Bizimhikayelerimiz Forum - Powered by vBulletin



Sayfa 1/3 123 SonSon
25 sonuçtan 1 ile 10 arası

Konu: Fatih Murat Arsal

  1. #1

    dover - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Hikaye Tasarımcısı


    Durumu
    Offline

    Üyelik tarihi:
    26.01.2012

    Üyelik No: 12141

    Konumu:
    Pardon'da. Nazlı ve Baranla


    Mesaj sayısı:
    1.065

    Tecrübe Puanı:
    4480323

    Fatih Murat Arsal


    Yazarın biyografisi internette bulunmamakta. Bu yüzden bir röportajından kesit yayınlıyorum.






    İlle Kitap: Her zamanki gibi öncelikle okurlarımıza kendinizi tanıtmanızı rica edeceğiz.

    Fatih Murat Arsal: İnsanın kendini tanıtması zor… Hemen akla iyi özellikler geliyor. Ben de bu sefer kötülerden başlayayım dedim. İnatçıyımdır, bir şeyi yapıncaya kadar uğraşırım. Zaman zaman suratsızımdır. Belki de çoğu zaman. Ama yüzüm asla dostlarıma ekşimez. Kilolu olduğum söylenebilir. İyi şeyler ve değişik şeyler yemeyi severim. Yüzümde uzun bir yara vardır. Maalesef ev kuşuyumdur. Ailesiyle benim kadar çok gezen ama evde olmayı daha çok seven çok az insan vardır. Oğlum da ben gibidir. Sinema izlemeyi severim. Kitap okumaya pek vakit bulamam. O yüzden romanlarımı taklit sananlara sadece rastlantı olduğunu söyleyebilirim. Fakat gençliğimde haftada altı kitabı garanti okuduğumu söylemem yalan olmaz. Kütüphaneden ödünç kitap olarak üç ablam alırdı üç de ben. Kırk yaş üstüyüm. Ama genç insanlara ders anlatanlar kendilerini genç hissederler. Ben de bir öğretmen olarak ve hatta kendi bölümümdeki en yaşlı hoca olarak kendimi onlar gibi genç hissederim. Kötü bir özelliğim de sevdiğim insanları kırmaktan nefret etmemdir. Oysa çok kişi hatanızı yüzünüze vurmaktan mutluluk duyar. Bundan zevk alır. Ben ise son ana kadar sabrederim ve bu beni bazen çok yıpratır. Ama diğer yandan dostum olamayacak birkaç kişilik bir gruba dalacak kadar da öfkeliyimdir. Dayak yemediğim sürece keyifli oluyor.


    Alıntıdır.


    Kitapları;

    Nefretten Sonra

    Seni Sevmek İstemedim


    E-bookları;

    ZORAKİ KOCA ŞAHANE GELİN 1

    KUSURSUZ PLAN

    ISMARLAMA BEBEK

    ANLAŞMA

    ÇIĞLIK

    ZORAKİ KOCA ŞAHANE GELİN 2

    BENİ BIRAKMA





    NEFRETTEN SONRA





    Bir insandan ne kadar nefret edebilirsiniz?
    Onu kendinize aşık edecek kadar mı?
    Sonra terk edip gidecek kadar mı?
    Peki, tüm nefretinize rağmen... artık onsuz duramıyorsanız?
    Natalia babasının intiharı ile bir Türk'e emanet edildi.
    Çünkü babası, ölmeden birkaç saniye önce yazdığı vasiyetinde, Tamer Karlıbel'i kızına vasi tayin ettiğini yazmıştı.
    Fakat intiharından birkaç dakika önce sadece kızına söylediği çok önemli bir şey daha vardı.
    “Natalia…Seni seviyorum kızım…
    Beni asla unutma… Ondan intikamımı al…” Ve Natalia yaşadığı dehşetten sonra bu yakışıklı ve tehlikeli adamdan artık ölesiye nefret ediyordu.
    İntikamın tatlı sularında yüzmek için Yunanistan’dan Türkiye'ye gelmesi ve bu isteksiz adamın koruması altına girmesi yeterliydi.
    On beş yaşındaki bir kız için intikam amaç olunca, araç olarak güzel yüzünü ve çekici fiziğini kullanmaktan çekinmedi.
    Babasının sahip olduğu her şeyi acımasızca alan bu adam, belki Natalia'nın bedenini de alabilirdi, ama… Kalbini asla!
    YA DA ÖYLE SANDI...
    Konu McDreamy tarafından (19.01.2013 Saat 21:57 ) değiştirilmiştir. Sebep: Fotoğrafın çıkmıyor olmasıve yazarın biyografisinin ekli olmaması.

  2. #2

    dover - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Hikaye Tasarımcısı


    Durumu
    Offline

    Üyelik tarihi:
    26.01.2012

    Üyelik No: 12141

    Konumu:
    Pardon'da. Nazlı ve Baranla


    Mesaj sayısı:
    1.065

    Tecrübe Puanı:
    4480323

    Ynt: Fatih Murat Arsal


    SENİ SEVMEK İSTEMEDİM




    Yeşil gözlü gizemli adam o yaşına kadar pek çok güzel kadın görmüştü ama Pınar kadar güzelini, mücadelecisini, vahşisini görmemişti. ve onu istediğine karar vermesi birkaç saniyesini almamıştı.
    Pınar ise bu uzun boylu ve tehlike kokan adam kadar cüretlisini hiç görmemişti. ondan ilk andan beri hiç hoşlanmamıştı. hoşlanması da gerekmiyordu. ne yazık ki modern zorba onu istiyordu ve elde etmeye kararlıydı.
    Güpegündüz kaçırılacağına ise asla inanamazdı.
    Ailesini zor durumdan kurtarması karşılığında adam ona el koymuştu. bu adama karşı seçenekleri sınırlıydı. ya evlenecek ya da bir süreliğine onun sevgilisi olacaktı.

    "Çok basit," diye mırıldandı Doğan. "Kurtulmanıza karşılık... İstediğim tek şey güzel kardeşin."
    Deniz güldü. Acı ama samimi bir gülüştü.
    "Benden nefret edecek ve senden de. O asla affetmez. En ufak bir fırsatta hayatımızı cehenneme çevirmeye çalışacak. İntikam hırsı asla sönmeyecek."

    "Senden hep nefret edeceğim!" diye tısladı Pınar. Çaresizlikten gözleri iyice sulanmıştı ama ağlamayacaktı. Ona bu lüksü vermeyecekti. ''Her gün bunu yüzüne karşı söylemekten mutlu olacağım anlıyor musun? Senden tüm kalbimle nefret edeceğim."
    Konu McDreamy tarafından (16.01.2013 Saat 16:16 ) değiştirilmiştir. Sebep: Fotoğrafın çıkmıyor olması.

  3. #3

    McDreamy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Hikaye Tasarımcısı


    Durumu
    Offline

    Üyelik tarihi:
    26.05.2012

    Üyelik No: 12998

    Konumu:
    Kuzey ♥ Naz '' Araz ♥ Bejna


    Mesaj sayısı:
    1.987

    Tecrübe Puanı:
    21474858

    Cevap: Fatih Murat Arsal


    Arkadaşlar, FMARSAL'ın kendi sayfalarında yayınladığı Yalnız Gözlerin İçin'den kısımlar var. Spoi isteyenler için yayınlıyorum, istemeyenler okumayabilir.


    YGİ'DEN;

    “Seni eve mi bırakayım, büroya mı?” diye sordu Tahir.

    “Hiç birisine… Sizinle geliyorum!”

    “Efendim?”

    “Sizinle geliyorum. Havaalanına kadar yani…”

    “Bak! Hiç gerek yok. Boşu boşuna oraya kadar…”

    “Tahir Bey! Ben yardımcınızım ve gelmek istiyorum. Sizi havaalanından yolcu edeceğim. Sonra da dönerim. İnanın bana hiç sorun değil. Merak etmeyin, işlerimi aksatmam.”

    “Bazen can sıkıcı oluyorsun!” diye homurdandı Tahir.

    “Sanırım…”

    “Geri nasıl döneceksin peki? Bu arabayı sürebilir misin?”

    “Taksiyle giderim!”

    “Yok, arabayla git bence. Sınıf birincisi bir şoför olduğunu biliyorum. Hem yazılın hem de uygulaman yüz puandı.”

    Güney hafif kısılmış gözlerle ona baktı. “Hayatımdaki her şeyi bilmenizden hoşlanmıyorum! Bu hiç hoş değil!”

    “Kızıyor musun?” diye mırıldandı genç adam umursamadan.

    “Elbette! Kızıyorum tabii… Başka nelerimi biliyorsunuz? Yaş günümü biliyor musunuz?”

    “On sekiz Mart… Çanakkale savaşı… Oradan aklımda kalmış.”

    “Kötüsünüz gerçekten… Geçen sene ne ameliyatı oldum?”

    “Bademcik…” Adam şimdi açıkça gülümsüyordu. “O ameliyattan on gün önce de ayağının altına çivi batmıştı. Tetanos iğnesi yedin…”

    “İnanmıyorum size ya!” diye isyan etti Güney. Ama güleceği gelmişti. “İlk kez ne zaman adet geçirdim?”

    Adam bir kahkaha attı. Güney onun böyle güldüğünü ilk kez görüyordu. Bembeyaz dişlerini hayranlıkla seyrettiğini fark edince kendisini topladı. Tamam! Bakımlı adamdı! Bunu da itiraf ediyordu. Dişleri tertemiz, saçları düzgün, cildi pırıl pırıl, vücudu temiz kokuluydu.

    “On üç yaşında!” dedi genç adam alayla.

    “Doğru!” diye homurdandı Güney. “Ama attınız? Attığınızı biliyorum!”

    “Attım tabii. Sen erken olgunlaşmış bir kıza benziyorsun. Sanırım arkadaşların gibi çocuk olamadın hiçbir zaman?”

    “Olamadım… Fakir bir aileydik. Zor günlerdi.”

    “Ama bir anne, bir baban, kardeşlerin, bir ailen vardı!”

    “Sizin de vardı!”

    Tahir bu tespit ile sessiz kaldı. Yıllarca babasız kaldığını ona söylerse, önemli bir açık vereceğini biliyordu. Bu konunun annesi ve Güney arasında da geçmemesini umdu. Yoksa Güney elindeki ‘Tahir A.’ yazılı künyenin ilişkisini kendisiyle kurmayı becerebilirdi. Bir yanı bunu hem istiyor hem de istemiyordu. Yalan söylemek genç adama göre bir iş değildi.

    “Ama belki bu ruhsuz cool tavrınız, anne babanızla benim olduğum gibi yakın olmanızı engellemiştir?” dedi Güney hafif bir alayla.
    Adam yine güldü. Güney’in inatçı cesaretine inanamıyormuş gibi başını iki yana sallıyordu. “Benimle böyle konuşabilen birkaç kişiden birisin küçük sarışın! Kızdırmaya mı uğraşıyorsun?”

    “Hayır!” diyen genç kızın sesi inatçıydı. Ama dudakları gülümsüyordu. Bakışları da. Böyle konuşarak belki de kendisini rahatlatmaya çalışıyordu. Onun gidişini kendisine önemsiz göstermeye çalışıyordu… “Gerçekleri söylediğimi bildiğiniz için kızmıyorsunuz bence!”

    “Sana kızamadığım için kızamıyorum bence…”

    “Neden?”

    “Ne neden?”

    “Bana niye kızamıyorsunuz?” Genç kız bunu ciddi bir tavırla sormuştu. Gülümsemesi azalmıştı. “Bedenime dokunmaya başlamadan önce de bana kızmıyordunuz? Yani sebep fiziki yakınlaşmamız değil… Mesela otelde hep alttan aldınız. Oysa ne kadar öfkeli olduğunuzu, affetmediğinizi hep duyuyordum. Neden bana kızamıyorsunuz?”

    Genç adam omuz silkti. “Bilemiyorum… Mıknatıs gibi tüm sinirimi emdiğin için olabilir… Baban haklıymış.”

    “Bu mu yani? O sözlerimin arkasına mı sığınıyorsunuz?”

    “Bir şeyin arkasına sığınmıyorum. Belki bir gün sana gerçekten kızabilirim… Belki seni yanımdan uzaklaştırabilirim. Ama şimdilik böyle bir durum yaşamadık! İçimde sana kızgın kalmamı gerektirecek bir şey olmadı.”

    “İnşallah yine olmaz…” diye mırıldandı Güney. Güzel gözlerini ön camdan akan trafiğe çevirdi bir an. Bir gün onu kızdıracak bir şey yapacağını hissediyordu. En azından… intikamını aldığı gün… kızacağına emindi. Nasıl alacağı hakkında hiçbir fikri olmadığı intikamını unutmaya niyeti yoktu. Fakat içinde garip bir korku ve isteksizlik vardı…

    Ankara Esenboğa Havaalanı yoluna daha çıkmamışlardı. Ulus’a yaklaşıyorlardı. Yeniden ona baktı. Doğal bir tavırla aklındaki soruyu sormaya özen gösterdi. “Bana acıdığınız için falan değil ama? Değil mi?”

    Genç adamın kaşları kıpırdadı biraz. Sonra kuru bir sesle cevapladı. “Sana neden acıyayım ki?”

    Belki acıma doğru kelime değildi. Güney içindeki tatsızlığı yüreğinde hissetti. Belki de vicdan azabı mı diye sormalıydı? Ama sonra Tahir onun her şeyi bildiğini anlardı… Ve… Sonrasında da elbette daha tedbirli olurdu. Her konuda daha dikkatli olursa onun bir açığını nasıl yakalardı?

    “Ağabeylerim öldüğü için… Babam için… Size yardıma ihtiyacım varmış gibi gözüktüğüm için…”

    “Saçma… Bunların hiç birisi değil!” diye azıcık ters bir sesle homurdandı Tahir.

    “Ne için peki?”

    “Tanrım!” Genç adam iç çekti. “Bir sebebi mi olması lazım? Sana kızamıyorum işte! Eğer çok bir sebep arıyorsan o cam gibi güzel mavi gözlerin için diyebilirim…”

    “Gözlerim için mi?”

    “Evet…” Genç adam ona yan bir bakış attı. “Gözlerin için…”

    Güney’in o güzel gözleri gerçekten de can yakıcı bir şekilde adamın siyah gözlerine kilitlenmişti. Ama aslında o anda, Güney de onun gözlerinin ne kadar güzel olduğunu düşünüyordu. Öylesine yakıcı ve siyah… Tehlikelerle dolu ve gizemli… İçindeki yırtıcılık yüzünden Tamer’inkiler kadar güzel değil… Çok daha ürkütücü ve bir kadın için endişe verici…
    Konu McDreamy tarafından (26.11.2012 Saat 10:13 ) değiştirilmiştir.


    ''Kimsin?''
    ''Araz.''
    ''Mutluluk''
    Adımın anlamını söyleyişi cennet bahçesine ilk adımdı.


    Araz&Bejna

  4. #4

    McDreamy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Hikaye Tasarımcısı


    Durumu
    Offline

    Üyelik tarihi:
    26.05.2012

    Üyelik No: 12998

    Konumu:
    Kuzey ♥ Naz '' Araz ♥ Bejna


    Mesaj sayısı:
    1.987

    Tecrübe Puanı:
    21474858

    Cevap: Fatih Murat Arsal







    Ephesus hitapları hemen basan bir yayıncılık, heralde uzatma Fatih Hoca'dan kaynaklı. Onundaki kitabı bitirdiğini sanıyorum. Öyle bir cümle okumuştum yani.
    Konu McDreamy tarafından (26.11.2012 Saat 10:10 ) değiştirilmiştir.


    ''Kimsin?''
    ''Araz.''
    ''Mutluluk''
    Adımın anlamını söyleyişi cennet bahçesine ilk adımdı.


    Araz&Bejna

  5. #5

    McDreamy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Hikaye Tasarımcısı


    Durumu
    Offline

    Üyelik tarihi:
    26.05.2012

    Üyelik No: 12998

    Konumu:
    Kuzey ♥ Naz '' Araz ♥ Bejna


    Mesaj sayısı:
    1.987

    Tecrübe Puanı:
    21474858

    Cevap: Fatih Murat Arsal


    Spoi kutucuklarım açılmıyor arkadaşlar... Spoi İstemeyenler okumasınlar.

    YGİ'den Başka Bir Kesit...

    Akşam olmuştu artık. Doktor sık sık gelip gidiyordu. Tahir ile özel olarak ilgilenen doktor, son gelişinde bir an duraklayıp merakla bekleyen üç kişiye bakmıştı. İki inanılmaz yakışıklı erkeğin ve tarif edilmekte bile zorlanılacak güzellikt
    eki bir sarışının orada yatan uzun adam için ne kadar perişan olduklarını görebiliyordu. Ciddi görünümü ile konuştu sonra.

    “Her geçen saat yaşama şansı artıyor diyebilirim.” dedi yavaşça. “Ve bence… içinizden bir kişi yanına gidip onunla konuşabilir. Ama sadece biriniz… Bunun ona faydası olabilir. Bilinç altından desteğinizi hissedebilir. Gerçekten çok kan kaybetmiş. Yeterince kan ve serum verdik tabii. Şimdiye kadar bir belirti görmeliydik ama nedense tedavisi bize cevap vermiyor.”

    Kimse konuşmuyordu…

    Daha fazla söyleyecek bir şey yoktu. Doktor üçüne de öyle bir bakıp döndü. Uzun adımlarla uzaklaştı.

    Sessizlik fazla uzamadı. Güney yalvaran gözlerle iki erkeğe bakıyordu. Doğan ve Tamer ise onun bu bakışını görmeden kısa bir an için birbirleriyle bakışmışlardı. Her ikisi de birbirlerinin düşünceleri kendi düşüncesiymiş gibi hissedecek kadar birlikte dolaşmışlardı. Birlikte sayısız maceraya atılmışlardı. Ve şimdi yeni bir macera daha vardı karşılarında… Tahir’i bir şekilde kurtarmalıydılar. Doğan belirsizce başını eğip onayladı. Tahir’in yanına kimin gideceği belli olmuştu.

    Tamer başını çevirdi. Sert hatlı ciddi yüzünde hâlâ Güney’e karşı bir soğukluk vardı. O güzel kahverengi gözleri genç kadının yanaklarındaki yaşları süzdü önce. Gözlerindeki soğukluk azaldı yavaşça. Biçimli dudakları aralandı.

    “Sen gidiyorsun!” dedi yavaşça. İki erkek de biliyorlardı ki yıllardır kardeş gibi yaşamalarına rağmen, Tahir’in… bu beyaz saçlı kadına ihtiyacı vardı.

    Güney’in ıslak gözlerindeki sevinç ve minnet ifadesi görülmeye değerdi. Konuşmadı… O, sessizce konuşan anlamlı gözlere sahipti.

    Genç kadın camlı kapıyı açıp içeriye sessizce girdiğinde, heyecandan ne diyeceğini bilemiyordu. Onunla ne konuşacağı hakkında en ufak bir fikri bile yoktu. Ama içinden geçenleri söylemeye kesin kararlıydı. Toparlayabildiği tüm düşüncelerini aktaracaktı.

    Önünde durdu. Onu süzdü bir süre… Pırıl pırıl tıraşlı yakışıklı yüzünü… Upuzun kirpiklerini… Kaslarla kaplı göğsünü… Orada bazı alıcılar vardı. Merminin girdiği yere pansuman yapılmıştı. Çok büyük bir pansuman değildi. Minicik bir kurşunun yaptığı şey ise inanılmazdı. Ayrıca sol kolunun üst kısmında da bir bant vardı. Merminin sıyırıp geçtiği o yere dikiş atılmış olmalıydı.

    Uzanıp eline dokundu. Kaldırıp tutmaya korkmuştu. Bir şeyi ters yapıp bozmaktan korkuyordu. Bileğinde serumu gevşetip çıkartabilirdi.

    “Tahir!” dedi ona. Tabii ki genç adam cevap bile vermemişti. “Tahir!” diye yine sevgiyle fısıldadı. “Ölmediğin için… o kadar mutluyum ki!” Özür dilemek anlamsız olacaktı. Bu basitçe özür dilenerek geçiştirilecek bir şey değildi. “Ne sandığını biliyorum…” dedi yavaşça. “Senden nefret ettiğimi sanıyorsun. Bu… Bu doğru değil! Ben… senden asla nefret etmedim. Yani seni tanıdıktan sonra asla… Hastanedeki o adamın… sen olduğunu bilmiyordum. Ama seni büronda görmeden çok önce bile… ben senden… hoşlanmaya başlamıştım! O yılbaşı gecesinden beri…”

    Odada cihazın sesi geliyordu sadece. Kalp cihazının düzenli sesi dışında, Tahir’den hiçbir tepki yoktu. Güney’in acılı dudakları kıvrıldı biraz.

    “Komik değil mi? O yılbaşı gecesi… çok etkilenmiştim senden…” Parmak uçları sevgi ile iri elinin üzerinde gezindi. Dışarıdaki iki erkeğin onu dikkatle izlediğinin farkında değildi. “Ve seni büronda ilk kez gördüğümde… ‘Bu hiç iyi değil’ diye düşünmüştüm. Bunu biliyor musun? Öylesine yakışıklı ve… güçlüydün ki!” İç çekti. “Korkuttun beni… Ben senin gibi erkeklere alışık değilim. Kimse alışık değildir. Sen çok… farklısın! Buz olmuş toprağa işleyen güneş gibisin! Ve…” Acı bir şekilde gülümsedi. “Ve usul usul içime işledin! Sözde senden intikam alacaktım! Sözde yemin etmiştim. Onun yerine seninle seviştim. Hep amacımın sana yakınlaşmak olduğunu savunuyordum. Yakın olacaktım ve bir gün nasılsa intikamımı alabileceğim bir fırsat yakalayacaktım!”

    Gözleri onun cansız suratında gezindi. Hiçbir kıpırtı yoktu.

    “Peki sonra ne oldu?” Yeniden gülümsemeye çalıştı. “Kır saçlarına âşık oldum… Gülümsemeyi beceremeyen o güzel dudaklarına… Sert ışıklı gözlerinin içindeki insancıllığa kaptırdım kalbimi. Kendinden başka herkesi düşünmene… Dostların için kendini feda edecek kadar yürekli olmana… Bütün artıların eksilerinin önüne geçti kolayca. Yalan söylemeyeceğim. Bunu bana yaptığın için kızgınım sana! Kardeşimi vuran bir adama âşık olmak ister miydim sanıyorsun? Ne kadar direndim biliyor musun? Asla bilemezsin! Kendimden ne kadar iğrensem de… seni sevmekten kaçamadım. Her gün beni daha da kendine çektin. Daha da bağladın! Hiç kurtulamayacağım ve kurtulmak istemediğim derdim oldun…”

    Yakındaki sandalyeyi çekip ucuna yerleşti. Böylece yüzü ona daha yakın olmuştu. Hafif öne eğildi. Sevgi ile süzdü onu. Genç adam yakından daha da etkileyici duruyordu. Kim bilir kaç gece uyumamış, onun bu yakışıklı yüzünü seyretmişti. O uyurken gizlice yapmıştı bunu… Kendisine hep bahaneler yaratmıştı onu seyrederken. Ama onu sevdiğini kendisine bile asla itiraf edememişti.

    “Tahir!” diye sevgiyle fısıldadı. Gözleri iri damlalarla dolmuştu. “Sevgilim… Sevdiğim adam… Benim koca adamım… Bana ne dersen de… sesimi çıkarmayacağım! Sana söz veriyorum. Beni yanından uzaklaştırmana bile bir şey demeyeceğim. Lütfen iyileş… Yeter ki iyileş! Ne olur yine gözlerini aç… O güzel siyah gözlerinde kendisini kaybeden bu kadına biraz acı! Sensiz yapamayacak bir kadını arkanda bırakmak ister misin? Saçlarımın gerçekten beyazlamasını ister misin? Son nefesine kadar seni düşünecek bir kadına… ölerek daha fazla işkence yapmak ister misin? Beni acılarımla baş başa bırakamazsın! Sensizlikle!..”
    Konu McDreamy tarafından (26.11.2012 Saat 10:09 ) değiştirilmiştir.


    ''Kimsin?''
    ''Araz.''
    ''Mutluluk''
    Adımın anlamını söyleyişi cennet bahçesine ilk adımdı.


    Araz&Bejna

  6. #6

    McDreamy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Hikaye Tasarımcısı


    Durumu
    Offline

    Üyelik tarihi:
    26.05.2012

    Üyelik No: 12998

    Konumu:
    Kuzey ♥ Naz '' Araz ♥ Bejna


    Mesaj sayısı:
    1.987

    Tecrübe Puanı:
    21474858

    Cevap: Fatih Murat Arsal


    FMArsal'ın resmi facebook sitesinden alıntıdır.

    Spoi istemeyenler okumayabilir...



    Yakında...
    1. BÖLÜM

    “Sana inanamıyorum!”

    Bunu söyleyen kişi iri yarı bir kadındı. Yaşı kırkların ortalarında olmasına rağmen, kilosundan dolayı daha yaşlı gözüküyordu. Hayretle açılan yeşil gözleri, şaşkınlığını belli ediyordu. O yeşil gözler karşısındaki genç kıza kilitlenmişti.

    Zayıf görünümlü genç kız narin omuzlarını silktiğinde, düz koyu kahverengi saçları üzerinde güneşin ışıkları oynaştı. Gerçekten de ipeksi, kolay görülemeyecek mükemmellikte saçları vardı. Kalın telli, gür ve biraz vahşiydi. Birkaç uzun perçem güzel yüzünü süslüyordu.

    “Dayanacak gücüm kalmadı!” dedi gülümsemeye çalışarak.

    “Hiç mi?”

    “Hiç…”

    “Banka?”

    Genç kız yere çevrilmiş gözlerini kaldırdı. Kocaman kahverengi gözleri tüm neşeli görünme çabasına rağmen acı doluydu. “Banka işi olmadı… Kredi talebimizi reddettiler.”

    “Ciddi olamazsın!”

    Genç kız iç çekti. “Ciddiyim… Dün sabah aradılar. Teminat gösteremediğim için benden kefil bulmamı istediler. Kefil bulamazsam parayı vermiyorlar! Tıpkı diğerleri gibi…”

    “Yok mu hiç kimse?” Aslında kadın bunu sorarken bile cevabını biliyordu. Karşısındaki inatçı, mücadeleci kızın asla kolayca pes etmeyeceğini bilecek kadar onu tanıyordu. Onu neredeyse kendi eliyle büyütmüştü. Kendi elinde böylesine güzel bir genç hanıma dönüşmüştü. Bir sene önce babası öldüğünde de yine gelip kendisine sarılmıştı ve acı içinde ağlamıştı.

    Genç kız üzerinde oturduğu çimlerden ayağa kalktı. İnce uzun parmaklara sahip beyaz elleriyle yuvarlak kalçalarına yapışmış süprüntüleri temizledi. Ama yaptığını farkında değilmiş gibiydi. Dar kot pantolonunun temizlendiğine kanaat getirdikten sonra gözleri şişman kadına döndü.

    “Hiç kimse yok Gülten Abla! Kim bu kadar büyük bir paraya kefil olur ki? O yüzden başka çarem yoktu!”

    Kadın derin bir nefes aldı. “Ama o… O adam?.. Neden o Ecrin?”

    “Neden olmasın?”

    “Çünkü o iğrenç birisi!”

    Ecrin isimli genç kız güldü. “Bunu da nereden biliyorsun? Daha onu hiç görmedin ki?”

    “Görmeme gerek yok! Onun hakkında çok şey duyduk! Sen de biliyorsun ki o iğrenç birisi!”

    “Ateş Bey’in iğrençliği bizi ilgilendirmiyor. Önemli olan onun burayı alacak kadar aptal olması!” Gözlerini gerisindeki binaya çevirdi. Çok yeni sayılmazdı. İki katlı binanın üzerine Walt Disney’e ait çizgi karakter resimleri çizilmişti. Bir iki tane de güncel anime film kahramanı vardı. “…Ve zengin!” diye ekledi.

    “Burayı yıkacak?..” dedi Gülten Hanım.

    “Biliyorum…”

    “Herkes işsiz kalacak?..”

    “Biliyorum…” Genç kızın sesi sıkıntılıydı. Her zaman gülümseyen gözleri şimdi üzgündü.

    “Sen de öyle!”

    “Burayı satmazsak büyük ihtimalle hapse gireceğim!” dedi Ecrin. “Son aldığımız krediyi bile ödeyemiyoruz. Bu çocuk yuvası artık iş yapmıyor. Haciz gelmesi an meselesi. Kredi kartlarımızın minimum ödemelerini bile yapamıyorum. Çalışanların maaşlarını bu ay ödeyemeyeceğim. Hapse girmektense şimdilik işsiz kalmayı tercih ederim.”

    “Alacağın para borçları karşılayacak mı peki?”

    Ecrin önemli bir karara varmış olmanın belirsiz rahatlığıyla gülümsedi. Sanki yeniden eski neşeli haline dönmüştü. “Henüz bilmiyorum. Babamın tüm borçlarını ödedikten sonra hâlâ açığım kalırsa… bu sefer kendime zengin bir sevgili arayacağım. Şu tekstilciye ne dersin? Hani hep peşimde gezen?”

    “Ne?.. Ne?.. Sen delirdin mi kızım? O adam elli küsur yaşında! Sen ise daha yirmi üç yaşındasın!”

    Ecrin bu sefer neşe ile kıkırdadı. “Sen de ne garip bir kadınsın abla ya?.. Kendime zengin bir sevgili bulmam mantıklı geldi de adamın yaşına mı takıldın?”

    “Öf! Çatlaksın sen! Şaka mıydı?” Kadının sesinde açık bir rahatlama vardı.

    “Şakaydı tabii! Ben o kuyumcuyu düşünüyorum aslında!”

    “Hangi kuyumcu? İki tane var?”

    “Uzun olanını tabii…”

    “Ayrıca kel? Sıska?”

    “Zengin! Hem benimle evlenmek istiyor?..”

    “Aptallaşma! Onun gibi elli tane olsa senin tırnağın bile olamaz! Sırf para için bir erkekle evlenilir mi?”

    “Ne fark eder ki? Her kadın aşk için mi evleniyor? Beni rahat tutacaksa evlenebilirim!”

    Ecrin’in gülen gözlerine bakan Gülten Hanım, kaşlarını iyice çatmıştı. Onun hiç gülesi yoktu. Bu hayat dolu kızın son bir çabayla neşeli gözükmeye çalıştığının farkındaydı. Sinirli bir tavırla elini salladı. “Aptal aptal konuşma karaböcek! Onunla evlenemezsin!”

    “İyi! Peki tamam! O halde sadece sevgilisi olurum.” Göz kırptı. “Bakma bana öyle! Şu satış işi gerçekleşsin de, duruma bir bakacağım artık. Belki İstanbul’a gidip iyi bir iş bulabilirim.”

    “İstanbul mu? Bursa’nın suyu mu çıktı? Neden memleketini terk edeceksin ki?”

    Genç kız Bursa’nın temiz havasını içine çekerken hafifçe gözlerini yumdu. Sonra o güzel kahverengi gözler yeniden açıldı. “Mesele Bursa değil! Bu şehir son zamanlarda benim için hep kötü olaylarla doluydu. Tebdil-i mekânda ferahlık var derler. Belki benim için de ferahlık olur. Bunaldım artık!”

    “Ama her şeyin Bursa’da?”

    “Her şeyim değil? Burayı satınca maddi hiçbir bağım kalmayacak. Akrabalarımdan başka kimse kalmadı. Tek yakınım sensin! Beni buraya bağlayan bir şey olmayacak yakında!”

    Gülten Hanım yaşadığı sıkıntının etkisiyle iç çekti. Gerçekten kapana kısılmış gibiydiler. Şu güzel yüzlü neşeli kızın gün geçtikçe solmasını izlemek de ayrı bir dertti. Onu öyle çaresiz görmek kendi annelik içgüdülerini zorluyordu.

    “Benimle kalabilirsin!” dedi ona. “Bak kızım! Ben bu kreşte sadece vakit geçirmek için çalışıyorum. Bunu biliyorsun? Senin verdiğin maaşa ihtiyacım yok. Burası kapanınca…” Gözleriyle kreşi işaret etmişti. “…ben de gider evimde otururum. Kocam da yok başımda! Ama çok şükür maaşı var. Rahat rahat geçinir gideriz!”

    Ecrin gülümsedi. Sonra dayanamadı. Tombul kadının yanına gidip ona sıkıca sarıldı. “Sen çok harika birisin!” dedi ona sevgiyle. “Sen gerçekten de eşi benzeri bulunmaz birisin! Senin gibi birisini tanıdığım için çok mutluyum!” Vücudunu ondan biraz geriye çektiğinde, kahverengi gözleri nemliydi. Daha koyu, daha iri duruyordu.

    “Yani?” dedi kadın umutla. “Kalıyorsun değil mi? Bana arkadaşlık yapacaksın?”

    Ecrin iç çekti. “Hayır! Kendi yolumu bulmalıyım. Boşuna mı üniversite okudum? Ne kadar senin yanında sığıntı gibi kalabilirim?”

    “Sığıntı mı? Yolmayayım şimdi senin şu çirkin saçlarını! Ne sığıntısı? Evimde bana arkadaş olacaksın. İstersen yine burada bir iş bulursun. Çalışmanda sorun yok.”

    Genç kız onu hemen reddederek kırmak istemiyordu. Başını salladı gülümseyerek. “Bakalım… Önce şu satış işini gerçekleştirelim de! Ondan sonra durumu gözden geçiririz. Adam her an gelebilir.”

    “Aynı avukat mı gelecek?”

    “Bilmiyorum…”

    “Off! İnşallah başkası gelir! Adamın avukatı da kendisi gibi pisliğin tekiydi.”

    “Eh! Ticaret yapıyor neticede…”

    Gözleri etrafta gezindi. Ateş denen adam, kreşin bulunduğu bina hariç, çevredeki her yeri satın almıştı. Bu kreş yıllar önce kurulduğunda, Nilüfer nispeten sakin bir semtti. Babası büyük bir bahçe içine bu binayı yaptırtmıştı. En üst katında kendileri otururken, birinci ve zemin katını da kreşe çevirmişti. Bursa’nın elit aileleri Nilüfer’e kaymaya başlayınca uzunca bir süre de onların çocuklarına hizmet vererek iyi bir kazanç sağlamıştı. Zamanla bahçe içindeki eğlence alanını daha iyi oyuncaklarla donatmıştı. Salıncaklar ve kaydıraklar, plastik heykeller, kum havuzu hep çocuklar içindi. Hatta tek katlı ek bir bina daha yaparak belli yaştaki çocukları birbirinden ayırmıştı. Ecrin o sıralar daha çok küçüktü. Üniversiteyi kazandığı yıllarda da işler yavaş yavaş düşüşe geçmeye başlamıştı. Bu kazançlı işi fark eden daha zengin girişimciler, birer ikişer benzer kreşler açmışlardı. Yerden biten mantarlar gibi çıkarak, bu sevimli kreşin pazardaki payını oldukça azaltmışlardı.

    Telefonu çalınca düşüncelerinden sıyrıldı. Elini pantolonunun ön cebine attı. Küçük telefonunu çıkarıp ekranına baktı. Evet, adam arıyordu. Zamanı gelmişti işte.

    “Alo?” dedi sakince.

    “Ecrin Hanım? Yerinizde misiniz?”

    Avukatın soğuk sesi tüylerini ürpertti. Bu adamdan cidden hoşlanmıyordu. Hem ukala hem de itici birisiydi. Üstelik de o çipil gözleriyle kendisine bakarken bakışları oldukça şehvetli oluyordu.

    “Evet, kreşteyim Adnan Bey. Sizi bekliyorum.”

    “Geliyoruz…”

    Telefon kapanmıştı. Ecrin bir an için elindeki pembe telefona baktı. Geliyoruz mu? demişti? Kiminle?

    “Geliyor mu?” diye sordu Gülten Hanım.

    “Evet… Ama yanında birileri daha var galiba. Geliyoruz dedi. Sen çaya bakar mısın abla? Ben de kapıya gideyim. Yeni patronumuzun pek değerli avukatını kapıda karşılamak lazım değil mi?”

    “Zıkkım içsinler! Ne çayı?”

    “Gülten Abla?” diye hafifçe uyardı Ecrin.

    “İyi, peki, tamam!” diye homurdandı kadın. “Gidiyorum!..”

    Genç kız onun ardından baktı bir süre. Sonra yüzündeki gülümseme hafifçe silindi. Gözleri onun tombul bedeninden kreş binasına yönelmişti. Neredeyse çocukluğunun geçtiği bu yeri kaybediyor olmak içini burkuyordu. Ama ne yazık ki yapacak hiçbir şey yoktu. Babası öldüğünde bir çöküş devralmıştı. Burayı ayağa kaldırmak bu kadar kısa zamanda mümkün olmamıştı.

    Aniden çıkan bir rüzgâr uzun saçlarını dalgalandırdı. Yüzüne gelen perçemleri eliyle geri çekti. Dönüp araç park yerine doğru yürüdü. Kreşe ait park yeri on tane kadar arabayı içeride barındırabiliyordu. Uzaktan kumandalı bir kapısı vardı. Hafta içi normalde sürekli açık olurdu bu kapı. Öğrenci velileri araçlarıyla rahatça içeriye girebilirdi. Ama şimdi hafta sonu olduğu için otomatik kapı sıkıca kapalıydı.

    Kapıya vardığı sırada, kapı önüne de bir araba yanaşmıştı. Arabayı tanıyordu. Elindeki uzakta kumanda ile kapıyı açtı. Krem rengi büyük minibüs, kısa bir duraklamadan sonra homurtular çıkararak içeriye girdi. Genç kıza ait küçük Vespa motorun yanında durdu.

    Ecrin, elleri belinde, arabaya bakıyordu. Camları koyu renk olduğu için içeriyi görmesi zordu. Sadece ön tarafta oturan şoförü görmüştü. Arabayı durduran orta yaşlı şoför yerinden indi. Koşar adımlarla minibüsün yan tarafına gitti ve siyah camlı kapısını kaydırarak açtı. Ardından içinden uzun boylu bir adam indi.

    Beklediği gibi, hiç haz etmediği o avukat karşısında duruyordu. Adamın zekâ dolu küçük gözleri vardı. Aynı zamanda genç kıza dönen bakışlarında belirgin bir beğeni de vardı. Ecrin midesinin burulduğunu hissetti. Bu tip bakışları sevmezdi. Adamın karşısında çıplak gibi hissetti kendisini. Neyse ki kıyafeti yeterince kapalıydı.

    Avukatın üstünde oldukça ciddi, siyah bir takım elbise vardı. Saçlarının tepesi açılmış, bir tutam saç ise kıvrılarak alnına dökülmüştü. Genç kızın bol gömleğinin içine gören röntgen bakışlara sahipti sanki. Bu çakma Süpermen böyle bakmaya devam ederse, çenesine sıkı bir yumruk yiyebilirdi. Hem de çok yakında! Ama hayır! Hemen olmazdı. Biraz sabretmeliydi. Bu satış işi bitmeden bir şey yapmamalıydı. Ne de olsa o Ateş denen adamı bu sırık temsil ediyordu.

    Adam gerçekten de gözlerini Ecrin’den alamıyordu. Akşam güneşinin zayıflamış ışıkları, genç kızın saçlarının üzerinde oynaşıyordu. Bir kıza göre uzun sayılırdı. Ama zayıf bedeni yüzünden daha da uzun gözüküyordu. Genç kızın en dikkat çekici yeri ise iri gözleri ve dolgun kırmızı dudaklarıydı. O iri gözler hayat doluydu. Onunla birkaç kere görüşme şansı olmuştu. Bu kreş yüzünden oldukça zor durumda olmasına rağmen, o gözler ve dudaklar her zaman gülmeye hazır duruyorlardı. Fakat gün geçtikçe içindeki ışığın söndüğünü de fark etmişti. Maddi zorluk içindeki genç kızın bu durumu kendi işlerine yarasa da, onun neşesini aldığı bir gerçekti.

    Genç kıza elini uzatırken “Nasılsınız Ecrin Hanım?” diye sordu.

    Ecrin mecburen elini uzattı. Küçük eli adamın iri avucunda kayboldu. Yaptığı işin niteliğine uygun olarak adamın elleri oldukça yumuşaktı.

    “Teşekkürler, iyiyim. Siz nasılsınız?” diye mecburen o da sordu. Rahatsızlığına rağmen gülmeye alışmış dudaklarından tatlı bir tebessüm yayıldı. İşte herkesin içini ısıtan hali buydu. O tanıştığı her insanı kolayca etkisi altına alacak kadar sıcak, etkileyici bir genç kızdı. Sadece güzel olduğu için değildi. Onda açıklanmayacak kadar özel bir elektrik vardı. O elektriğin yaydığı alana giren herkes kolayca etkileniyordu. Özellikle erkekler…

    “Yorgunum biraz… Gördüğünüz gibi hafta sonu da çalışıyorum.”

    “Yorgunluğunuza sıcak bir çay iyi gelebilir belki? Ya da serin bir limonata?” Hafif bir zorlamayla elini geri kurtardı. O sırada bir başka şey daha dikkatini çekmişti. Minibüsün içinde bir başkası daha olduğu anlaşılıyordu. Çünkü elinde cep telefonuyla konuşan bir başka adam daha araçtan aşağıya inmişti. Ama konuşması devam ettiği için sırtını onlara dönerek bir iki metre uzaklaşmıştı.

    “Çay iyi olur doğrusu!” dedi avukat. Genç kızın gözleri arkadaki adamın geniş sırtına kilitlenince, o da dönüp arkasına baktı. “Ah, söylemeyi unuttum! Patronla birlikte geldik. Ve onun benden fazla çaya ihtiyacı var sanırım. Oldukça sinirli!” Bu cümleleri fısıldayarak söylemişti.

    Ecrin’in gözleri bir iki saniye patron diye bahsedilen adamın üzerinde takılı kaldıı. Arkadan gördüğü kadarıyla pek de yaşlı değildi. Yaşlı olmadığını biliyordu zaten. Otuzlarında olduğunu duymuştu. Kısacık saçları vardı. Telefonu tutan kolunun kalınlığı, üzerindeki pahalı takım elbise ceketinden bile belli oluyordu. Boş vakitlerinde spor yapan entellektüel tiplerden olmalıydı. Bu kadar paraya sahipken, çok çalışmasına gerek olmuyordu büyük ihtimalle. İşlerini yaptıracak bir sürü adamı olmalıydı. Avukatın aksine, sıcak havaya uygun bir şekilde, açık renk bir takım giymişti. Uzun boyluydu. Belki de avukat kadar uzundu… Ama ondan daha iri olduğu da kesindi.

    “Canımı sıkmayın!” diye homurdanıyordu adam. “Ne diyorsam onu yapın! Bıktım beceriksizliğinizden!”

    Kalın sesinin etkileyici olduğu ise su götürmezdi. Ecrin içinin ürperdiğini hissetti. Bunun adamın sesindeki değişik tondan mı, yoksa kendisinden çok korkulan patron ile tanışacak olmasından mı olduğunu bilemedi.

    Adam telefonu kapattı. Öfkeyle ceketinin iç cebine attı. Bir an durup ileriye bakmıştı. Geniş bedeni iyice gerilmişti o anda. Sakinleşmeye çalıştığı belliydi. Ecrin sessizce bekliyordu. Bekliyor ve onun gergin sırtına bakıyordu. Tıpkı avukat gibi…

    Adam birden döndü.
    Keskin bakışlı koyu kahverengi gözler doğrudan genç kızın üzerine kilitlendi. O bakışlardaki öfke henüz soğumamıştı.

    Seri bir şekilde genç kızı süzdü. Kalın telli uzun saçlarının çevrelediği sivri yüzünü, narin bedenini kısmen gizleyen açık mavi gömleğini, uzun bacaklarını saran dar kot pantolonunu inceledi. Bir bakışta insanların tüm fiziksel özelliğini ezberine alan bir insan tavrı vardı onda. Ama bu bakışlar avukatın bakışlarından farklıydı. Yirmi üç yaşında, klasik ötesi bir güzelliği olan çekici bir genç kızı değil, sanki hasmını süzermiş gibiydi.

    Uzun birkaç adımda yanlarına yaklaştı.

    Ecrin şaşkındı… Ateş denen adam bu muydu?


    ''Kimsin?''
    ''Araz.''
    ''Mutluluk''
    Adımın anlamını söyleyişi cennet bahçesine ilk adımdı.


    Araz&Bejna

  7. #7

    McDreamy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Hikaye Tasarımcısı


    Durumu
    Offline

    Üyelik tarihi:
    26.05.2012

    Üyelik No: 12998

    Konumu:
    Kuzey ♥ Naz '' Araz ♥ Bejna


    Mesaj sayısı:
    1.987

    Tecrübe Puanı:
    21474858

    Cevap: Fatih Murat Arsal



    Yalnız Gözlerin İçin'in kapağı...



    Yorum yapmak isterseniz; http://www.bizimhikayelerimiz.com/fo...betleri/page17

    *Kitabın satış fiyatı 25 Tl.
    Konu McDreamy tarafından (16.04.2013 Saat 19:23 ) değiştirilmiştir.


    ''Kimsin?''
    ''Araz.''
    ''Mutluluk''
    Adımın anlamını söyleyişi cennet bahçesine ilk adımdı.


    Araz&Bejna

  8. #8

    McDreamy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Hikaye Tasarımcısı


    Durumu
    Offline

    Üyelik tarihi:
    26.05.2012

    Üyelik No: 12998

    Konumu:
    Kuzey ♥ Naz '' Araz ♥ Bejna


    Mesaj sayısı:
    1.987

    Tecrübe Puanı:
    21474858

    Cevap: Fatih Murat Arsal



    Yalnız Gözlerin İçin


    Sevgi nelere engel olabilir?
    Acı dolu bir kalbin ilacı olabilir mi?

    Gizemli bir adama olan öfkeyi yok edebilir ya da bitmez sanılan bir nefretin verdiği sızıyı dindirebilir mi?

    Tutkuyla harmanlanan nefretin çöküşüne,
    sırlarla harmanlanan sevginin mücadelesine şahit olun…
    Kazanmanın hüznünü, yenilmenin güzelliğini hissedin…
    Mavi gözlerde kaybolan bir adamın aşkı için direnişini okuyun…
    Ve acılı bir kadının adım adım sevgiye boyun eğişini görün!

    Gülümseyeceğiniz, hüzünleneceğiniz ve sonunda mutlu olup keşke bitmeseydi diyeceğiniz bir FMArsal romanı…

    Sayfa Sayısı: 780
    Çıkış Tarihi: 2013

    21.02.2013 ön satış tarihi.



    ''Kimsin?''
    ''Araz.''
    ''Mutluluk''
    Adımın anlamını söyleyişi cennet bahçesine ilk adımdı.


    Araz&Bejna

  9. #9

    McDreamy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Hikaye Tasarımcısı


    Durumu
    Offline

    Üyelik tarihi:
    26.05.2012

    Üyelik No: 12998

    Konumu:
    Kuzey ♥ Naz '' Araz ♥ Bejna


    Mesaj sayısı:
    1.987

    Tecrübe Puanı:
    21474858

    Cevap: Fatih Murat Arsal


    Seni Sevmek İstemedim'in yeni kapağı. Üyelerce çok eleştirilmiş.


    Yorumlarınız İçin; http://www.bizimhikayelerimiz.com/fo...zar-Sohbetleri
    Konu McDreamy tarafından (16.04.2013 Saat 18:24 ) değiştirilmiştir.


    ''Kimsin?''
    ''Araz.''
    ''Mutluluk''
    Adımın anlamını söyleyişi cennet bahçesine ilk adımdı.


    Araz&Bejna

  10. #10

    -YORUMSUZ-


    Durumu
    Offline

    Üyelik tarihi:
    22.06.2013

    Üyelik No: 16142

    Konumu:
    bilrcik


    Mesaj sayısı:
    161

    Tecrübe Puanı:
    1287262

    okumaktan büyük keyif aldığım bir yazar sabırsızlıkla nefretten sonrayı bekliyorum

    bu arada fatih hoca yeni bir e book başlasa ne güzel olur değilmi

  11. 03.08.2013, 13:33


Sayfa 1/3 123 SonSon

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Kardeş Siteler ve Dost Bloglar

Bizim Facebook - Kenan Imirzalioglu - MyDestiny's Blog - Selin'in Yeri