dondurmayi paylasamasinlar....
    Konu temp tarafından (02.07.2009 Saat 16:00 ) değiştirilmiştir.
     ...to the topTop

  8. #48

    burcudemet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Hikaye Tasarımcısı


    Durumu
    Offline

    Üyelik tarihi:
    21.06.2009

    Üyelik No: 4189

    Konumu:
    wattpad


    Mesaj sayısı:
    7.646

    Tecrübe Puanı:
    21473052

    Ynt: SIRA SENDE - Hikayeler


    esas oğlan :Atilla Demir
    esas kızefne Atasoy

    Genç kız elindeki çantayı öfkeyle yere bıraktı adamın arkasından bakarken. Bu sıcaklarda kendisini ısrarla dışarı çıkmaya zorlaması yetmiyormuş gibi bir de güzel tüm sinirlerini altüst etmişti. Kavgayla sonuçlanan bir yemeğin sonrasında trafiğin yoğunluğunu bahane ederek onu işyerine uzak bir noktada bırakmıştı.Tüm yol boyunca kafasını pencereden dışarıya çevirmiş olan Defne yemekte konuştuklarını evirip çevirmişti sürekli.

    En sonunda hiç bir şey olmamış gibi sakin bir ses tonuyla ”Hayatım trafik çok yoğun bulvarda bırakayım ben seni, biraz yürüyeceksin ama sorun olmaz değil mi? “diye sormuştu pişkin pişkin.
    Bardağı taşıran son nokta bu olmuştu galiba.”Hayır Faruk hiç ama hiç sorun olmaz …”dedikten sonra umursamaz bir tavırla parmağındaki yüzüğü çıkarmıştı.

    Faruk’un şok olmuş bakışları arasında defne ne yapıyorsun sen bu da ne demek şimdi “derken ona uzattığı elinin avucuna bırakmıştı.

    “Bitti.” demişti sadece, sonra arabadan çıkmıştı.

    Faruk arabanın penceresini açıp ona “Defne saçmalama…” diye bağırmaya başladığında öfkeyle ona dönmüş, açık olan pencereye doğru eğilmişti. Öfkeden yanaklarının alev alev yandığını hissedebiliyordu o sırada tekrar “Bitti…” demişti bağırarak.

    Faruk “Sakinleşince ara beni Defne… “diyerek arabayı hızla trafiğin içine kırmıştı tekrar.

    Sürekli ertelenen nikâh tarihleri yüzünden ikisi de artık sık sık kavga etmeye başlamışlardı. Defne geçen bu süre içinde iyice sorgulamaya başlamıştı ilişkilerini. İşyerine doğru yürürken hala kafasında dönüp duruyordu düşünceler. Meşrutiyetten Karanfile doğru dönerken köşedeki marketi fark etti birden.

    “Dondurma …”diye düşündü. Şimdi şekerli bir şeylere ihtiyacı vardı işte. Sinirleri altüst olmuştu nişan yüzüğünü attığını yeni yeni fark etmeye başlamıştı.

    “O kadar bağırttı ki beni… Eh dilim damağım kurudu tabii benim de. Allahım nerden buldum ben adamı …” diye söyleniyordu bir yandan da.” Başta her şey ne kadar güzeldi. Ah tabii erkek milleti değil mi yüzüğü taktı ya beyefendinin içi rahat tabii ki. Bir de nikâh defterine imza atsa Allah bilir nasıl davranacak bana. Odunsun işte odun…”diye söyleniyordu o sırada dondurmaların arasında gördüğü çikolatalı magnuma eli uzanırken. Son cümlesini sesli söylediğinin farkında bile değildi.

    Birden kalın tok bir erkek sesiyle irkildi Defne...

    “Kusura bakmayın hanımefendi ne dediğinizi anlamadım. Bana mı dediniz? “diye soran sese doğru yöneldi şaşkınlıkla.

    Karşısında görebildiği tek şey beyaz bir gömlek ve kırmızı lacivert motifler olan kravattı ne yazık ki.Boyu adamın göğsüne kadar gelebiliyordu sadece.Karşısında bir dev vardı galiba. Hafifçe kaldırdı başını adamın yüzünü görebilmek için bu zamana kadar gördüğü en güzel yeşil gözlerle karşılaştığında şaşkınlıkla bakakaldı bir an.

    Karşısındaki uzun boylu esmer adam başını ona doğru eğmiş, gözlerini dikmiş, içini sımsıcak bir hisle dolduran bir tebessümle ona bakıyordu o sırada. Neredeyse burun burunalardı adamın sıcak nefesi yüzüne vuruyordu Defne’nin. Kalbinin çırpınışlarına anlam vermeye çalışırken yanakları yanmaya başlamıştı yine.

    Kekeleyerek “Ha-hayır b-ben kendi kendime söyleniyordum. Çok …çok özür dilerim ben öyle demek istememiştim. Yani dedim aslında… Ama size değil. yani başkası içindi o laf. “ demeye ancak yetmişti utanç ve heyecanla kesilen sesi bir yandan d adamın gözlerinin hapsinden kurtarmaya çalışıyordu kendisini. Zorlukla başını önüne eğebildi. Derin bir nefes almıştı o bakışlardan uzaklaştığında.

    Adam eğilerek az önce elini uzattığı magnumu aldı. “Hmm, pek anlaşılır olmadı ama. Bana olmadığını anlayabildim en azından bu laf kalabalığı içinde…” derken bir yandan da süzüyordu genç kızı.

    Defne onun gözlerinde hınzır bakışlarla kendini süzdüğünü fark edince bir hışımla diklendi karşısında ki dev adama. Onun dalga geçercesine kendisiyle konuşması sinirlendirmişti Defne’yi.

    “Pardon ama onu ben alıyordum…” derken ela gözlerinden az önceki afallamış bakış silinmişti çoktan.

    Karşısında gözlerine öfkeyle bakan kıza döndü Atilla umursamaz bir tavırla. Onun bu sinirli hali nedense çekmişti onu. Kızıl kıvırcık saçları asi bir şekilde sarmıştı ufak yüzünü. Yüzünde hafif makyajıyla hafif parıldayan yanakları sürekli kırmızıya boyanıyor gözleri ve yüzü alev alev yanarken hırçın, vahşi bir güzellikle nefesini kesiyordu genç adamın…

    Bir süredir izliyordu kızı aslında. Bulvarda öfkeyle arabadan inişini. Çevik adımlarla sokağa girişini takip ediyordu bir süredir. Markete girdiğinde ister istemez peşinden gitmişti mırıl mırıl söylenen bu kızıl ufaklığın. Onun dondurmalara gittiğini görünce takip etmişti onu. Nasıl olursa olsun takmıştı kafasını tanışacaktı bu kızla. Günlerdir sabahları ve akşamları karşı binadaki ofisine giriş ve çıkışlarını izliyordu. Bu sefer fırsat ayağına kadar gelmişti işte… Son cümlesini duyduğunda içinden “Teessüf ederim tatlı sevgilim ben neler düşünüyorum, sen neler diyorsun “diye geçirerek gülmüştü için için.

    Şimdi de onun az önce almaya çalıştığı dondurmaya el koymuş, iyice delirmesini kor gibi tehlikeli pırıltılarla bakan gözlerinden taşan öfkenin yanaklarını kırmıza boyamasını izliyordu fark ettirmemeye çalışarak yeniden.

    “Bu görüntüyü ömür boyu izleyebilirim “diye düşündü içinden.

    Mırıldanan sesinin birden yükselerek “ Kusura bakmayın ama onu ben alacaktım” demesiyle yapmacık bir hayretle döndü ona.

    “Siz… Kusura bakmayın ama şu an benim elimde. Değil mi? Ben almış oldum farkındaysanız “dedi kıza.

    Defne yüksek sesle…

    “Çattık …” diye söylenirken başka bir tane almak için eğildi dondurmaların üzerine. Genç adam o sırada kenara yaslanmış elinde dondurmayla keyifle izliyordu onu.

    Kalan tek çikolatalı dondurmanın adamın elindeki olduğunu anladığında artık patlamıştı öfkesi.
    İnadı tutmuştu Defne’nin şimdi o dondurmayı almazsa delirecekti. Biraz önce Faruk’la nişanı bozmasının üzerine şimdi de karşısındaki bu yeşil gözlü adam iyiden iyiye çıldırtmıştı onu…

    “Başka kalmamış lütfen alabilir miyim onu.” dedi sakin kalmaya çalışarak.

    Tek kaşını kaldırdı Atilla “Neden? Aldığım bir dondurmayı size vermek için bir sebep göremiyorum ben”

    Siz nasıl bir adamsınız böyle… Centilmenlik iyiden iyiye ölmüş gerçekten de…”

    Hanımefendi daha az önce bana hakaret ettiniz hatırlatırım, neden size kibar davranayım söyler misiniz bana? “

    “ Ben sizinle konuşmadığımı söylemiştim. Lütfen alabilir miyim?” onu diyerek uzandı tekrar adamın elindeki dondurmaya... Sinirden ağlayacak duruma gelmişti neredeyse.

    Adam hızla elini kaldırarak uzaklaştırdı dondurmayı Defne’den.

    “Siz… Siz benimle oyun mu oynuyorsunuz…” dedi Defne yüzü tekrar ateş alırken…

    “Aslında evet kızardığınız zaman o kadar güzel oluyorsunuz ki izlemesi çok keyif veriyor umarım sakıncası yoktur sizin için”

    “Siz… Siz… Ne kadar küstah bir insansınız böyle. Verin onu bana.” dedi tekrar almaya çalışarak.

    Bir anda adamın geri çekilmesiyle dengesini kaybetti Defne. Atilla onu ayağının kaydığını fark ettiği an hızla beline uzanarak kendine çekmişti kızı. Şimdi kızıl saçlarının kokusu burnuna hücum ediyordu. Onu kollarına aldığında daha fazla yaklaşıp alev alev yanan yüzünün tadında kaybolmak, dudaklarında vuslata varmak için kanı dinmez yangınlara sürüklenivermişti birdenbire. İradesinin son lokmasında fark etti Defne’nin onu itmeye çalışan ellerinin cılız, titrek çabasını. Hayal kırıklığı kokan bir iç çekmeyle onu sımsıkı saran kollarını serbest bıraktı.

    Defne geriye çekilmiş az önce kollarında olduğu adama bakıyordu şimdi hayretle. Adamın bakışlarında onu çeken bir şeyler vardı sanki.

    Hissetmeye başladığı şeylerin kokusu bir anda öfkeyle karışarak döküldü dudaklarından.

    “Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz!!!” derken Atilla’nın onu tutabilmek için elinden attığı dondurmaya takıldı gözleri.

    Bir anda gözyaşları süzülmeye başlamıştı gözlerinden.”Siz erkekler…” diye inledi hıçkırıklarla titreyen dudaklarıyla ”Hepiniz aynısınız. Hep benim istediğim olsunlarla yok ediyorsunuz güzel olan her şeyi “
    Son sözleri dudaklarından haykırırcasına çıkmıştı Defne’nin. Atilla şakasının onu bu kadar üzmüş olduğunu gördüğünde çoktan bu kadar ileriye gittiği için pişman olmuştu bile. Markettekilerin şaşkın bakışları arasında hıçkırarak oradan dışarıya fırlayan kızı takip etmeye başladı.

    Birden bozulan sinirleri o sırada bir karar verdirmişti ona. Faruk ‘la evlenemezdi Defne. Eğer yabancı bir erkeğin sarılışı bu denli kalbini çarptırıyorsa bir şeyler yanlıştı bu ilişkide. Nişanı bozma kararını öfkeyle almış da olsa doğruydu bu karar işte. Gün kadar açıktı bu.

    Zihninde ki karmaşanın içinde sağı solu görecek hali yoktu Defne’nin. İşyerinin kapısından içeriye girerken onu takip eden adamın farkında bile değildi.

    Kısa bir süre sonra ofisine her gün gül gelmeye başlamıştı… Eğer çiçeklerle gelen kartlarda “seni tanımak için sabırsızlanıyorum tatlı sevgilim” yazılı notu görmese Faruk olduğunu düşünebilirdi… Güllerle gelen mesajlar başta çok sinirlendirmişti Defne’yi. Ama şimdi artık yollarını beklemeye başlamıştı resmen.
    Markette karşılaştığı yeşil gözlü adamı hemen her gün görmeye başlamıştı. İşyerine girerken çıkarken sokakta yürürken…

    Birden bire nereden geldiğini anlayamadan görüş mesafesinde buluyordu onu. Her seferinde tatlı bir tebessümle gülümsüyor, uzaktan selam veriyordu ona. İlk başlarda öfkeyle başını çevirse de yavaş yavaş alışmaya başladı adamın varlığına. Bazen birkaç gün ortadan kaybolurdu. O zamanlar nerede olduğunu düşünürken bulurdu Defne kendini.

    …….
    Defne Faruk’tan ayrılalı neredeyse üç ay olmuştu. Sabah yine gergin bir konuşma yapmışlardı eski nişanlısıyla. Israrla tekrar beraber olmak istiyordu Faruk… Defne’nin sinirleri onun telefonlarını artık kaldıramamaya başlamıştı. Tüm gün boyunca kafasını dağıtmak için çalışmaya verdi kendisini. Yoğun geçen bir günün ardından geç saatlerde nihayet işleri bitmişti.

    Ofisten çıkarken sekreteri Lale’ye seslendi.

    “Lale, çıkıyorum ben artık. Sen de fazla oyalanma istersen. Zaten yeterince geç oldu.”

    “Eşim beni almaya gelecek Defne Hanım. Siz beni beklemeyin.” diye cevap verdi Lale masasından çıkarken.

    “Olur. İyi geceler…”diyerek kapıyı kapatırken son anda kapısı açık duran odasına takıldı gözleri. Masanın üstünde duran koca gül buketine baktı gülümseyerek.

    Binadan çıkarken bir yandan çantasını kapamaya çalışıyor, bir yandan da telefonunu çıkarmaya çalışıyordu. Arabasını almamıştı o gün taksi çağırmak için telefonunu çıkardığında duyduğu sesle irkildi birden
    Yeşil gözlü adam binanın çıkışında dış kapıya yaslanmış, bir eli cebinde tatlı bakışlarıyla süzüyordu onu yine.
    “Çok geç değil mi saat hep bu saatlere kadar çalışır mısınız siz?”
    Şaşkınlıkla adamın gözlerindeki sımsıcak bakışlarda kayboldu bir an yine göğsünde tatlı bir heyecanın çırpınışı almıştı yerini. Hareketlendikçe ılık bir rüzgâr gibi yüzüne doğru yol alıyor, yanaklarını kızıla boyuyordu hızla atan kalbinden gelen kan.

    “ Şe-şey merhaba siz..”
    “Evet, ben… Geçen gün markette bir güzel haşladığınız adam.” Dedi Atilla onun şaşkın haline bakarken. Yavaşça ilerledi Defne’ye doğru. Onun heyecanını gözlerinden fark etmiş, bu gece nihayet onunla konuşabileceğine inanmaya başlamıştı.

    “Korkuttum mu sizi…” diyerek fısıldadı, aralarındaki mesafeyi hızla kapattığında.
    Defne gittikçe heyecanına daha fazla kapılıyor ayaklarının üstünde duramayacakmış gibi hissediyordu. Onun bu kadar yakınında olması altüst etmişti bütün duygularını. Gözlerini kaçırarak titrek bir sesle vecap verdi Atilla’ya
    “Hayır şaşırdım sadece..”
    “Sizi görünce konuşmak, özür dilemek istedim sizden. “
    “Ben özür dilerim aslında. Çok sinirliydim o gün sizden çıktı galiba hıncı”
    “Önemli değil çok sinirlendirdim bende sizi. Ama elimde değildi. Sinirliyken o kadar güzel görünüyordunuz ki
    “Ben gitsem iyi olacak”

    Adamın ona gittikçe yaklaşması bir anda korkutmuştu Defne2yi, kapıya arasındaki dar aralıktan geçebileceğini hesaplayarak kaçmaya çalıştı ondan.

    “Çiçekleri beğendin mi Defne?” Kapıya yaklaştığında tekrar engellemişti adam geçmesini. Bir eli yavaşça omzuna doğru gitmiş oradan çenesine doğru ilerleyerek hafif bir dokunuşla kendine bakmaya zorlamıştı Defne’yi.

    “Siz benim adımı nerden biliyorsunuz.”diye sordu Defne gittikçe kayboluyordu adamın karşısında sanki.kendini küçük aciz bir çocuk gibi hissediyor onun kollarına sığınmak istiyordu bir tarafı.Yine de hala içinde sen ne yapıyorsun adını bile bilmediğin bir adamın tek dokunuşuyla kendinden geçmek de ne demek şimdi diye haykıran bir ses onu durdurmaya çalışıyordu.

    “Öğrenmek istediğim bir şey olduğunda peşini bırakmam kolayca…”

    “Çiçekler.sizdiniz demek ..”
    “Dedim ya öğrenmek istediğim bir şey olduğunda peşini bırakmam ve seni öğrenmek, tanımak istiyorum defne dedi yeşil gözlü adam buğulu sesiyle…

    Bir anda birkaç adım geriye çekildi defne, kendine hâkim olmalı kaçmalıydı bu adamdan. Tehlike saçıyordu sanki. İçinde bir yerler onu düşmek üzere olduğu bu karanlık belirsiz yerden kurtarmaya çalışıyordu hala.

    “Ben… Lütfen izin verin… Yani siz…” kekeliyor konuşamıyordu Defne.

    Atilla onun halini fark etmiş daha da üstüne geliyordu şimdi.” Bu kadar itici bir insan mıyım Defne neden bana bir şans vermiyorsun…”

    Bir anda öfkeyle geri itti Atilla’nın elini Defne. Kendine kızgınlığı, tanımadığı bir adama karşı bu kadar zayıf hissetmek dengesini altüst etmişti. Faruk’la yaptığı gergin konuşmaların sonrasında bu adamla bu şekilde karşılaşmak delirtmişti onu.

    “Siz, beni ne sanıyorsunuz Allah aşkına. hem bu şekilde beni rahatsız etmeye ne hakkınız var.özür dilemek istiyorsanız tek bir çiçek gönderirdiniz, belirtirdiniz kim olduğunuzu..günlerdir kimden geldiğini bilediğim çiçeklerle doluyor ofisim..Beni araştırıyorsunuz,, takip diyorsunuz bu ne cesaret…”

    “Sen hiç susmaz mısın Defne… Diyerek birden kendine çekti kızı. Yakınlığın verdiği heyecanla kadını gözlerinin aniden büyüğünü, dudaklarının heyecanla aralandığı fark etti keyifle.
    Şaşkınlıkla ona bakıyordu şimdi büyülenmişçesine. Birden gözlerinin dudaklarına takıldığını fark etti adamın. Ona doğru eğilirken donup kalmışçasına engellemek için hiçbir şey yapamıyordu Defne. Dudaklarına değmek üzereyken “seni susturmanın yolunu biliyorum galiba…” dediğini duydu belli belirsiz.

    Sonrası belirsizdi Defne için. hiç tanımadığı bu adamın kollarında daha önce hiç duymadığı bir heyecanla sarsılıyor onun dudaklarını bulan yumuşak dokunuşlarıyla kendinden geçiyordu. Titreyen dizlerini üstüne düşmemek için çaresizce tutundu adama farkında bile olmadan.

    Genç adam nefes nefese geri çekilirken boğuklaşmış bir sesle fısıldadı Defne’ye.

    “Ben Atilla…”



    Birden ufaklığın uyku dolu mahmur sesini duydu anıların içinden.

    “Sonra ne oldu baba?”

    “Hmm güzel bir hediye verdi bana annen oğlum. Tam yanağımdan…”

    “Yanağından mı öptü seni annem.” Diye sordu Rüzgâr hafif araladığı gözleri merakla bakarken.

    “Sayılır Rüzgârım, sayılır. “Derken kapıdan gelen imalı öksürük sesine döndü Atilla. Koridordan gelen ışığı arkasına almış, kapıya yaslanmıştı Defne. Gülen gözlerle ona bakıyordu. Işık saçlarının arasından sızıyor bedeni alev almış gibi görünüyordu küçük karısının.
    Yavaş adımlarla yatağa gelip Rüzgârın diğer tarafına oturdu defne oğlunu babasının göğsünden alarak yatağına yatırdı şefkatle.

    “Uyu artık Rüzgâr olur mu? Babanla azıcık sohbet edeceğiz biz.”

    “Yine babama hediye verecek misin anne .”diye sordu rüzgâr annesine bakarak.

    “Rüzgârcım!! Hadi oğlum, uyu sen”.diyerek örttü üstünü.

    Atilla’ya bakarken dudaklarını arasından fısıldadı gülerek.

    “Demek hediye verdim sana. Öptüm sayılır öylemi beyefendi …” diyordu tam kapıdan çıkarken.
    Koridorda birden ayakları yerden kesildiğinde ister istemez bir çığlık koptu ağzından.Atilla karısının boynunu dudaklarıyla gezinirken bir yandan mırıldanıyordu ..

    “Evet, vermedin mi? Önce seni aldım, sonra bana bir çocuk verdin… Hatta az sonra bir ikincisi için antrenmanlara başlayacaksın benimle. Daha büyük hediye mi olur “diyordu artık kahkahalarını tutamayan karısına…
    “Hayır, Atilla ikinci çocuk için erken daha “dedi Defne Atilla’nın tutkulu öpücüklerine karşılık vermeye çalışırken.

    Atilla onu yatağa yatırdı yavaşça…

    “Biz çalışalım da, bakarız erken mi geç mi… Ama önce geveze karımı susturmam lazım benim… ”






    evvet sıra sende estamos....
    hadi bakalım atilla ve defnenin valizleri havalanında karışır....
    Ben sevgiye inanmayan bir kadına sevgiyi anlatmaya giyiyorum hırkamı. Asam ona giden yolda defalarca dövecek toprağı, ama sonunda ulaşacak ona sözüm. Biliyorum…
     ...to the topTop

  9. #49

    estamos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Sermuharrir


    Durumu
    Offline

    Üyelik tarihi:
    23.06.2009

    Üyelik No: 4199

    Konumu:
    Ankara


    Mesaj sayısı:
    1.651

    Tecrübe Puanı:
    2617479

    Ynt: SIRA SENDE - Hikayeler


    KADER

    Defne sabah ışıklarının çağrısıyla uyandığında hala uykusuz olduğunu fark edip söylenerek tekrar yattı. İçinden
    'Alacağın olsun Serap aşk meşk işiyle oyalarsan geç yatarım tabi...' diyordu.

    Gece boyunca sevgili arkadaşının gönül maceralarını dinlemesi hiç iyi olmamıştı. Tekrar tatlı uyksuna dönerken birden cuma gününde olduğunu fark edip yataktan zıpladı.
    Saatin sekiz buçuğu göstermesi az önceki endişesini haklı çıkartırken Defne; Serap'a, kendine, çenesine lanetler yağdırıp alelacele giyinmeye
    başladı.

    'Kahretsin geç kaldım yarım saatte nasıl yetişiceğim ben!'

    Eline geçirdiği kıyafetleri son sürat giyinip, makyajı da sonra yaparım düşüncesiyle hızla evden
    çıktı. Koşarak arabasına ulaşıp nihayet yola çıktığında gördüğü araba yığınına bakıp trafiğe lanet ederek şirkete doğru ilerlemeye başladı. Sonunda şirkete vardığında saat dokuza varmak üzereydi.
    Neyse en azından rekor kırdım diyerek, şirkete doğru hızlı adımlarla ilerlerken saçını başını düzeltmeye çalışıyordu. Bir anlık dikkatsizlikle biriyle çarpışıp elindeki dosyaları ve çantasını yere düşürdü.

    'Biraz dikkatli olsanız da zaten berbat başlayan günüm daha da berbatlaşmasa... ' diye söylenerek kafasını kaldırdığında griye çalan ama garip bir derinliğe sahip bir çift gözle karşılaştı.
    Bu gri gözler o kadar etkileyciydi ki insanda sürekli bakma isteği uyandırıyordu. Daha sonra işe yetişmek zorunda olduğunu fark etti. Aceleyle eşyalarını toplamak için eğildiğinde karşısındaki adamın da aynı istekle eğilmesiyle kafa kafaya çarpıştılar bu sefer.
    'Ah ama lütfen!'
    diye haykırdı defne.Aslında hem kaderine hem de ona bu şansı veren yaratıcısına sesleniyordu,gerçekten birgün daha ne kadar kötü başlayabilirdi? Söylenerek tekrar eşyalarına yöneldiğinde gri gözlü yabancı da defnenin elini tutup suratında beğeni dolu ama alaycı bir sırıtışla

    'Bir çarpışmaya daha ne zamanımız ne de kafalarımız dayanır lütfen durun!' dedi. Defne bu çıkış karşısında şaşkın ama öfke dolu bir ifadeyle ayağa kalkıp adamın eşyalarını toplamasını izlemeye başladı. Adamın simsiyah saçlarının gölgelediği bembeyaz teni, fiziği
    ve duruşu mükemmeldi. Biraz daha izleyince bu adamın yalnızca gözlerinin değil her şeyiyle etkileyici olduğunu fark etti. Sonra kendine gelmek için hafifçe başını salladı bu gün gerçekten de tuhaf birgündü.
    Adam eşyalarını toplayıp ona uzattığında defne küçük bir teşekür ettikten sonra işe geç kalmanın telaşıyla kaçarcasına ayrılıp şirkete yöneldi, adamın peşinden geldiğinden habersiz.....


    Şirkete geçip koltuğuna yerleştiğinde derin bir nefes alıp rahatladı. Bir an aklına o keskin gri gözler geldi. Adam bayağı çekici ve yakışıklıydı;ancak kurduğu tek cümleden biraz kibirli gibi gelmişti Defne'ye... Daha sonra bugün işinin çok yoğun olduğunu düşünüp işine yöneldi.
    Haftanın son gününde tüm işlerini halletmesi gerekiyordu. Bir haftalık tatiline çıkmadan önce tüm cumasını harcamak zorunda oluşu canını biraz sıksa da, ardından yapacağı tatili düşününce büyük bir coşkuyla işine sarıldı.

    -----

    O sırada Atilla da kumral saçların, iri zümrüt gözlerin ve dolgun dudakların hayalini üstünden atmaya çalışıyordu. Bir insan hem bu kadar güzel, hem bu kadar masum ve doğal olabilir miydi? Suratında bir gram makyaj olmadığına emindi.
    O kız; peri misali saf ve masum, aynı zamanda sinirlendiğinde kısılan zümrüt yeşili gözleriyle gazabın tanrıçasına meydan okuyacak kadar çekiciydi. Birden bire ortaya çıkması şaşırtıcıydı ancak bu tanrıça kesinlikle Atilla'nın ödülüydü. İşine
    her yöneldiğinde iri zümrüt gözler bütün gerçekliği unutturuyordu Atilla'ya...

    Tam o sırada yardımcısı ve can dostu Murat odaya dalıp hayallerini böldü

    'İşte istediğin dosya!' deyip yanından ayrılırken Atilla'ya sırıtıyordu. Atilla'nın ne var dercesine yaptığı baş hareketine rağmen surat ifadesini bozmayıp kapıyı açtı ve giderken sarf ettiği bir sözcük, Atilla'nın hayatında hiç olmadığı kadar sinirlenmesine neden oldu:

    'Güzelmiş!!!!!!'

    Murat bu sözcükten sonra kaçarcasına uzaklaşmıştı atillanın vereceği tepkiyi tahmin etmiş gibi....

    Tek bir sözcük insanı bu kadar çileden çıkarabilir miydi? Tek bir mimik insanın kanının beynine sıçramasına yeter miydi?
    Ahhh Atilla'ya yetmişti.
    Neden bu kadar öfkelendiğini anlamayıp kendi kendine kızdı bu kez..

    'Saçmalıyorsun atilla hayatının hiç bir evresinde olmadığı kadar saçmalıyorsun.'
    diye yüksek sesle söylenmesi biraz sakinleşmesine yardımcı oldu. Daha sonra Murat'ın getirdiği dosyayı eline alıp içine bakarken birden tüm öfkesini unuttu. Tanrıçası karşısındaydı ve bugün gördüğünden kat ve kat daha güzeldi; üstelik gülümsüyordu!
    Uzunca bir süre resimden gözlerini alamasa da sonunda diğer sayfaya geçmeyi başardı ve diğer sayfadaki bilgileri okurken dudaklarının kıvrılmasına engel olamadı.
    Dosyayı büyülenmişcesine okurken farkında olmadan bir sözcüğü yineliyordu.....


    'Defne!!!!!!!'


    -------

    Ve nihayet cumartesi gelmiş sabahın köründe uyanmak için saatini kuran Defne herşeye rağmen uykuculuğundan taviz vermemiş, çalar saatine verip veriştiriyordu. Serap'ın kalkmış olmasını umarak hazırlanmaya başladı. Ardından kahvaltısını yapıp taksiyle
    havaalanına doğru yola çıktı. Bunaltıcı bir gündü ve Antalya ona ilaç gibi gelecek deniz sayesinde huzur bulacaktı. Havaalanına ulaştığında Serap'ı beklemeye başladı. Umarım uykuda kalmamıştır diye düşünürken Serap'ı kapıda gördü. Birbirlerine günaydın deyip
    yarım saat sonra kalkacak uçağı beklemeye başladılar. Buarada Serap da günün ne kadar yakıcı olduğundan bahsedip duruyor, ikisi de tatilin verdiği heyecan ve bu kadar erken uyanmaya alışık olmayan tembel bünyeleri yüzünden fazla konuşmuyorlardı.
    Sonunda anonsu duyup hareketlendiler ve Antalya yolculuğuna çıktılar huzurla ve neşeyle. Defne bu tatilin neler getireceğini hayatında nasıl değişiklikler yapacağını bilseydi büyük ihtimalle çalar saati imha eder ve ömrü boyunca evinden çıkmazdı.




    Bu sırada Atilla da yalnızca bir günlüğüne uğradığı istanbuldan ayrılıp Antalya'ya gidiyordu. Bir hafta boyunca dinlenip sıkı bir tempoyla iş hayatına dalacaktı ve enerji depolaması gerekiyordu. Her ne kadar bu tatili gereksiz bulsa da yakın arkadaşı Murat'ın
    ısrarına dayanamamış, Antalya'ya gitmeyi kabul etmişti. Aslında o kadar yorgundu ki etrafına dikkat ettiği pek söylenemezdi. Murat onu uyanık tutmaya çalışıyor, en azından uçağa binene kadar sabretmesi gerektiğini söyleyip oyalıyordu. Ancak pek işe yaradığı
    söylenemezdi. En sonunda Murat birazcık hile yapmaya karar verdi ve:

    'eee abi anlatmayacak mısın kimdi o afet?' dedi ama Atilla tepki vermeyince biraz daha üsteledi 'O nasıl gözlerdi öyle! Hiç o kadar yemyeşil bakan ve bu kadar güzel olan bir kız görmemiştim. Neydi adı? Defne mi?' Defne adını duyan Atilla hızla doğrulup

    'Sen neden bahsediyorsun?'dedi hışımla.Murat istediği tepkiyi almanın memnuniyetiyle biraz daha uğraşmanın zarar getirmeyeceğini düşünüp:

    'Diyorum ki araştırmamı söylediğin kız var ya bayağı bir güzelmiş! Sen hala tanışmadığına göre ben tanışsam fena olmaz, hem ismi de harikaymış!' deyip sahteliği bal gibi belli olan baygın bir tavırla 'defneeeeeeeee!!!!!' dedi uzata uzata....
    Atilla ise ne yaptığının farkında bile olmadan ateş saçan gözlerle:

    'O kızın 10 metreden fazla yanına yaklaş seni kül ederim!!!!' deyince Murat'ın şaşkınlıktan ağzı açık kaldı. O, kimse için böyle şeyler söylemezdi. Daha tanımadığı bir kız için bu tepkiyi vermesi anormaldi. Elbette kızdan etkilenmiş olduğu belliydi ancak Atilla'yı
    yıllardır tanımasa kıskandı diyecekti. Sonra kendi düşünclerinin komikliğine güldü ve farkında olmadan yüksek sesle:

    'Yok artık daha neler!' dedi. Atilla başını çevirip sorar gibi bakınca yok birey dercesine omzunu silkip önüne döndü. Düşündükleri yüzünden kendiyle içten içe dalga geçiyordu. Sabah sabah kargalar uyanmadan kalkınca, insan abuk subuk şeyler düşünüyordu heralde!
    O sırada artık uçağa binmeleri gerektiğini anlayıp hareketlendiler, birkaç saniye önce yanlarından geçip uyku sarhoşluğuyla kapanan yeşillikten habersiz.





    Yolculuk beklenenden kısa sürmüştü Defne için.. Tek sorun; şu an uçak, pist ya da herhangi bir yer fark etmez, kıvrılıp uyumak istiyordu. Hala söyleniyordu ne diye bu kadar erken geldim diye.. Sonunda uçak piste indiğinde bir an önce otele ulaşmak için acele etmeye başladı.
    Bavulları alıp, taksi beklemeye başladılar Serap'la. Bu sırada Serap'ın su almak istemesiyle Defne de kaldırım kenarına oturup beklemeye başladı. Defne başını dik tutup uykuyla mücadele ederken iki genç adam tam da Defne'nin olduğu yere gelip bavulları yere koydu ve konuşmaya başladı.
    Defne uykuyla olan kutsal mücadelesiyle meşul olduğundan gelenlerin farkına bile varmamıştı. Serap nerde kaldı diye, söyleniyordu kendi kendine... Sonunda Serap'ı görünce ayağa kalkıp:

    'Ya bir su almak bu kadar mı uzun sürer, nerdesin sen? ' diye seslenirken yan taraftaki adamla göz göze geldi. Griliklerle karşılaştığı an herşeyi unuttu ve şaşkınlıktan ne yapacağını şaşırdı. İnanılır gibi değildi bu .... Bu o adamdı! Şirketin önünde karşılaştığı gri gözlü yakışıklı adamdı!
    Adam da Defne kadar şaşkın olduğundan bir süre sessizlik oldu. Serap ne olduğunu anlamaya çalışırken, diğer genç adamın ifadesi çok tuhaftı Defne'ye göre.. Sanki, sanki adamın eğlenir gibi bir ifadesi vardı ancak anlam veremedi.Serap ise neler olduğuna anlam veremiyordu ancak diğer genç adamın
    yakışıklı olduğu ortadaydı. Esmer, uzun boylu ve gayet çekiciydi bu adam. Daha sonra bu kadar sessizliğin yettiğini düşünüp:


    'Defne artık gitsek... Neyi bekliyoruz anlamadım!' deyince Defne kendine geldi:

    'Evet serap hadi gidelim.' deyip bavulunu eline aldı ve bir taksi bulmak için ilerlemeye başladı, aklı gri gözlü adamda kalarak...
    Aslında neden konuşmadığını hala anlamıyordu. Normalde utangaç biri değildi ama o adamla tanışmanın veya konuşmanın pek de hayırlı olmayacağına dair güçlü bir his vardı içinde. Sanki konuşursa içindeki tren yanlış makasa girip hiç bilmediği bir durağa varır da bir daha asla eski defne olamazmış
    gibi....Bir an sonra saçmalamaya başladığının farkına vardı ve ilk gördüğü taksiyi durdurdu. Yüksek sesle:

    'Sanki bir daha karşılaşacağız da...' deyip gülünce serap:

    'Birşey mi dedin?' diye sordu defne de hayır anlamında başını salladı. Serap ise Defne'yi bu kadar kendinden alan adamı merak ediyordu.

    'Kimdi o adam ne diye öyle bakıştınız?'

    'Bilmiyorum' dedi Defne. Yalan da sayılmazdı adam kimdi, neyin nesiydi hiç bir fikri yoktu. En sonunda tanımadığı ve bir daha göremeyceği bir adamı düşünmektense tatile odaklanmanın iyi olacağını düşünüp dışarıyı izlemeye başladı; kaderin ne kadar inatçı olacağını elbettte bilemezdi.



    Bu sırada defnenin ardından bakakalan Atilla'yı Murat kendine getirdi:

    'Oğlum niye konuşmadın? Bir daha nerden geçecek bu fırsat eline?' derken Atilla da bu soruyu kendisine soruyordu . Gerçekten neden konuşamamıştı? Neden hiçbirşey diyememişti? Anlayamıyordu..Murat kahkaha atmaya başlayınca kendine geldi sert bir sesle:

    'Ne diye gülüyorsun?' dedi. Ancak Murat kahkahasına hakim olmaya çalıştıkça daha yüksek sesle gülüyordu. Kahkahalarının arasında:

    'Yılların çapkın Atilla'sı bu hallere mi düşecekti? Gözümle görsem inanmazdım. Sen ilkokulda bile böyle olmazdın, performansın yerin ka. kat altında kaldı hesaplayamıyorum bile...' deyip kahkahalarına bir yenisini ekledi. Atilla ise hala olanlara anlam veremiyordu. O bir kadını isterse gider ve alırdı.
    Bu kadın neden öyle olmamıştı? Galiba çok fazla kafasına takmıştı dün gördüğü bu kadını.. Daha sonra artık kafaya takmasa daha iyi olacağına karar verdi ancak Murat susacak gibi durmuyordu.

    'Yanındaki de afetti hani.. Neydi adı? Hımmm Serap demişti sanırım.'

    'Kes artık Murat! Bir daha ne Defne ne de onla ilgili başka birşey hakkında konuşmak istiyorum.' Hışımşa söylenen bu sözler Murat'ı daha da şaşırttı.

    'Pes mi ettin yoksa? İnanamıyorum Atilla hasta mısın yoksa?' deyip ateşini kontrol etti. Atilla ise sırıtıp:

    'Pes etmedim ama bekleyeceğim. Bu kadın çok farklı.. Eğer yalnızca bir kez daha karşılaşırsam yalnızca bir kez daha.. İşte o zaman elimden kurtulamayacak!' dedi. Murat'sa olayı hala anlayamadığından işi yine şakaya vurup:

    'Ne yani bir kez daha karşına çıkarsa kızı nikah masasına mı oturtacaksın?' deyip yine kahkahayı bastı. Atilla'nın verdiği cevapsa dünyadaki en dalgacı insan olan Murat'ın bile küçük dilini yutmasına sebep oldu.

    'Ne biliyorsun belki de yaparım!!!!'



    Defne ve Serap sonunda kalacakları otele ulaşmıştı. Odalarına çıkıp, bavullarını bir köşeye bıraktıktan sonra odalarının penceresinden görünen harika deniz manzarasını izlemeye başladılar. Manzara o kadar muhteşemdi ki bir hafta boyunca odalarından çıkmayıp bu manzara da kaybolmak bile harika bir tatil sayılabilirdi.
    Denizin hemen kıyısında olan otel biraz pahalı olsa da Serap'a göre bütün bir yıl o kadar çalıştıktan sonra değerdi.Serap:

    'Hadi Defne hemen denize girelim. Harika bir tatil olacak!' Defne gülümseyerk:

    'Evet herşeye değecek ama önce biraz yol yorgunluğunu üstümüzden atalım, sonra gideriz!' dedi ama üstüne rahat bir şeyler almak için bavuluna yönelmişti bile... O sırada Serap kıkırdayarak:

    'Ne dersin bu tatilde birkaç yakışıklı yakalar mıyız?'deyince Defne de bavulunu açmayı bırakıp gülerek:

    'İşin gücün yakışıklı.. Biraz ara ver bari burada!!'

    'Ya ne ara vermesi be kızım!!!!! Asıl tatilde kendine sevgili bulacaksın. Hem sana da bulalım bu sefer. Uzun zamandır yalnızsın.' dedi sırıtarak. Şimdi Defne'den çok büyük bir tepki gelecek, Serap da kendini korumak için bir yere saklanacaktı.
    Defne son sevgilisinden sonra azılı bir feminist olmaya karar vermiş ve o zamandan beri kim onla bir ilişki kurmaya çalışsa ağzının payını almıştı. Tabii Serap da ne zaman şaka yollu bu konuda Defne'ye takılsa fazlasıyla karşılığını alıyordu.
    Ancak tuhaf bir şekilde Defne tepki vermemişti Serap meraklanarak yüzünü Defne'den tarafa çevirip onun şok olmuş bir şekilde bavuluna bakışını izledi endişeyle.

    'Ne oldu defne?' Defne dehşete düşmüş bir ifadetyle Serap'a bakıyordu.
    'Benim bavulum nerde Serap?' dedi. Serap olayı hala anlayamamış olarak:
    'Ne demek nerde? Önünde duruyor işte. İyi misin sen?' diye sorup bavula yaklaşttı ve gördükleriyle büyük bir kahkahha attı:
    'Ne zamandır kravat kullanıyorsun??'



    Atilla ise o sırada oteline varmış, oda servisine kahve söylemiş, bir haftalığına da olsa iş adamı olmamanın keyfini çıkarmaya çalışıyordu. Murat izin vermiyordu tabi...

    'Hadi abicim bi haftamız var. Kızlar ayağımıza gelmeyecek, biz onlara gideceğiz. Hadi hadi kalk hazırlan çıkalım.' diyordu periyodik olarak. Atilla ise ayaklarını uzatmış keyif yapıyordu. Murat kurulu saat gibi her beş dakikaya bir aynı cümleyi söyleyince dayanamadı.

    'Tamam tamam of ne adamsın ya. Çok yorgunum çıkar ordan bişeylerden giyeyim.' deyince murat büyük bir hevesle çantaya doğru gitti.Aynı zamanda kızlar hakkında yorum yapıp duruyordu.

    'Oğlum ne çıtırlar vardır burada, Antalya burası Antalya!!!!!!' dedikçe atilla da gülümsüyordu arkadaşına. Sanki istanbulda boş kalıyormuş gibi burada bile kız peşindeydi Murat. Murat'sa hala konuşuyordu.

    'Of atilla of ne adamsın ben olacam ki şimdi kızlar-' birden cümlesini kesip kahkahalarla gülmeye başladı. ancak öyle bir gülüyordu ki sanki hayatının en büyük şakası yapılmışttı Murat'a. Atilla ne olduğunu anlayamayınca:

    'Ne var murat ne diye gülüp duruyorsun?' deyip muratı incelemeye başladı . Şekil olarak bir komiklik yoktu . Murat Atilla'nın bavuluna eğilmiş, kahkahalarla gülüyordu. İşin sinir bozucu yanı ise susmaya pek niyeti olmamasıydı. Atilla sinirlenip:

    'Oğlum ne oldu söylesene!' deyince murat hala kahkaha atıp nefes nefese olanları anlatmaya çabaladı:

    'Hahahhha.... Atilla....Hahahha...Ne bu ya?.... Hahahahha' deyip gözünden gelen yaşlarla gülmeye devam ediyordu. Atilla en sonunda dayanamayıp yerinden kalktı ve Murat'ı bu kadar güldüren şeyin kaynağını aradı. Murat'ın bakışları bavulda olunca o da oraya bakmaya başladı.
    Hafif bir şok dalgası yüzünü vurdu ve Atilla birkaç saniye öylece kaldı sonra da gülmeye başladı Murat gibi.. Arada kahkahalarının izin verdiği ölçüde konuşmaya çalışıyordu.
    'Pembe bikini haa.....Pembeyi severim..'



    Bavulların karıştığı anlaşılınca Defne büyük bir sıkıntıyla havaalanına geri döndü ve yetkililerle görüştü. Defne Atilla'dan önce gelmişti ve doğal olarak bavulunun onda olduğunu bilmiyordu. Yetkiliye durumu anlattıktan sonra adam:

    'Karşı taraf gelmezse bir şey yapamayız hanımefendi. Siz numaranızı bırakın eğer bir haber çıkarsa biz haber veririz' deyince defne isminin ve telefon numarasının yazılı olduğu kağıdı adama bırakıp otele döndü. Serap ise hala Defne'yi ve odanın bir köşesinde duran bavulu gördükçe gülüyordu. Defne'nin sert bakışları üzerine :

    'Hadi ama tatilini mahvetme, ben zaten fazla eşya getirdim. Sana da yeni bir bikini alalım sahile gidelim hadi!' deyince Defne de ne olursa olsun bu tatili mahvetmeyeceğini kendi kendine söyleyip, Serap'la yine pembe bir bikini alıp sahile indi. Ne olur ne olmaz diyerek telefonunu da yanına aldı. Bavulda maddi değeri olan hiçbir eşyası olmadığından
    kiminkiyle karıştıysa bavulunu geri getireceğinden emindi. Bu yüzden güneşin tadını çıkarmaya çalışarak bir saat geçirdi. Sonra telefonu çalınca bir an heyecana kapıldı, acaba bulunmuş mudur diye....Bilmediği numarayı eşyalarının bulunmuş olmasının sevinciyle cevapladı:

    'Alo..Kimsiniz?'dedi. Karşılığında tuhaf bir şekilde tanıdık ama derinden ve etkileyici bir erkek sesi cavep verdi.
    'Defne hanımla mı görüşüyorum?' Defne:
    'Evet..Nolur bavulumu bulduğunuzu söyleyin!' dedi heyecanla. Karşısındaki adamın gülümsediği sesinden belliydi:
    'Defne hanım her aldığınız telefona bu heyecanla karşılık verip, karşınızdakinin kim olduğunu bilmeden herşeyi anlatıyorsanız başınızın belaya girmesi kaçınılmazdır' deyince defne bozulmuş bir sesle:
    'Ah hayır bavulumu bulamadığınızı mı söylüyorsunuz.. pekala kimsiniz öyleyse?' dedi. Karşısındaki adamın keyifli sesi cevap verdi:
    'Ben Atilla...Ve eğer her telefonuma böyle cevap verecekseniz büyük bir memnuniyetle bavulunuzun bende olduğunu söyleyebilirim.'dedi.
    Defne şaşkınlıkla adamın fazlasıyla laubali ve şımarık olduğunu düşünüp, sinirlerinin bozulduğunu belli eden bir tonda:
    'Pekala uzatmadan bavulu nerden alacağımı söyleseniz nasıl olur?' dedi. Atilla garip bir ses tonuyla:
    'Tekrar havaalanına gidecek halim yok benim kaldığım otele bavulumu getirseniz de bende sizinkini versem!' deyince defne dişlerinin arasından sinirle söylendi:
    'Maşallah bir ayağına çağırmadığı kalmıştı'
    'Birşey mi dediniz duyamadım?'
    'Hangi otel diyordum.' diye homurdandı. Atilla kaldığı oteli söyledi Defne de tamam deyip hemen geldiğini söyleyince:
    'Görüşürüz Defne hanım bekliyorum' derken yüzündeki sırıtışın sesini yansıdığını farkediyordu Defne. Bu adamın sinir katsayısını yükseltmesine içerleyerek:
    'Görüşürüz' deyip telefonu kapatıyordu ki Atilla'nın sesini duydu:
    'Defne hanım?'
    'Efendim?'
    'Sizi ayağıma çağırmıyorum! Sadece güzel bir kadını görmek için fırsat yaratıyorum!' deyince Defne:
    'Küstah!' deyip telefonu suratına kapattı.

    Defne sinirden köpürüyordu.Serap:
    'Neyin var Defne noldu?'
    'Küstah ,adi,aşağılık,kendini beğenmiş......'aldığı cevap karşısında serap şaşkınlıkla:
    'Hey hey azıcık dur istersen. Noluyor ya?'
    Defne kafasını kaldırıp Serap'a baktı. Şaşkınlığı her halinden belli oluyordu ve komik görünüyordu. Belki o Atilla denen züppe adama kızgın olmasa gülerdi ancak adam tek bir telefonla sinirlerini alt üst etmişti. Daha sonra bavulunu alması gerektiği için bu duruma aldırmaması gerektiğini söyledi kendine.. Ah elbette bu durum o adamın bu küstahlığını burnunundan
    fitil fitil getirmeyeceği anlamına gelmiyordu. Sonunda Serap'a dönüp:
    'Bavulum bulunmuş Serap. Onu almaya gitmem lazım daha sonra anlatırım.'deyip yerinden fırladı...




    Atilla ise başına gelen olayları düşünüyordu. O da bavul karışıklığının yarattığı gülme krizinden kurtulur kurtulmaz havaalanıına koşmuş ve durumu anlatmıştı. Gerekli bilgileri kontrol edince yetkili olan adam Defne ile bavulu karışan kişinin Atilla olduğunu anlayınca Defne nin numarasının ve isminin yazılı olduğu kağıdı Atilla'ya vermiş ve:
    'Galiba sizin bavulunuz Defne Soyubol'un bavuluyla karışmış.' deyince Atilla bir an saçma bir şakanın belki de Murat'ın tezgahının ortasında kaldığını düşünmüş, sonra da adama tekrar ettirmişti:
    'Defne Soyubol mu dediniz ben mi yanlış anladım?' Adam biraz şaşırarak ve tekrar kontrol ederek:
    'Evet Defne Soyubol.'deyince Atilla kendi kendine imkansız deyip adama bir daha sormuştu:
    'Defne Soyubol... Yani emin misiniz?' diye sorunca adam artık sinirlenip:
    'Sizle oyun oynama gibi bir derdim mi var sanıyorsunuz? Defne Soyubol dediysem öyledir alın bu da numarası....' demiş ve sabır duaları okuyarak işine dönmüştü. Atilla ise gülse mi şaşırsa mı karar verememiş, otele dönene kadar Leyla gibi Defne'yi düşünmüştü. Eve gelince de Murat'a olanları anlatmıştı. Murat uzun süren sessizlikten sonra yine kahkaha atmaya başlayıp:
    'E ben gidip alışverişe çıkayım değil mi ama? Daha sağdıçlık için kıyafet, gelin hanım için takı, ha bir de düğün organizasyonu var.. Off çok işim var çok...'deyip elini kafasının arkasına koyup Atilla'ya bakmaya başlamıştı. Atilla ise Murat'ın ne dediğini anlamamış olmanın verdiği şaşkınlıkla:
    'Sen neden söz ediyorsun allah aşkına, iyi misin?' deyince Murat ciddiyetle:
    'Oğlum hemen halledemeyiz bu işi nasıl yetişecek herşey?' dedi. Atilla ise hala şaşkınlıkla anlamaya çalışıyordu.
    'Ne diyorsun sen noluyor burda?' deyip Murat'a baktı.
    'E oğlum sen demedin mi bu kız bir daha karşıma çıkarsa nikah bile kıyarım diye, ayrıntıları düşünüyorum işte' deyip yine kahkaha atınca atilla yanındaki yastığı murata fırlatıp:
    'Zevzek seni!! Bir kere de ciddi ol be... Eeee ben ne yapacağım şimdi?' dedi. murat yine dalga geçerek:
    'Aşk gözünü kör etmiş senin? Evlenmeden önce kıza teklif etmen lazım arasana önce....' deyince artık atilla da gülüp:
    'Bir gün elimde kalacaksın ama ne zaman?' deyip defneyi aramıştı.

    O konuşmadan sonra da büyük bir keyifle Defne ne zaman gelir diye düşünüyordu. Garipti aslında bu durum.. Bu kız iki gündür aklından çıkmıyordu. İşin tuhafı bir şekilde mutlaka karşılaşıp tanıştığı günden beri her gün onu görmesiydi. Peki niye bu kız onu bu kadar etkiliyordu? Atilla bir süre düşününce kızın zümrüt gözleri aklına geldi. Ah evet kesinlikle çok güzel bir kızdı!
    Atilla'nın da en büyük zaafı güzel kadınlardı. Murat kadar olmasa da o da çapkınlardandı ve güzel kadın görürse kaçırmaz istediğini aldıktan sonra da onları unuturdu. Ama defne farklıydı... Yalnız bir sorun vardı; onu daha tanımıyordu. Telefon konuşmaları hariç bu kızla bir konuşmaları olmamıştı. Elbette Murat'ın yaptığı araştırma sayesinde hakkında herşeyi öğrenmişti ancak kişisel olarak tanımakla dosyadan tanımak farklıydı..



    Defne gül kurusu sade ama bir o kadar da nefes kesici elbisesini giyip aynada kendine baktı. Memnuncasına gülümsedikten sonra çantasını ve Atilla'nın bavulunu alıp yola çıktı. Atilla'nın oteli çok yakındı. 5 dakikalık bir mesafeyi yürüdü ve Atilla'yı aradı geldiğini haber vermek için. Atilla Defne'nin geldim diyen telefonunu alınca onun bavulunu kapıp aşağı indi. Defne otelin lobisinde oturmuş bekliyordu.

    'Merhaba Defne hanım' diyen sesi duyduğunda sesin geldiği yere döndü ve şaşkınlıktan dondu. Bu .. Bu olabilir miydi? Şimdi,şimdi bu adam telefonda onunla konuşan adam mıydı? Ancak o gri gözlerin asla alaycı ve bu kadar çileden çıkartıcı olduğunu düşünemezdi. Ah konuşmuyorken de çileden çıkardığı doğruydu ama konuştuğu zaman negatif bir yönde insanı çıldırttığı kesindi. Daha sonra Defne bu adamın
    sesinin bile etkileyici olduğunu düşündü. Evet, sessizken ilahi bir varlık olan adam Defne'nin en çok önem verdiği unsur olan ses tonuyla hanesine artı puan ekleyip geçiyordu ancak, yine telefondaki gibi çekilmez bir tavır sergilerse aldığı eksilerle sınıfta kalacağı kesindi. En sonunda kendine gelip:
    'Size de merhaba isminiz neydi?' Elbette ismini biliyordu ancak kendisi için önemli olmadığını hissettirmek için hatırlamıyormuş gibi yapıyordu. Ancak Atilla bu tip basit oyunlarla oltaya takılmayacak kadar tecrübeliydi:
    'Ah ismimi hatırlamamanıza sevindim ben zaten yüz yüzeyken söylemek isterdim. Ben Atilla.' deyip Defne'nin elini nazik biçimde öptü kafasını kaldırdığında gördüğü şaşkın Defne o kadar hoştu ki Atilla bayılacağını sandı. Defne ise Atilla'nın eline kondurduğu öpücükle kendinden geçmişti. Kahretsin bu adam işini biliyordu! İsmini bilmiyormuş gibi yaparak onu mat edeceğini sanırken aldığı cevaba şaşırmıştı.
    gerçekten kurnazdı ve verdiği cevap nerdeyse gülümsemesine sebep olacaktı. Ayrıca bu adam gerçek anlamda yakışıklıydı. Ama yakışıklı olması birşeyi çözmüyordu defne oradan hemen ayrılmak istediğinde:
    'Neyse isminizi öğrenmiş oldum ama pek işime yaramayacak, ben bavulunuzu getirdim siz de benimkini getirdiyseniz artık sorun çözüldü demektir.' dedi. Atilla ise şaşırmıştı. Bu kadar ustalıkla cevap verdiğinde kadınlar hemen su koyuverirdi. Ancak dfne de işe yaramamıştı. Pes etmeye niyeti yoktu.
    'Neden isimler önemlidir. Mesela ben sizin isminize hayran kaldım. Hem telefonda ayağıma çağırdığımı söylemiştiniz sizi buraya kadar getirmişken bir kahve ikram etmeden bırakmam.' deyince defne sıkıntıyla:
    'İnanın gerek yok bavulumu da alıp gitsem iyi olacak buraya tatile geldim ama maalesef bu sorun çıktı. Hallettiğimize göre tatilime kaldığım yerden devam edebilirim. Size iyi günler.' deyip Atilla'nın elinden bavulunu aldı ve otelin kapısına doğru ilerlemeye başladı. Ancak Atilla arkasından seslenince durdu:
    'Defne hanım?'
    'Evet Atilla bey noldu?'
    'Madem bugünkü teklifimi geri çevirdiniz size bir kahve borcum var demektir.' deyince Defne umursamadığını belirtircesine:
    'Gerek yok inanın . İyi günler' deyip gitti atilla arkasından bakakalmıştı. İlk defa bir kadın bu kadar ısrar etmesine rağmen onu umursamamıştı hatta yakışıklı olduğunu belirtmeden direk teklifini reddeden tek kadındı Defne. Ama bu iş burada bitemezdi Atilla inatçıydı ve yıllardır reddedilmeyen bu adam Defne'yi de elde edecekti!



    Defne otele döndüğünde Serap duştan yeni çıkıyordu. Defne'yi görür görmez:
    'Aaa almışsın bavulu neyse artık tatilimizin keyfine bakabiliriz. Hadi hazırlan yemek yemeğe gidelim' deyip giyinmeye gitti. Defne ise kendisini tuhaf hissediyordu. Bu adam , Atilla, üzerinde garip bir etkiye sahipti. Yalnızca 2 gündür tanıdığı bir adamdan neden böylesine etkilendiğini anlayamıyordu. Neydi yani şimdi bu? Defne kesinlikle şıpsevdilerden değildi. Son ilişkisine kadar erkeklerle oynamaktan zevk alan çılgın bir kızdı.
    Güzelliği herkesin aklını başından alırdı. Artık ona edilen iltifatlara tepki bile göstermiyordu ancak Atilla'nın sadece bir bakışı bile Defne'yi titretmeye yetmişti. Bu adam etkileyiciydi evet; ama çapkın olduğu da su götürmez bir gerçekti. Sonra birden tatile geldiğini kendine hatırlatıp rahat davranmanın daha iyi olacağını düşündü. Tatilde olan tatilde kalır unutulur giderdi, öyle değil mi?
    O da hazırlandı ve Serap ile birlikte otelin dışındaki küçük şirin bir restorana gittiler keyifle sohbet ederken Serap heyecanla ayağa kalkıp:
    'Bak orda kim var?' dedi Defne'ye. Sonra da seslendi 'Oğuz ... Oğuz!' Oğuz'un dikkatini çekmek için üstüne bir de el sallayınca Oğuz yanlarına geldi:
    'Oooo bayanlar sizi burada görmek ne güzel. Sen buralara uğrar mıydın Defne hanım?' deyip Defne'ye sarıldı ve öptü. Defne de gülümseyerk:
    'Burada olduğuma göre uğrarmışım Oğuz bey. Hem sana ne demeli? iki aydır unuttun beni.' deyince Oğuz Defne'nin omzuna elini atıp:
    'Benim balım bana küsmüş mü ha bakalım?' deyince Defne de en yakın arkadaşına hep yaptığı gibi nazlanarak:
    'Bilmiyorum senin balının gönlünün alınmasına ihtiyacı var.' deyinceOoğuz bir kahakaha atıp:
    'Pekala yarın sizi akşam yemeğine davet edeceğim, buranın en şık ve en güzel mekanına... O zaman affedersin değill mi? Hem birkaç gün sonra gitmek zorundayım. Bu fırsatı kaçırma!' Defne onun bir süreliğine gideceğine üzülse de bu teklifi seve seve kabul etti.
    'Tamam ancak o zaman affederim.' deyip gülümseyerek koyu bir sohbete daldı arkadaşlarıyla....



    Atilla ise o sırada Defne'nin hangi otelde olduğunu öğrenmesi için birine haber yollamış ve Murat'ın yanına gitmişti.
    'Naptın dostum kızı tavladın mı bakalım?' Atilla gülümseyerek:
    'Daha değil ' deyince murat kahkaha atarak:
    'Paslanmışsın be oğlum. Her zamanki taktiğini uygula hatun ayağına kapansın' deyince Atilla tuhaf bir ifadeyle:
    'O farklı.. Gerçekten de ilginç bir kadın . Ona her zamanki taktiği uygularsam elimden kaçar.' dedi.
    'Sen bu kadından bayağı etkilenmişsin Atilla. Noldu sana böyle?' Atilla sıkıntılı bir ifadeyle:
    'Bilmiyorum Murat bilmiyorum. Ama o kadın da sıradan olduğunu gösterdiğinde vazgeçeceğim sanırım' dedi. Gerçekten de Defne'nin sıradan olma ihtimalini düşündü ve pek şans vermedi. Hayatında tanıdığı en ilginç ve en güzel kadını düşünürken yüzünde beliren gülümsemeyi gören Murat ateşin bacayı çoktan sardığına karar verdi.



    Ertesi gün Oğuz kızları almak için otele geldi ve hazırlanmadıklarını görüp sitem etti:
    'Aşk olsun kızlar, ben size bu akşam yemeğe gideceğiz demedim mi? Hani daha hazırlanmamışsınız bile!!' Oğuz'un bu lafları üzerine kızlar alelacele odalarına koştu. Defne yemyeşil gözlerini iyice koyulaştırıp ortaya çıkaran düz siyah bir elbise giydi. Tüm vücudunu saran elbise çok şıktı. Rekor bir hızla hazırlanıp aşağı indiklerinde Oğuz uzun bir ıslık çaldı.
    'Hanımlar sizi bugün yanımdan ayırmasam iyi olur! Bu ne hal böyle? İkiniz de fıstık gibi olmuşsunuz.' deyince kızlar kıkırdadı. Defne:
    'Abartma Oğuz o kadar da değil!' dediğinde Oğuz şaka yapıyorsun der gibi bir bakış atıp:
    'Sen sus Defne hanım! Hadi Serap neyse de senden hiç ayrılmamam lazım. Şık ol dedik sen uçmuşsun, kokteyl değil altı üstü bir yemek! Bu ne hal böyle?' deyip sahiplenircesine Defne'nin omzuna elini atıp kendisine yaklaştırdı. Defne ile Serap Oğuz'u bildiklerinden birbirlerine bakıp gözlerini devirdiler.

    Sonunda restorana geldiklerinde gerçekten de bütün gözler Defne'nin üstündeydi. Oğuz yine eli Defne'nin omzunda:
    'Ben sana demedim mi?' diye homurdanırken Serap ile Defne gülmemek için kendilerini kasıyorlardı. Oğuz ikisinin de abisi sayılırdı Serap ile tanışıklıkları kısa zaman öncesine dayansa da, Defne'yi çocukluğundan beri tanırdı ve hep onu kollardı. En çok kurduğu cümlesi:'Ben sana bu kadar güzel olma demedim mi?' idi!!!!
    Masalarına geçip yemeklerine sipariş edince aralarında koyu bir sohbet başladı. Oğuz arada gözlerini etrafta gezdirip Defne'ye yapışmak üzere olan sülükleri görüyordu. Serap da güzeldi ancak Defne kadar dikkat çekmiyordu. Bir adam Oğuz'un tehditkar bakışlarına aldırmayıp Defne'yi süzmeye devam edince Oğuz sinirle:
    'Yani Defne böyle gelmek zorunda mıydın? Bütün erkeklerin gözü bu masada.' deyince Defne kendisine bakan adamın gözlerinin içine bakıp Oğuz'un yanağına bir öpücük kondurdu Oğuz da Defne'nin yapmak istediğinin farkına varıp Defne'nin beline elini koyunca adam dahil onları gözleyen herkes onları sevgili sandı. Defne'nin görmediği ancak restorana yeni giren atilla da onları o halde görünce kanın beynine sıçradığını hissetti. Gri gözleri
    o kadar kararmıştı ki Murat onu bu kadar sinirlendiren şeyin ne olduğunu anlamak için Atilla'nın gözlerinin sabitlendiği yere baktı. Defne'yi o halde bir erkekle görünce bir an şaşırsa da Atilla'ya dönüp:
    'Kızı kaptırmışsın! ' diye dalga geçti ancak onun bakışlarını görünce sustu. İkisi de masalarına geçti. Atilla o kadar sinirliydi ki garson defalarca sormasına rağmen onu duymadı ve sonunda onun siparişini Murat verdi.Atilla bakışlarını Defne'den ayırmıyordu. En sonunda Murat bu iş böyle olmayacak deyip Defne'lerin masasına gitmek için ayağa kalktı. Tabii ki tek amacı bu değildi. Serap'ı görmek için de gidiyordu. Masanın yanına gelince Oğuz sinirli bir
    şekilde ona baktı.Murat ise umursamayıp Defne'ye döndü.
    'Merhaba ben Murat. Atilla'nın arkadaşıyım. Nasılsınız?' diye sordu hem Defne hem Serap'a bakıp. Serap cevapladı onu:
    'Merhaba ben de Serap. Bu da oğuz. Biz iyiyiz, siz nasılsınız? ' diye sorunca Murat da ona gülümsedi. Serap bugün çok güzel olmuştu Murat'a göre. Onlar birbirini süzerken Defne 'Acaba o burada mı?' diye düşünüyordu. Neden merak ettiğini bilmiyordu ama o etkileyici bakışları tekrar görmek fena olmaz gibi geliyordu. Murat en sonunda kendine gelip Oğuz'la el sıkışınca Atilla da yanlarına geldi. Atilla'nın da Defne'nin de kalpleri bir anlığına teklerken Oğuz gülümsemesini
    bastırmaya çalışarak, birbirleri arasındaki çekim gün gibi orada olan Defne ile Atilla'ya bakıyordu. Defne ise Atilla'nın her zaman etkileyici bulduğu o gri gözlerinin ona öfkeyle bakmasına anlam veremiyordu. Bu adama ne olmuştu böyle? Atilla ise o sırada Defne 'nin ne kadar güzel olduğuyla bu adamın kim olduğu konusundaki düşünceleriyle savaşıyordu. En sonunda Oğuz'un Atilla'ya merhaba demesiyle ikisi de bakışlarını birbirinden çekti. Atilla biraz sert bir ifadeyle :
    'Merhaba ben Atilla. ' deyip elini uzatınca Oğuz da gülümseyerek:
    'Ben de Oğuz. Memnun oldum.' dedi. Atilla Oğuz gülümsedikçe daha çok sinirleniyordu. Oğuz da Defne de farkında olmasalar da Oğuz'un eli hala Defne'nin belindeydi ve fazlasıyla yakınlardı.Defne onun sert ifadesinin sebebinin farkında olmasa da Oğuz gayet farkındaydı ve bu adamın Defne'den ne kadar hoşlandığını anlamak için bir oyuna başvurdu:
    Defne'ye dönerek:
    'Aşkım Atilla bey ile nereden tanışıyorsun?' diye sordu aniden ve masadakilerin şaşkın bakışları ve Oğuz'un yandan sırıtışıyla tam seyirlik bir görüntü çıkardılar ortaya. Murat Atilla'yı takibe aldı hemen. Serap ise ne olduğunu anlamak için bir Oğuz'a bir Defne'ye bakıyordu. Atilla'nın ateş ve öfke taşan bakışlarla oğuz'u izliyordu. Defne ise ilk başta hayretle Oğuz'a baksa da ilk aklı başına gelen o olmuştu ve Oğuz'un niyetini anlamıştı.
    Küçüklüklerinden beri hep böyle oyunlara başvururlardı zaten. Defne bu oyunla Oğuz'u sakız gibi yapışan onlarca kızdan kurtarmış olduğunu hatırladı. Sonra yüzüne yerleştirdiği gülümsemeyle Atilla'ya döndü tepkisini ölçmek için...
    Atilla öyle büyük bir öfkeyle Defne'ye bakıyordu ki gri olan gözleri kapkara olmuştu. Defne bundan korkmak yerine büyük bir haz duyarak Oğuz'a daha çok yaklaştı ve:
    'Çok tuhaf oldu aşkım! Atilla bey ile iki gün önce işe giderken çarpıştık sonra da havaalanında bavullarımız karıştı.' deyince Atilla buz gibi bir sesle:
    'Evet aynen öyle oldu Oğuz bey.' dedikten sonra Murat'a dönüp 'Biz gitsek iyi olur size afiyet olsun.' deyip nezaket kurallarını hiçe sayarak arkasını dönüp gitti. Murat onun arkasından bakıp:
    'Afiyet olsun iyi akşamlar.' deyip gülümseyerek yanlarından ayrıldı ve koşar adım atilla nın arkasından gitti.
    Oğuz ise olanları keyifle izliyordu. Defne'ye dönüp:
    'Adamı kül etmişsin. Sahiden iki gündür tanıdığına emin misin?' diye sorduğunda Defne şaşkınlıkla:
    'Ne kül etmesi Oğuz. Evet yalnızca iki gündür tanışıyoruz ve ukalanın önde gideni' diye cevaplayınca Oğuz şüpheyle kaşını kaldırdı:
    'Hadi ama Defne beni mi kandıracaksın? Ben senin her tavrını ezbere bilirim. Bu adamla aranızdaki çekim benim varlığım kadar gerçek! Ayrıca bu adam sana kafayı fena takmış haberin olsun. Gözlerindeki öfke görülmeye değerdi' deyip kahkahayı bastı.serap:
    'Sırf adamın ilgisini görmek için mi yaptın bunu? Oğuz senden korkulur!' deyip gülmeye başladı ardından Defne'ye dönüp:
    'Oğuz haklı! Bu adam tutuşmuş. Gözlerinden ateş fışkırıyordu; her aşkım lafını duyduğunda!!!!' dedi. Defne'nin aklındaki soru ise bambaşkaydı. Bu adamın onu istediği zaten belliydi ve Defne bu tip adamları tanıyorsa adamın her ne olursa olsun Defne'yi elde etmek isteyeceğini biliyordu. Şaşırdığı şey gözlerinde gördüğü şeydi. Oğuz'un sevgilisi olduğunu sandığı anda gözlerindeki öfke ve kıskançlık neyin nesiydi?



    Atilla hışımla restorandan çıkıp nereye gittiğini bilmeden sinirli adımlarla ilerliyordu. Arkasından seslenen Murat'ı duyuyor ancak dönüp bakmak, en önemlisi de bu konuda konuşmak istemiyordu. En sonunda Murat koşar adımlarla gelip onu durdurmak zorunda kaldı. Koşmaktan nefes nefese kalmıştı.
    'Oğlum nereye gidiyorsun? Ne oluyor ya?' deyince Atilla birden nerede olduğunu ne yaptığını unutup bağırmaya başladı:
    'Sen bana herşeyi araştırdım demedin mi? Hani sevgilisi yoktu? Hani hayatında kimse yoktu?' diyerek Murat'ın yakasına yapıştı. Murat ise hayatında ilk kez ne yapacağını şaşırmıştı. En sonunda Atilla'nın ellerini yakasından çekmeye uğraşarak:
    'Ben araştırdığımda kimse yoktu? Yeni sevgilisiyse ben nereden bileyim? Hem sen bunu niye bu kadar takıyorsun?' diye sordu. Atilla bir an kendine gelip:
    'Ben de bilmiyorum' diyerek Murat'ın yakasını bıraktı. Daha sonra sahil kenarındaki bir banka oturup denizi izlemeye başladı. Murat durumdaki ciddiyetin farkına varıp sesini çıkarmadan Atilla'nın yanına çöktü ve konuşmasını beklemeye başladı. Aradan biraz zaman geçmişti ki Atilla aniden konuşmaya başladı:
    'Bana ne olduğunu bilmiyorum Murat. Daha iki gün önce tanıdığım bu kız aklımdan çıkmıyor. Çok saçma belki de komik ama bu kız her yerde karşıma çıktıkça seviniyorum. Zaten o karşıma çıkmasa bile aniden o yemyeşil gözleri aklıma geliyor. Ben...... ben hayatımda hiç böyle olmadım. Neler olduğunu bilmiyorum. Onu o adamla görünce.....' derin bir nefes aldı:'Kan beynime sıçradı. Kendimi hiç böyle hissetmemiştim.
    Sanki biri bana işkence yapıyor zannettim. O adam ona her dokunduğunda, adamın eli belinde durduğu her saniye bana acı verdi. Bir de üstüne ona aşkım deyince......offffffffff!!!! Neler oluyor bana Murat?' Murat neler olduğunu tahmin ediyor ancak buna ihtimal vermiyordu. Çok kısa bir süre olmuştu tanışalı. Bu kadar hızlı olması imkansızdı. Zaten şu an söylese Atilla da kabul etmezdi. Bu yüzden:
    'Bence sen onu elde etmek istediğin ve o her defasında elinden kaçtığı için bu haldesin. Bu senin için gurur meselesi oldu ve senden önce bir başkasıyla olmasını yediremiyorsun!' dedi Murat. Atilla ise bu mantıklı açıklamaya seve seve tutundu:
    'Evet haklısın! Kesinlikle bu yüzden.' dedi ancak muratın sorusu onu sarstı:
    'Peki şimdi herşey bitti mi? Peşinden koşmayacak mısın?' dediğinde hiç düşünmeden:
    'Hayır herşey yeni başlıyor. Başladığım işi yarım bırakmam. Önümde daha bir sürü zaman var.' deyip gülümseyerek arkadaşına döndü. Murat bu bakışın bir teşekkür olduğunu bildiğinden o da gülümsedi. Ardından mızmızlanarak:
    'Oğlum senin yüzünden aç kaldım ya!! Yani terk etmek zorunda mıydın orayı? İçimde ölesiye çalan zilleri ne yapacağım şimdi?' deyince kalkıp başka bir yere gittiler ve karınlarını doyurdular. Atilla'nın aklında olan şey ise Defne'nin her adımını takip edip karşısına çıkmaktı. Pes etmeyecekti. Bu iş inada binmişti ve Defne pes edip teslim olmadan Atilla vazgeçmeyecekti!!!!!
    Ertesi gün erkenden plaja gittiler Serap ile. Hava güzel ve serin Antalya'da az bulunan türden bir yaz günüydü. Defne'nin şu an için tek amacı bronzlaşmaktı. Oğuz yarın döndüğünden kızlarla daha fazla vakit geçirmek adına birkaç saat içinde onlara katılacaktı. Defne'nin bilmediği şey ise Atilla'nın her hareketini takip ettirdiği ve şu an tam olarak plajın neresinde ve kimle olduğunu bildiğiydi.Atilla Defne'nin tek başına sere serpe plajda olduğunu öğrenince hem büyük bir heves hem de adlandıramadığı
    başka bir duyguyla onun yanına gitti. Defne'nin hemen yanındaki şezlonga uzandı ve gözleri kapalı güneşlenen Defne'yi izlemeye başladı. Harika bir vücudu olduğu inkar edilemezdi. Bembeyazdı ve koskoca bir yıl boyunca ilk kez tatil yaptığı belliydi. Gözlüğünü takmış, sırt üstü uzanmış, güneş yağını sürdüğü cildi parıldarken ne kadar dikkat çekici olduğunu bilmiyordu besbelli. Önünden geçen her erkek onu baştan aşağı süzüyordu ve Atilla buna deli oluyordu. Sonunda dayanamadı ve:
    'Erkek arkadaşın seni bu kurtların arasında nasıl yalnız bıraktı?' diye sorunca gözleri kapalı olan Defne bir an onun sesini hayal etiğini sandı ancak birkaç saniye sonra birinin kendisine dik bakışlarla baktığını hissetti.Gözlerini hafifçe aralayıp gözlüğünün ardından yanındakine baktı ve hayal görmediğini anladı. Atilla tüm karizmasıyla ve mükemmel kaslarıyla yanında uzanıyordu. Defne umursamazı oynamaya karar verip, tekrar gözlerini yumdu ve başını çevirmeden:
    'Erkek arkadaşım bana bakanları değil benim kime baktığımı umursar!' dedi. Sesi o kadar kaygısız, rahat ve hoş çıkıyordu ki garip bir ritimle atan kalbine inat böyle konuşmasının mucize olduğunu fark etti. Atilla ise bu cevaba sinirlenmişti. Ne demek oluyordu bu şimdi? Ben seni de başkasına da umursamıyorum, benim için tek bir kişi var o da Oğuz, mu demek istiyordu Defne? Bunu düşününce iyice öfkelendi ve öfkesi sesine yansıyarak:
    'Erkek arkadaşın fazla safmış o zaman! Her erkek bilir ki kadınlar umursamasa da bir sürü sivrisinek onlara yapışır!!!!!!!' deyince Defne kendine hakim olamayarak:
    'Senin gibi mi?' diye sordu. Atilla bir an haklı olduğunu düşündü. Kendisi de şu adi ve inatçı bir sivrisineklerden farksızdı. Yine de Defne'yi elde etmesi için birşeyler yapması gerekti.
    'Sanırım ben onlardan bir üst seviyedeyim. Sonuçta ben yalnızca bakmayıp konuşacak ve sohbet edecek cesarete sahibim!' Defne bu cevaba gülmek istese de yine ifadesiz bir tonla:
    'Yine de bir sivrisineksin. Onlardan daha cesur olman vasfını değiştirmiyor!' diye cevaplayınca Atilla içinden Defne'ye teşekkür etti. Eğer diğer kadınlar gibi tepki verse zaten peşinden koşmazdı. Böyle sert cevaplar vererek farkında olmadan Atilla'ya amacını hatırlatıp onu kamçılıyordu.
    'Hmm cesur buluyor olman hoşuma gitti. Bu onlardan bir adım daha uzaklaşmamı sağladı' dedi pis bir sırıtışla. Defne'nin ne zaman sakinliğini kaybedeceğini düşünürken Defne:
    'Çok konuşuyorsun ancak ilginç bir mizah anlayışına sahip olduğun kesin! Birazdan sevgilim geldiğinde de o meşhur cesaretini gösterebilecek misin sence?' dediğinde hala ifadesiz bir ses tonuna sahipti. Aslında Defne bu söz oyunlarından ve atışmaktan zevk alıyordu! Atilla uzun zamandır karşılaşmadığı kadar pervasızdı ve bu onu eğlendiriyordu.
    'Erkek arkadaşından korkmam için bir sebep göremiyorum. Sonuçta senle dostça sohbet edip seni manyak heriflerden uzak tutuyorum. Bence bana teşekkür edecektir.' dediğinde Defne de taktik değiştirip dün gözlerinde gördüğü kıskançlığın doğru olup olmadığını anlamaya karar verdi ve gözlüklerini çıkarıp Atilla'ya baktı:
    'Aslında haklı olabilirsin çünkü sandığından daha kıskançtır. Dün giydiğim elbise yüzünden kıyamet kopardı.' deyince Atilla adamın kıskanç olmasına mı yoksa defne nin cüretkar bir elbise giymesine mi kızsın karar veremedi sonra:
    'O halde seni niye burada yalnız bıraktı? O kadar kıskançsa bu tuhaf!' dedi. Defne hala istediğini alamadığından :
    'Birazdan gelecek. İşleri vardı. Geldiğinde sormaya ne dersin?'deyip tekrar gözlüklerini taktı. Aslında Oğuz hemen gelse oyunun başarısını test etme imkanı doğacaktı. Ahh oğuz gerekli olduğunda hep yok olurdu zaten!! Ancak tanrının işareti mi Defne'nin şansı mı bilinmez, Defne bunları düşünürken Oğuz'un sesini duydu.
    'Selam!' diyen Oğuz Atilla'yı fark edince oyuna devam etmesi gerektiğini anladı. Bu adam Defne'den hoşlansa da hoşlanmasa da Defne'den o sorumluydu. Bu oyun her iki durumda da işe yaraycaktı. Bu ikisi arasında birşey olabilecekse bu kartların daha açık oynanmasına vesile olacaktı, eğer adam sapıksa sevgilisi olduğundan onu rahat bırakacaktı. Bu yüzden defne ye doğru eğilip yanağından öptü.Defne ise sırf dualarının kabulünden sevinçle gülümsedi ve şen şakrak:
    'Hoşgeldin hayatım biz de Atilla bey ile sohbet ediyorduk. O da seni soruyordu' dedi. Oğuz gülümseyerek dönmeden önce içgüdüsel bir hareketle:
    'Defne sen ne zamandır bu halde güneşleniyorsun tatlım?' diye sordu dişlerinin arasından. Defne ise Oğuz'un bu tepkisine gülümsedi. Farkında olmadan işleri öyle kolaylaştırıyordu ki...
    'Aşkım yapma ama tatildeyiz. Güneşelenip bronzlaşmam lazım!' dedi dudaklarını büzerek. Bu iki tarafı da idare eden bir cevaptı. Aşkım ve dudak bükme hareketi Atilla için inandırıcıyken, söylediği sözler de Oğuz için kabullenilebilirdi. Daha sonra Atilla'ya dönüp son vuruşunu yaptı:
    'Size demiştim Atilla bey. Oğuz gerçekten de çok kıskançtır' dedi kadınsı bir gülüşle. Daha sonra da nisbet yaparcasına Oğuz'u öptü. Oğuz zavallı Atilla'ta acıyıp Defne 'ye 'Cadı, adamı mahvettin' dercesine bakarken Defne istediği tepkiyi elde etmiş olmaın sevinciyle gülümsüyordu. Atilla ise sinirden küplere binerken aklından geçen tek şey bir şekilde Oğuz'u denize çekip kazayla boğuldu süsü vermekti. Gözlerinden kıskançlığı anlaşılsa da sesi gayet normaldi:
    'Şu bey lafını kaldırsak nasıl olur? Tatildeyiz ve bu resmiyet beni geriyor' deyince bu sefer Oğuz atıldı.:
    'Haklısın Atilla. Bence de bu resmiyeti kaldıralım. İş yerinde yeterince kullanıyoruz. Bu arada sen ne iş yapıyordun?' diye sorduğunda Atilla tuhaf bir yüz ifadesiyle yuvarlak bir cevap verdi:
    'Bir inşaat firmasında çalışıyorum' deyip konuyu kapatmak için 'Buarada dün biraz ani çıktım. Umarım kabalık edip sizi rahatsız etmemişimdir.' dedi.Defne bir sırıtışla:
    'Hayır biz gayet rahattık' diyerek Oğuz'a yaslanınca Atilla hışımla yerinden kalkıp:
    'Ben denize giriyorum' deyip ilerledi. İçinden verip veriştiriyordu. Rahatlarmış gördük hanımfendi bayağı rahattınız hakikaten diye....
    Oğuz ise denize giren Atilla'ya bakıp bir kahkaha kopardı:
    'Kadınların her zaman nükleer bombadan daha tehlikeli olduğunu söylemişimdir. Adamı mahvettin defne! Bir an üstüme atlayacak sandım.' derken Defne de:
    'Daha beter olsun! Adi zampara!' diyordu ancak açık bir şekilde gülümsüyordu. Atilla'yı deli etmek iyi gelmişti ve onun kendisini kıskandığından artık emindi
    Konu estamos tarafından (25.07.2009 Saat 17:10 ) değiştirilmiştir.
     ...to the topTop

  10. #50

    estamos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Sermuharrir


    Durumu
    Offline

    Üyelik tarihi:
    23.06.2009

    Üyelik No: 4199

    Konumu:
    Ankara


    Mesaj sayısı:
    1.651

    Tecrübe Puanı:
    2617479

    Ynt: SIRA SENDE - Hikayeler


    ----DEVAMI----

    Öğlene doğru Atilla hala denizde sinirinden arınmaya çalışırken Murat ile konuşuyordu. Hala güneşlenen Defne ise Oğuz'a güneş yağı sürdürerek Atilla'nın sabrını zorlamaya devam ediyordu. Murat gülmemek için kendini zor tutarken Atilla'nın homurdanmalarını dinliyordu.
    'Biz gayet rahattık dedi ya. Hanımefendiye bak, o kadar rahattı ki zaten neredeyse adamla...'deyince Murat araya girdi:
    'Abi sakin ol tamam kızı kıskandın da dediklerine dikkat et bari!' diye uyardı. Atilla ise hışımla:
    'Ben onu kıskanmadım. Ne alakası var? Sadece o adamla gözümün önünde aşk yapması sinirimi bozuyor.'dediğinde Murat dikkatli biçimde onları izleyerek:
    'Aslında bir tuhaflık var farkında mısın? Tamam seninki bildiğimiz kızlar gibi değil ama yanındaki adam sevgilisinden çok abisi gibi davranmıyor mu sence?' dedi şüpheyle. Atilla ise :
    'Nasıl yani? Adam kızı öpüp, koklayıp, sarıyor! Daha ne yapsın? Gözümüzün önünde üstüne mi atlasın? Basbayağı sevgililer işte!' derken Murat da Atilla'nın aşık olduğundan emin oluyordu. Gerçekten de aşk insanı kör ediyor herhalde diye düşündü. Defne ile yanındaki adamın çok yakın oldukları kesindi ancak adamda bir sevgiliden çok koruyucu bir kartal edası vardı. Ayrıca bu uzaklıktan net seçilemese de sabahtan beri gülümseyerek telefonda konuşurken her zamankinden daha mutlu görünen bu adamda tuhaf birşeyler vardı.
    En sonunda ortaya çıkacağını düşünüp:
    'Ne bilim bir an öyle geldi. Hadi çıkıp yanlarına gidelim. Yorulmadın mı yüzmekten.?...' deyince ikisi de denizden çıkıp Defne'lerin yanına ilerlemeye başladılar. O sırada onları kaçamak bakışlarla süzen Defne Atilla'nın vücudunun gerçekten de mükemmel olduğunu düşünüyordu. Gözlüğünün ardından onları izlerken bu adamın bütün fiziksel özelliklerinin mükemmel olduğunu düşünmeden edemedi. Sonunda yanlarına yaklaştıklarında Serap:
    'Bir an hiç çıkmayacaksınız sandım. Yüzmeyi seviyorsunuz anlaşılan!' deyip gülümseyince Murat gülümseyerek Serap'ın yanına gitti. Atilla ise yine Defne 'nin yanındaki şezlonga uzanıp gözlerini kapattı ve güneşlenmeye başladı. O sırada telefonu çalınca cevapladı suratında büyük bir gülümsemeyle:
    'Merhaba canım nasılsın?'
    ......
    'Hayır canım antalya da tatildeyim. Hafta başı dönüyorum.'
    .......
    'Tamam gelince bir program yaparız. Özlemişim seni de.'
    .......
    'Hahha merak etme. Tamam görüşürüz. Sana da iyi günler.' diyerek kapattı.Defne ise konuşmaya boyunca bahsedilen bu canım'ın kim olduğunu merak etmişti ama nasıl soracaktı? Bunları düşünürken açık açık Atilla'ya bakıyordu. Atilla da Defne'nin merakını tahmin etmişti. Murat'a seslenerek:
    'Seda aradı; pazartesi görüşelim diyor. Geliyor musun?'diye sordu . Murat ise Serap yanlış anlamasın diye:
    'Yok ben gelmiyorum sen gidersin artık.'diyerek tekrar Serap ile olan sohbetine döndü.Defne ise içinden bu Seda'nın kim olduğunu düşünüyordu.bir de baş başa görüşecekler miydi?
    Oğuz onların bu halini izlerken Atilla'ya çok yüklendiklerini düşündü bir an. Adamcağız kıskançlıktan çıldırmıştı. Birazcık katkı yapmak isteyerek:
    'Defne'cim, hayatım ben yarın dönüyorum biliyorsun.Sen ne zaman dönecektin?' deyince Defne de:
    'Pazar akşamı dönüyorum.' dedi sonra samimi bir sıkıntıyla 'Of Oğuz ya dönmesen nasıl olur? Sen de kal burada.' dedi . Yine çocuk Defne olmuştu. Dudaklarını büzmüş gözlerinde belirgin bir üzüntüyle Oğuz'a bakıyordu. Oğuz gülümseyip Defne'nin çenesini tutarak başını kaldırdı:
    'Tatlım yapma böyle. İtalya'ya dönmek zorundayım biliyorsun. Hem oradaki işlerin bitmesine çok az kaldı.'deyince Atilla Oğuz'un İtalya'ya gitmesine sevinirken, Defne'nin üzüntüsü onu rahatsız etmişti. Oğuz'u gerçekten seviyordu galiba. Ancak normal biri bu durumda aradan çekilmek isterkn Atilla'da yine ters etki yaptı ve daha çok hırslandı. Bu adamda vazgeçilmez ne vardı bu kadar? Tamam, herkesi etkileyecek kadar yakışıklı, espirili ve cana yakın bir adam olabilirdi ama yine de...... Atilla bir an ben neler düşünüyorum diye kendine kızdı.
    Adamın ya da Defne'nin duyguları önemli değildi. Defne'yi istiyorsa onu alacaktı. İşte bu kadar basitti!!



    Ertesi gün Oğuz'u yolcu eden Defne çok üzgündü. Oğuz onun herşeyiydi! Arkadaşı,sırdaşı,abisi,ailesi.....Bir ay sonra İtalya'dan dönecek olması tek tesellisiydi. Gitmeden önce söylediği şey Defne'yi hala güldürüyordu.
    'Bana bak o Atilla'yı elinden kaçırma. Geldiğimde adamla aran hala olmamışsa sizi zorla nikah masasına oturturum.'
    Oğuz bunu söyleyince havaalanındakilerin korkmasına sebep olan gürültülü bir kahkaha patlatmıştı Defne..Tatili için önünde hala uzun bir zaman vardı. Bugün salıydı ve pazara kadar vakti vardı defne nin doya doya tatil yapmak için... Yine plaja gittiler. Defne plajda güneşlenirken Atilla'yı beklese de göremedi. Atilla onun elbette orada olduğunu biliyordu; ancak fazla üstüne düşmesinin pek bir faydası olmadığının bilincindeydi. Bu yüzden
    Murat ile otelin havuzunda keyif yaparken Defne'nin ne yaptığı hakkında bilgi alıyordu. Murat onun bu haline gülüp içeceğini yudumlarken:
    'Oğlum özel hayat diye birşey var. Bıraksana kızı tatilini yapsın.' sonra kaşlarını kaldırıp atilla nın tepkisini ölçmek istercesine ona baktı ve:'Hem hazır sevgilisi gitmişken belki kendine yeni birini bulur!!!!!' dediğinde atilla sert bir şekilde başını kaldırıp:
    'Saçmalama o kız öyle biri değil. Hem sevgilisine ne kadar değer verdiğini gördük!' diyerek somurtunca murat gülümseyerek:
    'O zaman sen nasıl kızın kalbini çalacaksın? Sen de diyorsun kızın kalbi Oğuz'da!!'
    'Ben farklıyım. Ben istediğim zaman alırım. Oğuz filan umrumda değil benim...' Murat Atilla'nın bu sözleri üzerine son darbesini vurdu:
    'Abicim güzel kız... Senin gibi düşünen onlarca adam vardır plajda..Ayrıca şuan Defne'nin etrafında pervane oluyorlardır. Yani sonuçta kız , defne!!'deyince Atilla bir an düşündü. Evet oldukça güzel bir kızdı ve dün de ne kadar kişinin onu aç gözlerle izlediğini görmüştü.Ya şimdi de başka biri....
    'Kahretsin!! Nasıl da düşünemedim?' diyerek yerinden fırladı. Murat gülümsemesini tutmaya çalışarak:
    'Neyi düşünemedin? Hey nereye gidiyorsun?' diyerek seslendi ancak Atilla otelin kapısına varmıştı bile...Murat kendi kendine gülüp acemi aşık diye düşündü.


    Atilla plaja giderken kendi kendine söyleniyordu. Kızı nasıl bu kurtların arasında yalnız bırakmıştı? Defne'yi öncelikle kendi baştan çıkarmalıydı bir başkası değil. Kendi hedefine ulaştıktan sonra başkaları ne istiyorsa yapabilirdi Defne ile. Birden durdu. Başkalarının Defne ile olması neden Atilla'nın canını sıkmış ve içinde sert bir kaya hissi yaratmıştı? Defne Atilla için kimdi ki? Sadece 4 gün önce tanıdığı bir kız neden onda bu etkiyi yaratıyordu? Neden onun yanında gördüğü her erkek dengesini altüst edip onu öfkelendiriyordu? Defne kimdi ve onu etkilemek için niye bu kadar uğraşıyordu?
    Bir an gitmekten vazgeçti ve geri döndü. Şu anda yanına gidemezdi... Ancak kararlı adımlarla otele dönerken tekrar durakladı. Ya birisi onunla ilgileniyorsa? Ya şimdi yanında başka bir erkek varsa? Yönünü tekrar değiştirdi ve plaja doğru hareketlendi ancak yine durdu.. Bu halde onun yanına gidemzdi. Gidip de ne diyecekti? Sen benim şu an için en ulaşılmaz hedefimsin. Oğuz'dan ayrıl yanına erkek olan hiçbir varlığı yaklaştırma mı diyecekti? Kesinlikle saçmalıyordu hem de fena halde...Hemen geri döndü ve kararını değiştirmeden otele,Murat'ın yanına geri döndü. Kendiyle iç
    hesaplaşması 5 dakikalık sahil yolunda yarım saat sürmüştü.. Etrafdakilerin şaşkın bakışları altında bir sağa bir sola yürüyüp durmuştu.Murat onu gördüğünde şaşırdı:
    'Nasıl bu kadar erken döndün? Defne'nin yanına gitmişken akşama kadar dönmezsin sanıyordum' dedi sırıtarak. Daha sonra Atilla'nın suratına baktı tek bir mimik hareketi bile yoktu ve kireç gibiydi suratı. Endişelenerek:
    'Atilla iyi misin sen?' diye sorduğunda Atilla yalnızca başını sallayıp odasına yöneldi. Murat telaşla ayağa kalkıp peşinden gitti. Odaya girdiğinde Atilla'yı kendini yatağına atmış olarak buldu. Yanına oturup:
    'Neyin var senin? Ne oldu da bu hale geldin?' derken Atilla hızla doğrulup Murat'a döndü:
    'Murat bana neler oluyor? Defne'nin yanına gitmek için çıktım ama gidemedim. Giderken onun başka bir erkekle olmasının önemsiz olduğunu kendime söylerken, birden onun yanında kimseyi istemediğimi fark ettim. Ne Oğuz ne bir başkası.. Onun yanında erkek olan kimseyi istemiyorum. Onun bir başkasıyla olması benim için bir azap oldu. Benim neyim var?'diye sorunca Murat cevap vermeden tek kaşını kaldırarak onu süzdü. Atilla bunun manasını biliyordu. Murat ona 'Kendini kandırma' diyordu. Dehşetle aklına gelen şeyden kaçıp:
    'İmkansız!!' diye sızlandı. İmkanszdı kesinlikle imkansızdı. Defne'ye....Defne'ye.... Aman tanrım daha dile getiremediği bir şeyi nasıl hissedebilirdi? Bu mümkün değildi. Atilla asla bir kadına karşı bunları hissetmemişti ama bu....Murat'a dönüp:
    'Hayır olamaz, ben daha dile bile getiremiyorum hissetttiğimi. Hayır, imkansız ona-' derken Murat sonunda sözünü kesti ve sakin bir ses tonuyla:
    'Ona aşıksın!'dedi.Bu iki kelime Atilla'yı yıkmıştı. Ona aşık olamazdı, bu kadar aciz olamazdı. Atilla Demir kimseye aşık olmazdı. Hele de 4 gündür tanıdığı, sevgilisi olan ve onla zerre kadar ilgilenmeyen bir kıza!! Murat a bakıp:
    'Hayır aşık değilim. Bu başka birşey. Ben ona ya da bir başkasına aşık olamam. Saçmalamayı kes Murat!' derken Murat yine rutin bir tonla tekrar etti:
    'ona aşıksın!'diye ..Atilla ise kafasını sağa sola sallayıp:
    'Değilim! Ne Defne'ye ne bir başkasına aşık değilim. Ben aşık olmam. Bu elde edememe hırsı. Evet, bu kadın şu ana kadar en fazla istediğim kadın.. Ancak ona aşık değilim. O sadece ilginç bir kadın başka birşey değil benim için..' diye sızlanırken Murat tam karşısına geçip kabullenmesi için bir an ona baktı. Sonunda dayanamayıp Atilla'nın başını tuttu ve kendine çevirdi:
    'Tamam, pekala o da normal bir kadın ve sen ona aşık değilsin. İstediğin buysa evet, ona aşık değilsin. Yani o şu an sevgilisiyle ve ya başka biriyle öpüşüp koklaşırken acı çekmiyorsun. Ona bakan o gözleri kıskanmıyorsun. Onun o yeşil gözlerini her gözünü kapattığında görmüyorsun. Şu an ani bir kararla İstanbul'a gitse, evini telefon numarasını işini değiştirse, ona hiç ulaşamasan bile umrunda değil. Belki de birgün Oğuz ile ya da bir başkasıyla evlense bile umrunda değil. Çünkü onu hiç sevmiyorsun ona aşık değilsin, değil mi?' diye sordu.Atilla ise Murat'ın söylediği her kelimenin
    içinde girdaplar yaratıp onu içine çektiğini hissediyordu. Defne'yi bir daha görmese, o başka birinin elde ettiği kadın olsa acı çekemeyecek miydi? Sonunda bağırıp eline geçen bardağı karşı duvara fırlatarak:
    'Ah hayır umrumda.. Lanet olsun ki umrumda.. O kadına başka birinin bakması bile beni çıldırtırken umrumda..' Sonunda Murat'a bakarak hem rahatlamış hem de acı çeken bir ifadeyle:
    'Defne'ye aşık oldum' dedi. Murat ise sonunda itiraf etmesinin verdiği rahatlıkla:
    'Oh be! Bir an sonsuza dek inkar edeceksin sandım. Oğlum ne inatçısın böyle ya!!! O zaman artık taarruz planını uygula. İlk hedefin Oğuz ileri!!!!' deyince Atilla güldü ancak gerçekten Oğuz engelini nasıl aşacağını düşünüyordu...



    Defne de güneşlenirken Atilla'yı düşünüyordu. Hoş bir adamdı Atilla. Onun esprileri bile Defne'yi içten içe güldürüyordu ancak her yerde karşısına çıkan bu adam şimdi neredeydi? Heralde bir başka kızın peşine düşmüştü Defne'den yüz bulamayınca...Ve ya Oğuz'u görünce Defne'den vazgeçmişti. Defne'nin canını sıktı bu durum.. Atilla'nın vazgeçmesini istemiyordu. Bu adam garip bir birçimde onu eğlendiriyordu ve Defne onu yanında istiyordu. Zaten hayatı boynca böyle umursamaz, dalgacı ve kendine güvenen erkekleri hoş bulmuştu. Atilla da onlardan biriydi işte.... Ancak bugün ortalarda yoktu.
    Serap yanındaki dalgın Defne'ye bakarak kıkırdadı:
    'Senin yakışıklıyı mı düşünüyorsun? Bugün niye gelmedi o ya?' deyince Defne de gülümseyerek:
    'Nerden bileyim niye gelmedi?' deyince Serap yine kıkırdadı:
    'Ha yani yakışıklı olduğunu ve onu düşündüğünü inkar etmiyorsun?' Defne bu sözlere gülümseyerek konuyu değiştirdi:
    'Bugün bara gidelim mi? Nedense iyice sarhoş olmak istiyorum!!!!!' deyince Serap da onayladı:
    'Pekala hem şu yakışıklıyı da unutursun birazcık. Ama defne adam bir içim su.. Sen ilgilenmezsen bana devretsene!' deyince Defne tehditkar bir ifadeyle:
    'Seraapp!' dedi sonra da ' Sen bence onun yanındakini düşün, o senle fazla ilgili gibi geldi bana!' deyince Serap da yine güldü:
    'Evet aslında o da fena değil.' diyerek düşünüyordu. Defne gülümseyerek bu kız hiç adam olmaz diye düşündü.



    Akşam bardan içeri girerken Defne bugünün garip olduğunu düşünüyordu. Sanki gün boyu eksik birşeyler vardı ve o eksik şey birazdan tamamlanacaktı. Bunları düşünerek Serap ile bir masaya yerleştiler. Defne bu sefer koyu yeşil, biraz mini denilebilecek bir elbiseyle göz kamaştırıyordu. Serap ise bu sefer lilayı tercih etmişti. Defne sarhoş olmayı kafasına koyduğundan, kendine ağır bir içki ısmarladı. Bugün tek hedefi sarhoş olmaktı. Bakalım ne kadar sürede pes edecekti? Serap ile biraz muhabbet ederken yavaş yavaş erkekler etraflarında vızıldamaya başlamıştı. Hepsini redediyorlar bir yenisiyle uğraşıyorlardı.
    Defne homurdanarak:
    'Aynı mantar gibiler tam bitti derken yenisi türüyor!' deyince Serap da kahkahayı patlattı. Sonra da:
    ' Serap ben lavaboya uğrayacağım burada bekle' diyerek masadan kalktı. Pistin ordan geçip lavaboya yönelmişti ki, güçlü bir el onu kolundan yakaladı. Sarışın ve çekici bir adam ona sırıtıp:
    'Benimle dans etmeye ne dersiniz güzel bayan?' diyerek Defne'yi kendine çekti. Adamın sarhoş olduğunu anlamak için zeka sahibi olmak gerekmiyordu. Berbat kokuyordu nefesi. Defne kendini kurtarıp, güç bela ulaştı lavaboya. Çıktığında sarışın adam karşısındaydı. Bir an ne yapacağını şaşırdı. Etrafta kimse yoktu. Adam yavaş yavaş Defne'ye yaklaşıp bileklerini kavradı:
    'Ne o güzelim korktun mu? Hadi ama birazcık eğleneceğiz sadece!' diyerek Defne'yi duvara yasladı.Daha sonra:
    'Küçük bir öpücüğü bana çok görmeyeceksin heralde' diyerek çırpınan Defne'yi sabitledi. Defne adamın giderek daha yakınına gelmesiyle:
    'Bırak beni!' diyerek çığlık atıp gözlerini yumdu. Adamın birazdan onu öpeceğini düşündükçe midesi kalkıyordu ancak beklediği olmadı. Birden elleri serbest kaldı ve adamın çığlığını duydu.Gözlerini açtığında sarışın adamın yerde yattığını ve Atilla'nın ona doğru eğilmiş öfkeli gözlerle baktığını gördü. Atilla ise o iğrenç adamın Defne'ye dokunmasına fena halde öfkelenmişti. Defne'ye dönüp:
    'İyi misin?' dedi. Defne ise başını sallayıp şokun etkisiyle konuşmaya çalışıyordu. Atilla onu bu halde görünce dayanamadı ve hafifçe sarıldı ona.Bir yandan da teselli ediyordu:
    'Tamam korkmana gerek yok. Artık güvendesin' diyordu. Defne ona iyice yaslanıp kulağına:
    'Teşekkür ederim' deyince Atilla hem onun bu kadar yakınında olmasından hem de kulağına değen nefesinden tüm hücrelerinin çığlık attığını hissetti. Defne ise onun kollarında güvende olduğunu biliyordu ancak daha fazla böyle kalamayacağını bildiğinden kendini çekti ve sordu:
    'Nerede oluğumu nasıl bildin?' diye sorunca Atilla Serap'ın yanında seni göremeyince endişelendim diyemedi. Serap'ı yalnız gördüklerinde öfkeyle :
    'Defne nerede?' diye sormuş lavaboya gittiğini öğrendiğinde de bu barda onu rahat bırakmayacaklarını fark edip peşinden gitmişti. O sarışın adamın onu sıkıştırdığını gördüğünde hissettiği öfkeyi tanımlayacak sözcük yoktu. Adamı yakasından tuttuğu gibi çekmiş sıkı bir yumruğu indirmişti. Defne'yi üzgün bir halde görmese o adamın pestilini çıkarırdı.
    'Sadece ben de lavaboya uğramıştım oradan gördüm' dedi. Sonra da 'Hadi gel içeri geçelim artık' diyerek onu yanına aldı. Kalabalığın arasından geçerken etrafa dik bakışlar atıp elini Defne'nin beline dolamıştı. Defne kendini tuhaf hissetse de halinden memnundu. Sonunda masaya vardıklarında Serap ile Murat'ın derin bir sohbete dalmış olduklarını gördüler. Murat Atilla'ya bakıp sırıttıktan sonra sohbetine devam etti. Defne ve Serap hem onlarla sohbet edip hem de alkol yükleniyorlardı. Atilla ve Murat onları engellemeye çalıştıkça daha fazla içiyorlardı. Tam zom oldukları vakit Atilla:
    'Oğuz nasıl izin veriyor bu kadar içmene?' deyince Defne:
    'Oğuz bana karışamaz ki ne istersem onu yaparım .' dedi sarhoş halinde.Murat ise bu Oğuz-Defne ilişkisinden şüphelendiğinden fırsatını bulmuşken kaçırmadı:
    'Niye sevgilin değil mi? Tabii karışır.' dedi. Defne sarhoş olsa da asla aklına eseni söylemezdi. Sadece fazlasıyla gülerdi. Yine öyle yaptı ama sustu. Ancak Serap tam anlamıyla alkolde boğulduğundan bir kahkaha atıp:
    'Onlar sevgili değil ki!!!' dedi. Atilla duyduklarının doğruluğunu anlamaya çalışırken Murat sırıtıyordu bilmiş bilmiş... Defne ise Serap'a öfkeyle bakıp:
    'Bravo Serap içki çeneni bayağı açıyor senin!' dedikten sonra Atilla'ya dönüp:
    'Evet o benim sevgilim değil!' deyince Atilla sevinçle Murat'a baktı; ancak aklını kurcalayan birşey vardı. Madem sevgilisi değildi neden kendini öyle tanıtmış ve öyle davranmışlardı? Bunu yarın öğrenmenin daha mantıklı olduğunu düşünüp sustu. Kızları güç bela otele getirip kendi otellerine döndükten sonra da düşünmeye devam etti. Yarın bunu kesinlikle öğrenecekti. Bunları düşünerek derin bir uykuya daldı.



    Ertesi sabah Defne ve Serap ile uyanan birşey daha vardı:Yoğun sinir bozucu birbaş ağrısı.... O kadar berbat durumdalardı ki birşeyler düşünmek bile baş ağrılarını ağrtırıyordu! Birden kapının çalınması ile Defne güç bela yatağından kalktı. Oda servisi elindeki kahvaltılıklarla gelmişti. Defne şaşkınlıkla:
    'İyi ama biz kahvaltı filan istemedik. Nerden çıktı bu?' diye sorunca genç görevli gülümseyerek:
    'Atilla bey size kahvaltı ve ilaç yollamamı söylemişti.' diyerek elindekileri içeri bırakıp çıktı. Defne şaşkınlıkla olanları düşünürken bu sefer de telefonu çaldı:
    'Günaydın. Baş ağrının ne kadar öldürücü olduğunu anlamak için aradım.'diyordu Atilla'nın gülümseyen sesi. Defne de farkında olmadan gülümseyerek:
    'İnan bana şu an başımı koparmak istiyorum.' deyince Atilla'nın gülen sesini duydu.
    'Başının koparılması pek işime gelmez. Kahvaltını yapıp, ilacını içip, aşağı geldiğinde konuşalım mı bunları?' deyince Defne şaşkınlıkla:
    'Sen burada mısın? İnanmıyorum..' derken Atilla onun konuşmasını engelledi.
    'Tamam sakin ol. Rahat rahat kahvaltını yap. Sonra o ilacı iç. Ardından da aşağı gel. Bekleyeceğim.' deyip telefonu kapattı. Defne ise şaşkınlıktan baş ağrısını bile unutmuştu. Serap hala baş ağrısı ve uykuyla boğuştuğu için zorlukla doğruldu ve:
    'Neler oluyor? Ne diye gevrek gevrek gülümsüyordun sen?' diye sordu.
    'Atilla bize kahvaltı ve ilaç göndermiş. Şimdi de aşağıda beni bekliyor. Hadi acele yiyelim daha duş alacağım' diyerek ağzına kahvaltılıkları atmaya başladı.
    'vay be adamdaki düşünceye bak' diyerek gülümsüyordu serap.

    Defne yarım saat sonra aşağıda Atilla'nın karşısında duruyordu. O yarım saatte nasıl bir şeyler yiyip, duş alıp, hazırlandığını hayatı boyunca anlayamayacaktı. Farkında olmadığı şey ise şu an Atilla'nın karşısında dururken, ışıl ışıl güzelliği ve harika gülümsemesiyle onu büyülediğiydi..Sonunda dile gelen Atilla oldu:
    'Çok güzel olmuşsun. Hazırlanma konusunda rekor kırdığını söyleyebilirim. Oysa ben en azından bir saat için kamp kurmuştum buraya..' deyince Defne gülümsedi.
    'Ben her kadına benzemem. Beni başkalarıyla kıyaslama bence. 'deyince Atilla kısık sesle 'Biliyorum 'dedi ancak Defne bunu duymamıştı. Atilla kendine gelip ufak bir sırıtışla:
    'Biraz dolaşmaya ne dersin? Hava güzel!' deyince Defne de kabul etti ve sahil kenarında dolaşmaya başladılar. Atilla geçen gece restorandan kaçarken oturduğu bankın yanına gelince Defne'ye oturmayı teklif etti ve oturdular. Bir süre ikisi de dalgaları dinledi. Defne'nin konuşmak gibi bir çabası yoktu ancak Atilla geçen geceden beri aklını kurcalayan konuyu öğrenmek istiyordu. Sonunda yumuşak bir sesle konuya girdi.
    'Sevgilin nasıl? İtalya'ya ulamış mı?' diye sorunca Defne gülümsedi. Bu soruyu bekliyordu. Geçen gece yaşananlar ve konuşmalar aklındaydı.Atilla'ya dönüp gözlerine bakarak:
    'Dün gerçeği öğrendiğin halde neden sevgilim diye bahsediyorsun Oğuz'dan?' dediğinde Atilla şaşırmıştı. Birçok kadın sarhoş olduktan sonra yaptıklarını hatırlamazdı hatta birçok erkek de öyle... Sonra kendi kendine gülümseyerek Defne'nin sıradan ya da alışagelmiş kadınlardan olmadığını hatırladı.
    'Pekala o zaman direk asıl soruyu sormalıyım. Neden sevgiliymiş gibi davrandınız?' Defne başını denize çevirip sakin bir tonda olayları anlatmaya başladı.
    'Oğuz benim çocukluğumdan beri yanımda olan ve beni asla yalnız bırakmayan hayatta en güvendiğim dostumdur. Onunla cumartesi günü karşılaştık. Uzun zamandır İtalya'daydı ve görüşmüyorduk. Sonunda bizi yemeğe davet etti. Restorana gelmeden önce de giydiklerimize özellikle de bana bir ton laf etti. O benim abim gibidir ve beni kıskanır, korumaya çalışır. Oradaki birçok kişi gözünü bize dikip açıkça izlemeye başlayınca o da etrafın bizi sevgili olarak görmesinin daha mantklı olduğuna karar verdi' Son cümlesini Atilla'ya bakarak söylemişti ve restoranda ona bakan erkeklerden bahsederken
    çenesinde atan bir damarın şaha kalktığını söyleyebilirdi. Bu adam gerçekten onu kıskanıyordu ve bu garip bir şekilde Defne'yi mutlu ediyordu. 'Sen geldiğinde bizi sarmaş dolaş görünce de biz oyunu bozmadık. Senin nasıl birisi olduğunu ikimiz de bilmediğimiz için oyuna devam ettik.' diye bitirdi sözlerini . Atilla'nın rahatlamış yüz ifadesini görünce gülümseyip merakla sordu:
    'Peki ya sen? Sen neden restoranı terk ettin öyle?' diye sorduğunda Atilla ne yapacağını ne söyleyeceğini bilemedi.
    'Terk etmedim. Sadece dalgındım bu yüzden özür dilediğimi hatırlıyorum ' deyince bu sefer Defne sırıtarak:
    'Ben de özrüne verdiğim cevapla bir kez daha ardına bakmadan gittiğini hatırlıyorum. Peki o ne içindi?' diye sordu. Sorulardan büyük keyif aldığı gayet açıktı. Atilla da bu sefer ona uymaya karar verdi.
    'Sence ne için gittim? ' dedi esrarengiz bir fısıltıyla. Bu Defne'nin içinden ürperti geçmesine sebep oldu. Evet tehlikeli sulara girmişti. Peki ne cevap verecekti? Aslında bu bir haftayı bu adamla geçirebilirdi hiç bir sakıncası yoktu. Bu yüzden o da farklı davrandı ve Atilla'ya burnu burnuna değecek kadar yaklaştı. Bu oyunu uzun zamandır oynamıyordu ancak isterse ne kadar başarılı olabileceğini biliyordu. Birkaç saniye daha bekleyip Atilla'yı sabrının son sınırına getirdikten sonra fısıltıyla:
    'Ne için olduğunu bilmiyorum ancak öylesine gitmediğin kesin!' dedi ve ardından kendini çekti. Atilla'ya bu yakınlık fazla gelmişti. Bir an onun dudaklarına yapışabileceğini düşünmüş ama Defne'nin vereceği tepkiden çekinmişti. Bu kadın farklıydı ve kışkırtıcıydı. Ancak önemli olan şuydu: Defne böyle devam ederse Atilla nasıl direnecekti? Derin bir nefes alıp gözlerini kapattı ardından:
    'Evet öylesine değildi çünkü verdiğin cevapları beğenmediğim için gittim ' dedi. Defne ise şaşkın ama gülümseyen gözlerle:
    'Ne cevap vermemi bekliyordun anlamadım' dedi.Atilla ise sonunda bir orta yol bulmaya karar verdi:
    'Bak ne diyeceğim. Senle ufak bir anlaşma yapsak nasıl olur?' diye sorunca Defne meraklandı.
    'Ne anlaşması olduğuna bağlı, önce şartlar lütfen!' deyince Atilla gülümseyerek:
    'Tamam şöyle ki sen de ben de pazar akşamına kadar burdayız öyle değil mi?' Defne'den onay alınca 'Sonuçta ikimiz de burada yalnızız ve ben düşündüm ki pazartesiye kadar birbirimize eşlik edip zaman geçirebiliriz ne dersin?' deyince Defne de memnuniyetle kabul etti. Atilla ise bu duruma seviniyordu. Defne'yi ikna etmişti. En azından vakit geçirip onu göz önünde tutup iğrenç leş kargalarından koruyacaktı. Hem bu Defne için de bir alıştırma olurdu. Küçük hanım Antalya'dan sonra görüşmeyeceklerini ve ondan kaçabileceğini sanıyordu; ancak bu kesinlikle imkansızdı!!!!



    Akşam yine barda buluşmak üzere anlaştılar. Defne acele ile duş alıp hazırlanırken Serap gülerek onu izliyor aynı zamanda dalga geçiyordu:
    'Bu adam seni istemeye gelse ne olur acaba? Her halde bütün şehri ayağa kaldırır heyecanından ölürdün!' diyerek kahkaha patlatınca Defne sinirli ama yine de gülümseyen bir ifadeyle:
    'Dalga geçme benimle! Hem ne var hazırlanıyorsam. Adam davet etti karşısına eşofmanla mı çıkayım yani?'
    'Ayol heralde eşofmanla çıkma da ne o öyle hayatında ilk kez biri tarafından beğenilmiş gibi davranıyorsun. Sen istesen bütün Antalya ayklarına kapanır' Bu sözler üzerine defne de kahkaha attı. Serap her zaman gerginliğini alırdı. Aslında haklıydı. Sabahtan beri bu heyecan nedendi? Birkaç gün önce adamı boğmak isteyen sanki kendisi değildi. Hem insan tanımadığı biri için neden bu kadar heyecan yapardı ki? Aslında Defne başından beri Atilla'ya kapılmaya hevesliydi ancak her defasında kendini dizginliyordu. Yani ne vardı? Bu onun için hoş bir yaz aşkı olarak kalabilirdi. İstanbul'da onu görmesi imkansızdı.
    Bu düşüncelerle hazırlanıp bara gelmişti. Yazın elbiseden başka birşey giymezdi ancak tatildeydi. Birazcık değişiklik iyi olur diye kısa bir kot şort ve üstüne de kalın askılı ancak yine de gayet şık bir bluz giydi. hafif bir makyaj da yapınca Defne yine çok güzel olmuştu. Serap ile beraber bara gittiler Murat ile Atilla masalarından el sallayınca Defne ve Serap da yanlarına gittiler. Defne heyecanından fark etmemişti ancak Serap bugün gayet güzel ve alımlı olmuştu. Bunun sebebini merak ederken gözü Serap'ı hayranlıkla süzen Murat'a takıldı ve gülümsedi. Serap hanım'ın kim için hazırlandığı belli olmuştu.

    Atilla ise Defne'den gözlerini alamıyordu. Bugün oldukça göz kamaştırıcıydı ve üstünde her zaman gördüğü elbiselerinden yoktu. Bu sefer farklı giyinmişti ve yine güzeldi. Bu kadın her haliyle güzeldi! Ancak ufak bir sorun vardı, yine etrafta leş kargaları vardı ve Atilla bir an herşeyi unutup Defne'nin bu kadar güzel olmasına lanet ederken buldu kendini. Sonra da yaptığı saçmalığın farkına varıp Defne'yi izlemeye başladı. Yüzündeki hayranık ifadesinin Defne'yi mest ettiğinin farkındaydı. Yine içkilerini alıp sohbet ederken Defne'ye eğilip:
    'Yine sarhoş olmayacaksın değil mi?' diye sordu. Defne ise kızgın ama yumuşak bir ifadeyle:
    'Beni sarhoş yerine koymayın Atilla bey! Ben hangi amaçla içersem o amaçla geceyi bitiririm dün sarhoş olmak istedim ve oldum' diyerek trip yapınca Atilla gülümseyerek:
    'Hayda yine Atilla bey olduk! Kızma Defne sadece şaka yaptım' deyince Defne de gülümsedi.

    Bir süre sonra sıkılıp bardan çıkmaya karar verdiler. Defne ve diğerleri gürültülü ortamdan nefret etmişti. Sahil kenarında yürürlerken ortamı ahengli bir tango melodisi doldurdu. Biraz daha yaklaşınca kumsalın bir köşesine kurulmuş platformu fark ettiler. Çiftler tango yapıyordu ortam muhteşemdi. Atilla Defne'ye dönüp :
    'Ne dersin? Dans edelim mi?' diye sorunca Defne bir an tereddüt etti.Üstündeki şortla tango yapmak biraz abes kaçacaktı ancak önemli olan başka bir konu vardı. Tango ateşin tutkunun ve aşkın dansıydı eğer Atilla ile dans ederse.. Düşüncelerini Atilla'nın sesi böldü:
    'Bilmiyorsan ben seni yönlendiririm merak etme' diyerek elini uzattı. Defne ise onu birkaç dakikalığına kandırmanın fena olmayacağını düşündü. Tango herşeyden çok sevdiği ve bildiği bir danstı ancak Atilla birazdan öğrenecekti.Bilmediğini düşünmesinin bir önemi yoktu.Atilla ise Defne'nin bilmemesini umursamıyordu, tek derdi onunla dans etmekti.Platforma geçip karşı karşıya durdular. Dans başlarken tedirgin olan Atilla Defne'ye yol gösterme niyetindeyken onun ne kadar profesyonel olduğunu fark etti. Küçük bir gülümsemeyle gerçek tangoya döndüler. İki bedenin uyumu, birbirleri etrafında dönüşü, Defne'nin Atilla'yı takip eden adımları,
    Atilla'nın Defne'nin gözlerinde kaybolmak isteyen grileri, aşk sarhoşu iki bedenin birbirlerini ifade edişi... O kadar büyüleyicilerdi ki diğer tango yapan çiftler danslarını bırakıp onları izlemeye koyuldu. Serap ve Murat ise şaşkınlık ve sevinç karışımı bir ifadeyle onları izlemeye başladı. Sanki henüz kendilerinin bile farkında olmadığı duygularını anlatıyorlardı birbirlerine.... O kadar uyumlu, o kadar tutku dolu, o kadar ateşliydiler ki; alevleri tüm kumsalı sarmıştı. Üç dakikalık dans onlara bir hayat kadar uzun, bir soluk kadar kısa geldi. Dansın son figüründe Defne'ye doğru eğilen Atilla bir nefes uzaklığındaki kadına daha fazla direnenmedi ve
    aşk dolu, heyecan dolu, tutku dolu bir öpücük çaldı Defne'nin dudaklarından... Her ne kadar kendini kaybetmemek için dirense de bir an herkesin kaybolmasını etrafta kimsenin olmamasını ve en önemlisi Defne'nin kendisini istemesini istedi... Defne ise yalnızca birkaç saniye süren öpücükle kendinden geçmiş gözleri kapalı yere doğru eğilmiş Atilla'nın kollarında dansın son pozisyonunda hayatının sonuna kadar kalmak istiyordu. Ancak Atilla Defne'yi doğrulttu ve kendilerini izleyenlerin alkışlarına selam verdiler.. Kendilerinden geçmiş bir halde Murat ve Serap'ın yanlarına geldiklerinde ikisinin de gülümsediklerini fark ettiler. Defne bir an utansa da
    sanki hiçbirşey olmamış gibi davranmaya devam etti. Murat ise Atilla'nın kulağına eğilip:
    'Hiçbir zaman fırsatını kaçırmazsın öyle değil mi?' diye fısıldadı. Atilla'dan aldığı tepki Defne'ye doğru çapkınca bir bakış ve gülümseyişti.

    Sonunda Defne'lerin otelinin önüne geldiklerinde Serap ve Murat saçma bahaneler bulup ortalıktan kayboldular. Atilla gülümseyerek yol boyunca kendisine bakamayan Defne'ye baktı ve:
    'İyi ki tangoyu bilmiyormuşsun, bilsen ne olurdu hayal bile edemiyorum! 'dedi rahat bir ifadeyle. Defne başına kaldırıp ona baktığında muzipçe gülümseyen elleri ceplerinde ve kesinlikle karşı konulmaz adamı gördü.Atilla hayatında tanıştığı en ilginç ve en çekici varlıktı ve işin acıklı yanı her hali onu etkiliyordu. O da Atilla'ya gülümseyerek:
    'Sen de fena sayılmazdın ' dedi ve ardından 'İyi geceler' dedi. Ancak yerinden kıpırdayamıyordu. O öpücükten sonra nasıl veda etmesi gerektiğini bilmiyordu. Son anda aklına gelen ve hiç düşünmeden uyguladığı bir hareketle Atilla'yı yanağından öptü ve koşar adım otele girdi. Atilla ise gülümseyerek arkasından bakıyordu:
    'Kaç bakalım Defne hanım sonunda yakalayacağım seni!' diyerek otele baktı ardından da 'İyi uykular güzel tanrıçam' diyerek oteline doğru yol aldı.



    Ertesi gün kızlar yine plajdaydı, bu sefer Atilla Defne'nin plajda olduğunu öğrenemeden Serap Murat'ı aradı ve onları plaja davet etti. Atilla ise Murat ile dalga geçiyordu:
    'Oğlum ne ara kızın numarasını aldın da kendininkini verdin,hayırdır?' diye sorunce Murat ilk defa bir olayı en ince ayrıntısına kadar anlatmadan yanıtladı Atilla'yı:
    'Hayırdır, hayır! Sen hazırlan da gidelim' diyerek konuyu kapattı. Kızların yanına geldiklerinde ikisinin de sere serpe güneşlendiklerini gördüler. Murat her zamanki alaylı tonuyla:
    'Güneşinizi kesmiyoruz ya bayanlar?' deyince Serap doğruldu Defne ise umursamaz bir tonda 'Merhaba' dedi. Atilla ise Defne hakkında birşey keşfetmişti. Ne zaman birşeye heyecanlanıp, merak etse umursamazlık kılıfının ardına saklanıyordu.Bu sefer bunu yutmadı ama Defne'ye belli de etmedi. Murat ile Serap biraz dolaşmaya karar verince o da Defne'nin yanındaki şezlonga uzanıp onu izlemeye başladı. Defne gözlerini kapatmış heyecanla Atilla'nın ne yapacağını düşünürken birden yüzüne sürülen birşeyi fark etti. Gözlerini açınca kendisine doğru eğilmiş, yüzüne güneş kremi süren Atilla'yı gördü. Atilla Defne'nin kızarmış burnuna vurup:
    'Burnun çok kızarmış. Cildin bu kadar hasasken dikkat etmezsen acı çekersin' diye fısıldayarak Defne'nin yüzüne kremi yedirmeye başladı. Ardından dönüp tekrar şezlonga uzandı. Ona kalsa bütün vücuduna sürerdi ancak kısa bir öpücükle utanan Defne buna izin vermezdi. Bunu adı gibi biliyordu atilla...Bir süre güneşlendikten sonra hala Murat ve Serap ortalarda görünmeyince Defne merakla:
    'Nerede kaldı bunlar nereyi dolaşıyorlar?' diye sorunca Atilla sadece gülümseyip:
    'Gelirler şimdi hem ikisi de yetişkin ve karş cins.. Bir de bunu düşün' dediğinde Defne şaşkınlıkla Atilla'ya bakıp:
    'Şaka yapıyorsun' dedi gereğinden yüksek bir sesle.. Atilla'nın hala gülümsediğini görünce o da gülümsedi. Daha sonra koyu bir sohbet daldılar okudukları okullar ve anılarıyla ilgili. Atilla konuyu bilerek şimdiki zaman getirmiyordu. Defne'nin bazı şeyleri İstanbul'a dönünce öğrenmesi daha iyi olacaktı..Onlar böyle sohbet ederken Murat ve Serap göründü ancak onları el ele görmek Defne'yi fazlasıyla şaşırtmıştı. Atilla ise onun bu şaşkınlığına kahkaha atıp:
    'Ben sana dememiş miydim?' dedi. Serap ve Murat şen şakrak bir halde gelip yanlarına geçti. Hiçbir açıklama gereği duymadan sohbete başladılar. Defne gülerek Atilla'ya eğilip :
    'Tam birbirlerine göreler. İkisi de çılgının önde gideni' deyince Atilla da gülümsedi ancak bir yandan da düünüyordu. Acaba ben de murat kadar hızlı davransam mı diye... Sonra Defne'nin farklı olduğuna kara verdi ve sabırlı olması gerktiğini hatırlattı kendine..

    Günü yine utangaç bir Defne ve sabırlı Atilla olarak kapatırlarken Defne'nin aklında olan şey tatilin su gibi akıp geçtiğiydi ve Atilla'dan İstanbul'da görüşürüz manasında bir söz çıkmıyordu. Günlerden perşembeydi ve pazar akşamı dönüyorlardı..Atilla o öpücükten sonra Defne'ye bir daha yaklaşmamıştı ve bu Defne'nin canını sıkıyordu. Daha sonra yalnızca üç günlerinin kaldığını fark edip tadını çıkarmaya karar verdi..

    Cuma günü de hareketli ve eğlenceli bir programla kapattılar. Artık Serap ve Murat'ın ne kadar uyumlu bir çift olduğu giderek ortaya çıkıyordu. Kahkahaları bile o kadar bulaşıcıydı ki... Defne Serap'a ne ara bu kadar yakınlaştıklarını sorduğunda Serap kocaman bir kahkaha koparıp:
    'Aslında Atilla ve senin sayende oldu. Sizi yalnız bırakalım derken, birbirimiz hakkında onlarca şey öğrendik ve oldu.' demişti. Daha sonra Defne'ye ne alemde olduklarını sorduğunda hala bir gelişme olmaması Serap'ı meraklandırmıştı. Sonuçta Atilla tuttuğunu koparan bir adamdı. Defne bu kadar ona kapılmışken neden harekete geçmiyordu ki?


    Cumartesi sabahı Defne kahvaltı ederken telefonu çaldı. Arayan Atilla idi.Defne onun aradığını görünce içinde garip bir heyecanla telefonu açtı.
    'Günaydın Defne' dedi Atilla'nın keyifli sesi..
    'Günaydın Atilla' diyerek cevapladı Defne,neşesinin her yerden fark edildiğini hissediyordu.
    'Şu an ne yapyorsun?' dedi Atilla sanki onun ne yaptığını göremiyormuş gibi....
    'Kahvaltı yapıyorum ya sen?' diye sordu Defne.. Atilla ise :
    'Küçük bir işim var onunla uğraşıyorum' dedi Defne'yi izleyerek. Defne ise meraklanmasına rağmen sadece:
    'Ya öyle mi ?' diye cevapladı onu ancak sesindeki merak elle tutulur kadar somuttu . Atilla gülümseyerek:
    'Akşam seninle baş başa yemek yemek istiyorum. Seni kaçta almamı istersin?' deyince Defne de gülerek:
    'Gelecek misin diye sormuyorsun yani?' dedi Atilla ise uzaktan onun gülümsemesini keyifle izliyordu.
    'Gelmek istediğini biliyorum da ondan . Ayrıca sen saati söylemiyorsan, akşam yedide alırım seni. Hazırlan ve çok şık olma! ' dediğinde Defne bu sefer kahkaha attı.
    'Bir bayanı yemeğe çıkaran herkes tam tersini söyler. Sense eşofmanımla gelmemi tercih ediyorsun. Ne kadar ilginç bir insansın sen öyle?' deyince Atilla da gülümsedi.
    'İnsanın yanında senin gibi harika bir kadın olunca süslenmesini istemiyor. Süslenirsen gideceğimiz yeri kapatmam gerekecek' Defne şaşkınlıkla:
    'Yok artık daha neler' deyince bu sefer Atilla kahkaha attı.
    'Benden söylemesi... Eğer hazırlanacaksan haber ver restoranı kapattracağım' deyince Defne de güldü.
    'Tamam elimden gelenin en kötüsünü yapacağım, hala bakarlarsa da onların suçu' dedi. Atilla ise içinden her halinle güzelsin şu an bile kaç kişi seni izliyor bir bilsen diye geçiriyordu. Sonunda hazırlanmasını söyleyip telefonu kapatınca bir süre daha Defne'yi izledi. Defne'nin ondan etkilendiği gayet açıktı ancak kendisi gibi aşık olup olmadığı belli değildi. Öğrenmek için beklemeliydi. Bu akşam herşeyi söyleyecekti..


    Saat 5'te hazırlanmaya başlamıştı Defne. Saçlarını özenle toplayıp bu sefer gerçekten yürek hoplatacak bir kıyafet giydi. Elbisesi vücuduna oturan tam yazlık ve süper mini, deniz mavisi renginde harika bir elbiseydi.. Saat 6:30 olduğunda makyajını kontrol ediyordu. Serap içeri girip Defne'yi bu halde görünce:
    'Aman tanrım!!!!! Sen ne olmuşsun böyle? Evet güzeldin ama şu an kelimelerle anlatılamazsın!!' deyip hayranlığını belirtirken Defne gülümsüyordu. Sonra bir anda Serap kahkaha atmaya başlayınca:
    'Neyin var ne oldu yine Serap?'
    'Seninki çok şık olma dememiş miydi? Adam bu halde görsün, genç yaşında kalp krizinden gitmezse Serap değilim!' dediğinde Defne de kahkaha attı.
    'Beni ilgilendirmiyor onun sorunu!' derken bir yandan da Atilla beni nasıl bulacak acaba diye düşünüyordu elinde olmadan...

    Atilla saat yediye yaklaşırken gelmiş lobide volta atıyordu. Acaba nasıl olmuştu Defne? Kesin güzel olmuştur beni sinir etmek ya da daha da aşık yapmak için diye gülümserken;asansörün kapısı aralandı ve maviler içinde Defne Atilla'ya yaklaşmaya başladı. Atilla ise onu gördüğü ilk saniyede felç olduğunu hissettti. Hafifçe aralanmış ağzı ve taş gibi duran bedeniyle Defne'yi izliyordu. O kadar güzel, o kadar alımlı, o kadar çekiciydi ki..
    Bu kadın katil olmaya değerdi..Atilla Defne'nin sihrine kapılmışken Defne'nin kendisine yönelttiği bakışlarını gördü . Birşeyler söylemesi gerektiğinin farkındaydı ancak ağzından dökülmüyordu sözcükler.. Biraz zaman geçince toparlanıp:
    'Harika olmuşsun o kadar güzel olmuşsun ki...' diyerek derin bir nefes aldı. Hayal meyal Defne'nin teşekkür ettiğini duydu. Ona o kadar odaklanmıştı ki başka kimseyi görmüyordu. Daha sonra nasıl olduysa pür dikkat Defne'yi hayranlıkla izleyen adamı görünce aklı başına geldi ve Defne'ye dönüp:
    'Ben sana şık olma demedim mi? Normal halin bile yeterince güzelken bu kadar hazırlanıp daha da güzel olman gerekiyor muydu?' dediğinde Defne zevkten dört köşe olmuştu bile. Geldiğinden beri gözlerini ondan alamayan ve şimdi de kıskanan bu adam onu mest ediyordu. Ahh tanrım ne kadar yakışıklı olduğununn farkında değildi galiba!
    'Dert etme bugün hazırlığım yalnızca bir kişi için' dediğinde Atilla'nın sevinci görülmeye değerdi.
    Sonunda restorana ulaştıklarında Defne hayranlıkla etrafına bakındı. Çok hoş bir mekandı ve masa düzeni ilginçti. Sanki sadece çiftler ve onların mahremiyeti için çalışıyordu burası.. Kırmızı ağırlıklı ve oldukça romantik olan bu mekana defne bayılmıştı. Atilla ise onun restoranı beğeniyle süzen gözlerini büyük bir memnuniyetli izliyordu. Bu yeşil gözler kaç kişinin canını yakmıştı kim bilir? Bunları düşünürken yanında eşleri veya sevgilileri
    olan adamların bile açıkça Defne'ye baktığını görünce sahiplenircesine Defne'yi belinden kavradı ve masaya doğru yönlendirdi. Oturmasına yardım ettikten sonra kendisi de yerine geçti ve:
    'Ben sana demedim mi? Bak herkesin gözü senin üzerinde..Yani defne eşofmanınla gelseydin keşke' derken etrafa öfkeli bakışlar atıyordu.
    'Ciddi olamazsın Atilla ! Hem onları boşver, senin beni buraya getirmek için bir nedenin olmalı!' dediğinde Atilla da Defne'ye dönüp:
    'Evet bir nedenim var ancak bunu yemekten sonra anlatacağım' diyerek yiyecekleri sipariş etti.Yemeklerin servisinden sonra da havadan sudan konuşarak vakit geçirdiler. Defne sabırla beklemeye çalışıyordu ancak pek de sabırlı olduğu söylenemezdi. Atilla ise konuya yapacağı giriş için doğru anı bekliyordu. Sonunda yemekler bittiğinde tatlı servisi yapılınca atilla konuşmaya başladı ancak son anda kararını değiştirip Defne 'ye küçük bir oyun oynamaya kara verdi.
    'Defne seninle ilk karşılaştığım andan beri senden etkilendiğimin farkındasındır. Özellikle tango olayında bunu açıkça belli ettim. Ancak daha sonra senin için de benim içinde olayların hızlı gelişmesini istemedim. Bugün seni buraya getirdim çünkü yarın akşam İstanbul'a dönüp normal hayatımıza devam edeceğiz ve aramızdaki etkileşimi açıklığa kavuşturmak en iyisi diye düşündüm.birbirimizden etkilendiğimiz doğru ancak aramızda pek de birşey yok öyle değil mi?' diyerek
    Defne'yi şaşırttı açıkçası ona göre bugünkü iltifat ve kıskançlıklarının ardından etkileşimden çok daha fazlası olduğunu düşünüyordu aralarında...Ama madem o böyle diyordu kendi de öyle derdi!
    'Haklısın bir etkileşim olduğu ve bu tatili tuhaf ama yine de eğlenceli geçirdiğim doğru ancak İstanbul'da görüşecek kadar çok şey yok aramızda!' dedi hışımla ancak ses tonu sakindi. Atilla ise onun hayal kırıklığını görmüştü ve bu hoşuna gitmişti. İstanbul'da ne yapacaktı acaba? Kesinlikle bu oyunu ona pahalıya patlayacaktı ama Defne'nin kendini hazırlaması gerekti!
    'Evet haklısın ancak seninle küçük bir anlaşma yapalım. Bir haftadır bayağı olay geçti başımızdan ve birçok kez karşılaştık. Eğer bir kez daha, yalnızca bir kez daha karşılaşırsak yani burdan başka bir yerde.. O zaman, işte o zaman bu tesadüften çıkar kader olur Defne. O zaman bir ilişki denemeye ne dersin?' diye sordu. Defne ise şaşırmıştı. Ne demekti şimdi bu? Bu adam onunla dalga mı geçiyor yoksa tuhaf birşeylerin hesabını mı yapıyordu?
    'Çok tuhaf bir teklif Atilla. Koskoca İstanbul'da tekrar karşılaşmamız mucize gibi birşey. Ancak eğer bir daha karşılaşırsak bu durumu o zaman düşünelim. ' dedi ve o akşamı kapattılar.Defne büyük bir hüsrana uğrasa da Atilla'yı kafasından atmaya karar verdi. Atilla ise keyifliydi. Onun yemyeşil gözlü nadide tanrıçası gerçekten ondan bu kadar
    kolay vazgeçeceğini mi sanmıştı? Gerçekten aklını kaçırmış olmalıydı. Atilla gibi bir adamın bir hafta boyunca her saniyesini her soluğunu kapladıktan sonra gerçekten de onu bırakacağını mı sanıyordu?


    Pazar günü Murat ile Serap dışarı çıktılar. Defne'yi de davet ettiler ancak Defne odasından çıkmadı. Atilla'yı görmek istemiyordu. Akşam,uçağın kalkış saati geldiğinde havaalanına varmışlardı. Atilla ve Murat işleri dolayısıyla erken gitmişlerdi. Defne ve Serap ise Antalya'nın tadını çıkamak için daha ge saatte gitmeye kara vermişti. Sonunda İstanbul'a varıp kendini evine attığında Defne tatilin yorgunluğunu iliklerine kadar hissediyordu. Aslında bu kadar berbat halde olması Atilla ile ilgili
    duygularındandı. En sonunda bunu düşünmenin faydasızlığını fark etti ve kendini duşa attı.Ardından da derin bir uykuya daldı.

    Sabah ilk kez erken kalktı güzelce hazırlandı ve işine tam zamanında vardı. Bugün kendini tuhaf ama huzurlu hissediyordu. Belki de bir haftalık tatil sayesinde iş yerinde sakinliğe kavuşmuştu. Öğle molasına kadar dosyalarına gömüldü. Öğle molasında odasında atıştırdıktan sonra sekreteri geldi ve:
    'Efendim bugün yeni patron geldi ve herkesi toplantıya çağırıyor' deyince eli ayağına dolaşarak dosyalarını aldı ve üst kata yöneldi. Demek yeni patron gelmişti. Geçen hafta geldiğinde bütün şirkette kasırga etkisi yaratmıştı. Defne onu görmemişti ama gören bütün bayan elemanlar hayran kalırken, erkek olanlar nefret etmişti. Kendi kendine gülümsedi. Adam çok yakışıklıydı anlaşılan...Toplantı odasına girdiğinde sona kalanlardan olduğunu fark edip acleyle yerine geçti ve yanındaki
    arkadaşı Hakan eğilip:
    'Yeni patron geldi sonunda. Çok şükür istediğimiz eleman takviyesi yapılacak' derken Defne de sırıtıyordu.Yeni patron çok zengindi ve şirketi aynı doğrultuda ve aynı elemanlarla devam ettirmek istemişti. Tabii bu durumdan herkes oldukça memnundu. Özellikle de zengin bir patronun nimetlerinden yararlanabilecek bölümlerin başındakiler;hakan gibi...
    O sırada içeriye giren adamı ilk başta Defne ile Hakan fark etmedi ancak adam gür sesiyle direk kendini tanıttı.
    'Merhaba ben Atilla Demir. 'diyerek yaptığı girişten sonra söylediği tüm sözler Defne için anlamsızdı. Atilla buradaydı, onun patronuydu ve şu an onu gördüğü için zerre kadar şaşırmamış bir ifadeyle toplantıyı yürütüyordu. Defne sinirden saçını başını mı yolsa yoksa Atilla'nın üstüne mi atlasa karar veremezken toplantı bitmişti. Atilla Defne'ye bakmıyor ancak gülümsemesini gizleyemiyordu. Defne tüm toplantıyı şok içinde ve iri iri açılmış gözleriyle takip etmişti.Ah hayır kesinlikle takip edememişti!
    Bu Atilla'yı daha çok güldürürken bir yandan da oyalanıyordu. Defne ile konuşması lazımdı. Şansına ya da girdiği şokun etkisinden Defne de ağırdan alıyordu. Arkada kalanlar çıktıktan sonra odada Atilla Defne ve Hakan kalmıştı. Kapıdan çıkarken Atilla:
    'Defne hanım biraz kalır mısnız?' deyince Hakan şaşırdı ancak odayı terk etti. Defne ise geride kalmış Atilla'nın ne yapacağını bekliyordu ancak başını öne eğmişti. Sonunda dayanamayıp:
    'Biliyordun değil mi? Bir hafta boyunca senin şirketinde çalıştığımı biliyordun!' dedi kısık ve utangaçtı sesi. Kendini aldatılmış hissediyordu. Atilla ise onun bu tavrına ne anlam vereceğini bilmiyordu. En sonunda:
    'Defne yüzüme bak. Sana yalan söylemedim anlıyor musun?' dedi ancak Defne hala başı eğik duruyordu. Atilla ona yaklaşıp çenesinden tutarak başını kaldırdı:
    'Sana yalan söylemedim. Belki bu kısmı atladım ancak sana hiç yalan söylemedim. Cumartesi günkü sözlerim kısmen doğruydu ama eksikti. Benim duygularım hiçbir zaman senden etkilenmekle sınırlı kalmadı. Duyuyor musun? Ben sana aşık oldum Defne..Hem de hayatımda hissedemeyeceğim büyüklükte aşık oldum' dediğinde Defne hayretle gözlerini açtı ve Atilla'ya baktı. Atilla ise iradesini kırıp Defne'ye doğru eğildi ve dudaklarından öpmeye başladı. En başta dediklerini kanıtlamak için başlatılan bu öpücük
    Defne'nin karşılık vermesi ve Atilla'nın tutkusunun rayından çıkamasıyla giderek daha da derinleşti. Atilla Defne'yi kapıya yaslayıp öpmeye devam ederken aldığı soluklarda defne ye aşkını anlatıyordu tekrar tekrar...Sonunda ayrıldıklarında Defne Atilla'ya sarıldı ve bir süre onun kollarında olmanın keyfini çıkardı daha sonra aklına gelen şeyle onun kollarından uzaklaştı. Atilla ne olduğunu soracakken:
    'Sen cumartesi bir daha karşılaştığımzda sevgilim ol dediğinde bugün karşılaşacağımızı biliyordun değil mi?' diye sordu Atilla ise gülümsemesini bastırmaya çalışarak onaylarken Defne göğsüne bir yumruk indirip:
    'Pis yalancı' dedi ancak Atilla onu kollarına alıp
    'Gösteririm sana pis yalancıyı' diyerek öpmeye başladığında Defne'nin öfkesinin yerini büyük bir mutluluk almıştı...


    ---------SON--------



    evet sayfa sayısı yetmediğinden yazamadım bu ilk kez denediğim bir şey beni mazur görün
    fazlaca yazmışım her neyse
    konumuz esas kız esas oğlanı kendisini aldatırken yakalasın
    sıra sizde swan ve burcudemet
     ...to the topTop

Sayfa 5/7 İlkİlk 1234567 SonSon

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Kardeş Siteler ve Dost Bloglar

Bizim facebook - Bizim twitter - Kenan İmirzalioğlu