PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Nazan Bekiroğlu



angel_fatma
26.09.2007, 20:01
http://img144.imageshack.us/img144/3849/nazantl3.jpg


Nazan Bekiroğlu


1957 tarihinde Trabzon'da doğdu. İlk ve orta tahsilini, aynı kentte yaptı. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Dört yıl lise öğretmenliği yaptı. KTÜ Fatih Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. Orhan Okay yönetiminde; '' Halide Edib Adıvar'ın Romanlarının Teknik Açıdan Tahlili '' konulu, doktorasını tamamladı (1987). Aynı bölümde öğretim üyesi olarak çalıştı. '' Şair Nigâr Hanım '' konulu çalışmasıyla, doçent oldu (1995). Halen; aynı fakültede açılan Türkçe eğitimi bölümünde, öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Çeşitli dergilerde çok sayıda bilimsel makale, deneme ve öyküsü yayımlanmıştır.

ESERLERİ
ÖYKÜ:
*Nun Masalları

ROMAN:
*İsimle Ateş Arasında

İNCELEME-DENEME:
*Şair Nigâr Hanım
*Halide Edib Adıvar
*Mor Mürekkep
*Yusuf ile Züleyha
*Mavi Lâle
*Cümle Kapısı

angel_fatma
26.09.2007, 20:03
http://img357.imageshack.us/img357/461/783042gd8.jpg


Yusuf İle Züleyha / Kalbin Üzerine Titreyen Hüzün

Yazar: Nazan BEKİROĞLU
Yayınevi: Timaş Yayınları
Kitap Türü: Roman

Açıklama:
'Nasıl herkese duyuruyum da sesimi diyeyim: Bu anlattığınız ben değilim. ben bu anlattığınız değilim. Yusuf'u ben nasıl yerim? Ben Yusuf'u nasıl yerim? Sözünün bu kısmına gelince kurt. nemli gözlerinden boncuk gibi yaşlar dökülmeye başladı. Gri tüylerle kaplı göğsü. ön ayakları ıslandı. Bir ah çekti derinden derine. Islak burnu daha ıslandı. Ve devam etti: Ben şimdi adımı nasıl temize çıkarayım. alnıma sürülen bu kapkara lekeyi neyle. nasıl yıkayayım? Öyle bir leke kideğil bana. yeter kıyametin kopacağı güne değin gelip geçecek tüm torunlarıma.

Tek muradım. bütün yaratılmışların sahibi olan Tanrım. bu ayıpla yaşatamazsın beni. Ya alsın yeni doğmuş bütün kurt yavrularıyla birlikte canımı. kurt neslinin dalı yaprağı burada kesilsin. ya da adım temize çıksın.

angel_fatma
26.09.2007, 20:05
http://img340.imageshack.us/img340/5136/airnu2.jpg

Şair Nigar Hanım

Yazar: Nazan BEKİROĞLU
Yayınevi: İletişim Yayınları
Kitap Türü: Biyografi

Açıklama:
Nigâr Hanım, 19. asır sonu kültür semalarında yerini alan öncü Osmanlı kadınlarının en parlak yıldızlarından biri. Roman ve tefekkür sahasında Fatma Aliye Hanım'ın temsil ettiği madalyonun diğer yarısı, sosyal yaşantı ve şiir sahasındaki tamamlayıcısı. Avrupaî Türk edebiyatının bir kadın kaleminden çıkma ilk şiir kitabı Efsûs'un sahibesi. 'Elemterâneleri' olarak tanımladığı şiirleri, döneminde kadınlara yazma ve yayımlama cesareti verdiği gibi, erkek edipler üzerinde de geniş bir etki alanı oluşturdu. Tanzimat ve Servet-i Fünunda kadın-erkek, garplı-şarklı konuklarını ağırlayan bir asır sonu entelektüeli. Dönem feminizminin ılımlı kanadında bir kadın sesi. Etik ve estetik bir mitin sahibesi olarak hayatı bir yanıyla romans ya da peri masalına benzerdi. Ama bir yanıyla da bu hayat, olanca katılığı ve acımasızlığı ile gerçeğe koştu. İlk bakışta verdiği onca parıltılı ve kalabalık siluete rağmen, kadın kimliği ile alabildiğine tenha ve kırık bir hikàyeydi; bestesi şarklı, güftesi garplı. Unutuluşun kucağına zirveden düştü. Hayatını, elemlerini, zaten çok az olan ümitlerini anlattığı günlükleri yıllarca Aşiyan Müzesi'nde bekledi. Oysa o, yazıyor ve gelecekte birilerinin bunları okuyacağını ümit ederek teselli buluyordu. Geleceğe bir sesleniş, yüz yüze olmayan bir paylaşım yürekliliği. Gerçekliğini kabullenmemiz adına kendi duygu kabiliyetimizden başka bir şey yok.

Avicenna
25.01.2012, 13:34
http://img820.imageshack.us/img820/9222/lasonsuzlukhecesi.jpg (http://imageshack.us/photo/my-images/820/lasonsuzlukhecesi.jpg/)


Lâ: Sonsuzluk Hecesi

Yazarın adı: Nazan Bekiroğlu
Yayınevi : Timaş Yayınları
Kitap Türü : Roman

Bir gün Sabâ Melikesi Belkıs’tan, Âdem’le Havva’nın hikâyesini anlamanın bütün bir insanlığın da hikâyesini anlamak manasına geldiğini öğrendim. İnsanın bütün halleri Âdem’de gizliydi ve bütün macera onun hikâyesinde özetlenmişti.

Bu cümleyi yıllarca içimde gezdirdim de bir türlü kalemi elime alamadım, anlatmaya kalkışamadım
Ne zaman ki, kalmaiçin değil uğrayıp geçmek için kadem bastığımız, kök attığımız değil kısa bir gölge saldığımız şu dünyada bir cennet sürgünüyle yazgılandığımı anladım ve Kelimeler Kitabı-çift isimler sahifesinde, Âdem’le Havva’nın yanına bir de Habil’le Kabil’i ekledim. O zaman anladım anlatma zamanının geldiğini.
Hikâyenin ismi düştü dilime bir gece: LÂ.
İLLÂ, dedim.
Bir ömür boyu aradığım hece harfinin LÂ olduğunu bildim.

Avicenna
25.01.2012, 13:48
http://img827.imageshack.us/img827/3735/nunmasallarinazanbekiro.jpg (http://imageshack.us/photo/my-images/827/nunmasallarinazanbekiro.jpg/)



Nun Masalları

Yazarın adı: Nazan Bekiroğlu
Yayınevi : Dergâh Yayınları
Kitap türü : Öykü

Son dönem Türk hikâyesinin önemli isimlerinden olan yazarın bu ilk eseri dört bölümden oluşuyor: Birinci Bölüm/Hattat ve Padişah, İkinci Bölüm/Genç Mezarlık Bekçisi, Genç Kalfa ve Son Padişah, Son Bölüm/Diğerleri - Nigâr Hanım, Sevgili

Avicenna
25.01.2012, 14:02
http://img838.imageshack.us/img838/8718/camirmagitasgeminazanbe.jpg
(http://imageshack.us/photo/my-images/838/camirmagitasgeminazanbe.jpg/)
Cam Irmağı Taş Gemi

Yazarın adı: Nazan Bekiroğlu
Yayınevi : Timaş Yayınları
Kitap türü : Öykü

Taşın boyanmasıydı âdet olan, sıra boyamalara geldi. Yontucunun, kullandığı boyalara güveni sonsuzdu. Asırlarca dayanacaklarını, solmayacaklarını, bambaşka renklere dönüşmeyeceklerini biliyordu. Kimi bir deniz kabuğunun, kimi bir çömlek parçasının içinde karıştırdı renkleri. İstese, sonsuz sayıda renk elde edebilirdi. İstemedi. Kimi iç açıcı, kimi kasvet verici, ama hepsi de canlı ve kalıcı renklerle yetindi. Gözlerini karla hiç ovmamış kadınların ülkesinde buz mavisi, yağmur grisi gibi, kar beyazının da ı olmazdı elbet ama renklerin en zor olanı, kendisinden başka bütün renkleri yutanı, renksizlik kılanı, göz yakıcı çiğ beyaz bile onun duvar resimlerinde yumuşadı, uysallaştı. Hacmini buldu, boyun eğdi, renklerden bir renk oldu. En çok da bir yıldız ırmağının üzerinde akan lâcivert gökyüzünün altında güzel durdu. Çünkü kraliçe her defasında yıldızlı gök altında beyaz bir elbise giyiyor oluyordu.

Yontucu her şeyi üstün bir gerçekçilik duygusuyla tamamladı. Tasvirleri arasında bu gerçekçilikle bağdaşmayan tek sahne, lâcivert ırmağın burgaçlı dalgaları arasına saldığı, batacağı ya da yol alacağı zamanın tek anlık aynasından belli olmayan taş geminin üzerine kaldı. Onun da tek yolcusu vardı.

McDreamy
28.01.2013, 20:25
http://img13.imageshack.us/img13/651/2444isimleatesarasinda.jpg


İsimle Ateş Arasında

Kitabın Yayınevi : Timaş Yayınları

Basım Tarihi : Ocak 2002

Ben uydurdum bütün bu hikayeleri. Ama size şunu söylüyorum ki: Daha yüksekte duran bir gerçeği işaret etmek için bunca hikaye uydurdum. Demek istediğim, hepsi yalanken anlattıklarımın, anne kalbinde bir çocuk yokluğunun işaret ettiği acı yalan değildi. Yalan değildi eşi zalim avcı tarafından vurulan turnanın zaruri ölümü. Yalan değildi kemalin arkasından zevalin geldiği. Olgunlaşan her şeyin sonunda bozulduğu. Bir şey bozulurken onunla birlikte başka şeylerin de bozulduğu.


Yalan değildi devletlerin insanlar gibi, aşkların da devletler gibi ömürleri olduğu, mahiyeti safiyet olan aşkı en çok karanlıkların boğduğu. Yalan değildi aşkın birbirine uymayan iki tanımının olduğu. Bu tanımlardan biri sorgusuz sualsiz teslimiyet anlamına gelirken, diğerinin, sorgusuz sualsiz teslimiyetin kurulumu demek olduğu.


Böylece aşkın mutlak tanımının mümkünse aleminde na-mümkün olduğu. Yalan değildi güzel kokunun ezel hatırası taşıdığı. Yalan değildi bazı şeylerin hep bir şeyle bir şey arasında ürperti gibi asılı durduğu. Günahı ve ihaneti bu dünyada su, öbür dünyada ateş arıtacakken, suyla arınmayan aşık kalbinin ancak ateşle durulduğu. Belki de bu yüzden bir büyük yangının koptuğu. Bir ocağın; kelama mecbur çileden yenik elemden ibaret bir kalpten kopa gelen yangınla tutuşup kül olduğu.


Hikayelerine ayrılarak anlatılmış bir romanda son kez yemin ediyorum ki; Vallahi yalan değildi!

McDreamy
28.01.2013, 20:27
http://img41.imageshack.us/img41/3221/34185cumlekapisi.jpg

Cümle Kapısı

Kitabın Yayınevi : Timaş Yayınları

Basım Tarihi : Kasım 2004

Kelimeyle değil, cümleyle düşündüğümü fark ettim ben. Muhal farz bile olsa ''Her şeyi özetleyecek bir cümle'' tutkum, mana biriminin cümle olmasından. karmaşık cümlelerle konuşmayı sevmem, öyle düşünmemden. Başka türlü anlatamıyorum, bu yüzden mazurum ben.

Faturaların, makbuzların, ihbarnamelerin arkasına.
Mektup zarflarının, davetiyelerin, program kartlarının boşluklarına.
Peçetelerin üzerine.
Kitapların, kenar sularına, kapak içlerine.
Defterlerin, sahifelerine değil kıyılarına köşelerine.

Yazılıp da bırakılmış; bilinç kendine bile hırsız, kim bilir bazıları hatırlanmışta sonradan unutulmuş bunca cümleyi bir yerlerden bulup da çıkarmam. Burada böyle bir kapı açmam.

Cümle Kapısı: Kalbin Kapısı

Sonra, sebebi malum sırrı meçhul, yani bana muamma, tutup bu kapıyı kapatmam.

Eğer beni okuyanla paylaşım isteği ve daha yakından tanışma beklentisinden değilse, defterimde kalan cümlelerden kurtulma isteğimden.

Bir şey değil, yeni bir şey söylemek için.

McDreamy
28.01.2013, 20:28
http://img443.imageshack.us/img443/6276/34187mavilale.jpg


Mavi Lale

Kitabın Yayınevi : Timaş Yayınları

Basım Tarihi : Eylül 2007

Okuyanlarda tiryakilik yapan bir dil ustası. Hikayeleri, denemeleri ve araştırmaları ile kısa zamanda çok geniş bir hayran kitlesi oluşturan, okurların ellerinden bırakamadığı kitaplarıyla Nazan Bekiroğlu artık denemeleriyle de Timaş ta.Mavi Lale., dünün değerlerini unutmadan, bugünün değerlerini de yadsımadan her ikisinin sentezinden oluşan bir bakış açısıyla geçmişi geleceğe taşıyan bir zihnin ürünü. Bekiroğlu nun usta kalemiyle, sinemadan edebiyata, hayattan ölüme uzanan serin ve renkli bir yolculuğa çıkarıyor Mavi Lale.

McDreamy
28.01.2013, 20:30
http://img820.imageshack.us/img820/9026/34184mormurekkep.jpg

Mor Mürekkep

Kitabın Yayınevi : Timaş Yayınları

Basım Tarihi : Mayıs 2008

Mor Mürekkep, birbirinden bağımsız konulardan bahseden ama bütünü dikkate alındığında ortak bir ruh etrafında öbeklenen denemelerden oluşuyor. Kimi zaman bir renk, kimi zaman bir kitap veya bir şahıs, kimi zaman da edebi bir sanattan hareketle farklı zaman ve duygusal iklimlerde kaleme alınan bu denemelerde her şeyden önce kıvrak ve akıcı bir Türkçe, bilgi dağarcığınızı zorlayan ve harekete geçiren bir birikimle karşılaşacaksınız.Mor Mürekkep in çağrışımları okkasında duramayacak kadar zengin ve der. Bazı yazarlar vardır açtıkları dünyalar için "gizli bir teşekkür büyütürüz içimizde. Kalemlerinin büyüsüne kapılır, bu büyünün etkisiyle yeni yapıtlarını bekleriz hep. Nazan Bekiroğlu. Nun Masalları" ve "Nigâr Hanım la böyle bir etki yapmıştı üzerimizde. Şimdi Mor Mürekkep le geliyor. Mor Mürekkep in efsûnuyla kaldırıyor yüreğimizi. Mor Mürekkep, Nazan Bekiroğlu nun "hikaye tadındaki denemelerinden oluşuyor. deneme türünün o sıcak, o samimi atmosferini sunuyor bize. Türkiye de daha şimdiden geleceğe kalacak bir üslup olarak selamlayabiliriz Bekiroğlu nun yazılarını. Batı ve Doğu edebiyatlarını aynı ölçüde yansıtması. sonra dramatik anlarını gözümüzün önünde serişi. kimi zaman şiirleşen anlatımla okuma zevkinin zirvelerine taşıyor bizi. Timaş Yayınları nın estetik sunumuyla Mor Mürekkep kitapçılarda Aksiyon Dergisi.

McDreamy
28.01.2013, 20:31
http://img35.imageshack.us/img35/909/170508yolhali.jpg


Yol Hali

Kitabın Yayınevi : Timaş Yayınları

Basım Tarihi : Ekim 2010


“İncire, zeytine, Sina Dağı’na ve o emin beldeye and olsun ki” acısı uyurken yüzünden okunanlarla birlikte çıktım bu yolculuğa. Evimin bacasının alev aldığı, çeşmelerininse Kerbela kestiği bir düşten sonra düştüm bu yola.

Pasaportumda boş yer kalmadı ey şehir. Mevlana’nın bir Şems kaybettiği Şam sokaklarından geçtim. Ölümünde bile mağrur Selahaddin’in, kılıcının gölgesinde uyuyan Halid Bin Velid’in, Muhyiddin İbn Arabi’nin, sırrını tutamayan sır katibinin ihanetine uğramış Son Padişah’ın türbelerinden geçerek çıktığım yolculuğun sonunda sana geldim.

Cehennemle cennet burada yer değiştirirken. Elini sok koynuna, ihtimal beyaz çıkar. Burası Lüt Gölü karşısı Mesra. İkisi. Nasıl da kıyı kıyıya.

Bu kitap bir yolculuk öyküsü...
Bekiroğlu, İran, Suriye, Mısır güzergahı üzerinde okuyucusuyla birlikte seyahat ediyor, anlatıyor, hissettiriyor.

Avicenna
17.04.2013, 13:39
http://j1304.hizliresim.com/18/k/m5hf8.jpg (http://bit.ly/c25MCx)


Kitabın Yayınevi: Timaş Yayınları

Basım Tarihi: Kasım 2012

Nazan Bekiroğlu'ndan Trabzon-Tebriz-Tiflis-Batum-İstanbul hattında geçen muhteşem bir roman.

Balkan Savaşı döneminde başlayıp I. Dünya Savaşı'na uzanan bir öykü...

Trabzon'dan ve Tebriz'den doğup birbirlerine doğru yol alan iki hayat; önce deli akan sonra durgunlaşan iki ırmak... Aslında çok ırmak... Tebriz'in en büyük, en asil halı tüccarının deli fişek oğlu Settarhan ve Trabzonlu inci tanesi Zehra...
Ateşin bakışlı ateşin duruşlu; ırmağını kendi bildiğince alev ateş akıtmayı seçen bir genç kız Azam. Adı ne aşk ne de dostluk olan bir duyguyla Settarhan'ın ırmağına dolanan Batumlu kitapçı Sophia. Acıyla yoğrulan, yoğruldukça durulaşan, kendi varlıklarını sevdiklerinin varlığında eriten Büyükhanım ve Hacıbey...
Ve hep kendi içine doğru akan, kendi ırmağını gencecik yaşta milleti için kurutan, Trabzon'un "kırık kafiyesi" İsmail, ah İsmail...

İki büyük savaşın savurup yeniden şekillendirdiği hayatlar, muhaceret, mücadele, kader, farklı inançların aktığı ortak zemin, üç ülke ve üç sevda Nazan Bekiroğlu'nun mürekkebi aşk olan kaleminde buluştu. "Nar Ağacı" hayal kadar zengin, roman kadar güzel, tarih kadar gerçek bir hikâye… İncelikle işlenmiş karakterleri, son derece zengin detayları ve dönemi anlatmadaki maharetiyle okuyanı çarpacak ve yıllarca unutulmayacak bir kitap...

roarkeve
28.01.2014, 13:30
“Söylesene, nerede kayboldun sen?
Gülden hangi köşe başında vazgeçtin?”

Nazan Bekiroğlu

roarkeve
28.01.2014, 13:31
Su yaratılmamış olsaydı susamayı bilmezdik.
Hasret varsa bir yerde mutlaka vuslat da olmuş olmalı.
Kavuşmasak özlemedik.

Nazan Bekiroğlu

roarkeve
29.01.2014, 13:58
Ateş sözcüğünü bilmek yanmaya mani değil.
Üstelik ateş sözcüğünü bilmemek de yanmaya mani değil.

NazanBekiroğlu.

roarkeve
29.01.2014, 13:59
Ben, bu hikâyeden sessiz sedasız nasıl çıkıp gideceğim?

NazanBekiroğlu.

roarkeve
29.01.2014, 13:59
İçimde çok büyük bir ağlamak var.
Bir ağaç altında oturarak hem kendime, hem bütün insanlara hem kurda kuşa ağlamak istiyorum.

NazanBekiroğlu.

roarkeve
29.01.2014, 14:00
Keşke isminin telaffuzunu kalbimde tutsaydım.
Bir ismi sevmekle başlıyorsa her şey, ismini sevseydim.
Ey ismini sevdiğim!.. Diyebilseydim...

NazanBekiroğlu.

roarkeve
29.01.2014, 14:00
Seni seviyorum demek ruhun ve bedenin bütün zerreleri zikre susamışken söylenmezse ölmek demekti.
Söylemem değil mesele söylemezsem ölmemdi.

Nazan Bekiroğlu

megolin
01.02.2014, 11:57
Bilirim ki kader yazılmış, defteri dürülmüş kaldırılmış, mürekkebi de kurumuştur. Ama her an yaratma halinde olan sensin. Öyleyse sen yazılmış kaderleri bile geri çevirirsin. Benim kaderim işte az önce geldi, karşıma dikildi. Çevirme benim kaderimi geri. Onu bana çok görme.

-Nazan Bekiroğlu

megolin
01.02.2014, 11:57
Olmuş, bitmiş, devrini ve hükmünü kaybetmiş olaylar için de ağlanabileceğini anladım. Çünkü hiçbir şey olup bitmiyordu ve demek her şey bitmeyen bir zamanda daha doğrusu zamansızlıkta biteviye yaşanıp duruyordu.

-Nazan Bekiroğlu//Nar Ağacı

megolin
01.02.2014, 12:18
"Hoş gelmişsiniz" dedi Settarhan, Zehra'ya oturması için yer gösterirken. "Nasılsınız?"

Muhacirlik dönüşü rıhtım gününde birbirlerinin yanından geçip gitmiş olan bu kişiden ikisi de yek diğerini tanımadı. Ama Settarhan'ın içinde bambaşka bir hatırlama uyandı:

Bu mu? Evet, bu. Ta kendisi.

"Hoş bulduk" dedi Zehra, "İyiyim." Ama onun da içinden bambaşka bir cümle geçti.

Çok yorgunum.

Kameriyenin hemen önünde erik fidanı incecik dallarından birini içeri doğru uzatmıştı.

"Ne güzel" dedi Settarhan beyaz çiçekli dalı göstererek, "Havalar da iyice güzelleşti."

Çok ince giyinmişsin. Üşümez misin?

"Yaa!" dedi Zehra. "Öyle."

Nicedir üşüyorum.

"Bizim memlekette de vardır" dedi Settarhan can havliyle erik dalına tutunurken. Gözleri daldı, "Vardı" diye düzeltti. Yerinden yurdundan ayrı düşmüş kartallar gibiydi.

Çok mu özledin oraları? O zaman niye buradasın?

Kim bilir Hüda'nın kimi hangi rüzgarın önüne niye düşüreceğini?

Erik dalı üzerlerine eğildi. Bir kuş geldi hatta, dalın ucuna kondu.

O vakit aralarında dilsiz ağızsız bir sohbet başladı. Settarhan sustu Zehra dinledi, Zehra sustu Settarhan söyledi. Söyledikleri ile sustukları birbirine uymaz bir sohbet aralarında uzadıkça uzarken içteki cümleler çoğaldı dıştaki cümlelere tümüyle aradan kalktı. Sustukları zannedilebilirdi ilk bakışta ama bu suskunluk onları boğmak yerine ışıltılı ırmağında yıkadı. Suyu böylesine tanımak için demek böyle yanmak lazımdı.

Pencerenin kuytusundan kameriyeye göz atan Halide, "Hiç konuşmuyorlar" dedi, tedirgindi. "Ben çay götüreyim bari."

Zehra işaret parmağını uzattı, şeker kasesinin kenarındaki kırığı okşadı. Settarhan'ın gözü kınalı parmağının ucuna takıldı. Zehra utanmıştı, görünen parmağının ucunu geri çekti aceleyle. Kucağına, diğer elinin üzerine bıraktı, yok, olmadı, altına sakladı. Omuzları bir araya toplanmıştı. Settarhan'ın gözü şekerliğin kırığında kaldı. O da şaşkınlıkla hal hatırı baştan aldı:

"Nasılsınız? İnşallah keyfimiz yerindedir."

Parmağın kesilir diye korktum. Senin için korktum.

"İyiyim hamdolsun. Ya siz nasılsınız?"

Dedim ya, yorgunum. Çok yorgunum. Çok uzak yollardan yürüyerek geldim ben. Peki ya sen? Sen de benim kadar yorgun musun?

"Hamdolsun. Ben de iyiyim."

Ben de yorgunum. Ben de çok uzak yollardan yürüyerek geldim. Ama benim bütün geçmişim sen bir nazar edersen aklanır, çünkü senin gözlerinde bir cennet bakışı var.

bunca yolu yürürken yaşımın üstünde büyüdüm ben. Mahşerlerin içinden geçtim. Sandım ki öldüm de cehennemdeyim ama ne zaman öldüğümü bilemedim.

Böyle bir yorgunluğu ancak benzeri yolları yürümüş olan anlar. Senin yorgunluğunu benim yorgunluğum, senin gördüklerini ancak benim gördüklerim siler. Gerisin geri birlikte yürürsek eğer o yollar haritadan silinip gider. Bütün işaret taşlarını iptal edebilir, bütün güzergahları ihlal edebiliriz. Bütün o sesleri, tatları, kokuları yok edebiliriz. İnkar etme kalbin mucizesini, yeter ki el ver.

Bir tarafımız hep kırık kalacak belki ama ihtimal bir kafiye tutturabiliriz. Bütün yorgunluklarımızı yekdiğerinde dinlendirebilir, birbirimize sığınabilir, iki ayrı ırmağın delicesine değil bir ırmağın derininde akabiliriz.

Zehra'nın gözü Settarhan'ın sol elinin serçe parmağındaki yüzüğe takıldı. Firuze'nin rengi capcanlıydı.

Bu sessiz sohbet iki onay cümlesiyle nihayetlendi:

Sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim.

Ben böyle çağırmasam sen öyle gelmezdin.

-Nazan Bekiroğlu//Nar Ağacı

megolin
05.02.2014, 12:27
Ey Alemlerin Rabbi, ey benim Rabbim, İster sürgün et. İster kov, ister gönder bahçenden. Ama beni Senden gönderme.

-Nazan Bekiroğlu//Lâ

megolin
05.02.2014, 12:28
Niye ki bunca acı?


Dünya imtihan yeriydi belli, bu da bir sınav, amenna.

Bu kadar sert sınanmak için ortada çok büyük bir aşkın olması gerekti; Allah’ın kuluna aşkı.Ne kadar çok sevildiğini mi bilmek istiyordu?

Ve ki bunca sert bir sınavı da ancak kulun Allah’a duyduğu aşk katlanılır kılabilirdi. Dünya cennet değildi, evet; olsaydı cennetin ne anlamı kalırdı?

-Nazan Bekiroğlu//Lâ

megolin
05.02.2014, 12:28
"Bu da geçmez ya Hû!" demiştik.

Ama geçti!

Öldünüz sonunda, her fani gibi.

-Nazan Bekiroğlu//Mimoza Sürgünü

megolin
05.02.2014, 12:29
Kader var. Kader değişmez deme, kendini küçük, esmanı hor görme, demiş erenler. El-Hak; her an yeniden yaradılış var…

Vallahi ölüm var, billahi ölümden sonrası var.

Şükür ki ölüm var…

-Nazan Bekiroğlu//Mimoza Sürgünü

megolin
05.02.2014, 12:31
"Çocuk" dedi, benim hiç evlenmeyeceğimi anlamıyor musun? Ben evliliğe inanmam sadece aşka inanırım. Benim inandığım aşk da senin anladığın aşk değildir. Seni seviyorum, bunu biliyor olmalısın ama senin anlayabildiğin bir aşk değil bu.


"Peki" dedi Setterhan, "Ne olacak böyle?"




"Bir şey olmayacak. çünkü sen beni sevmiyorsun. Sevene kadar beklerim. Yeter ki beni boşluklarına doldurmaya kalkma ve bir başkasının yerine koyma."

-Nazan Bekiroğlu//Nar Ağacı

Burcu~
14.02.2014, 09:36
Sen güzelliğinin her şeyi fethettiği zamanlardasın ve ben hangi yanıma değsen o yanımdan ağrıyorum.

~Nazan Bekiroğlu

Burcu~
14.02.2014, 09:41
Güzellikten doğan aşka yaslanarak her şeyi unutmak, senden gayrini geride bırakmak isterdim.
Fakat ne mümkün! Ne zaman unutur gibi olsam olmuyor. Unutmak istediğim şeyin tam ortasındayım...

~Nazan Bekiroğlu

mervess
25.02.2014, 17:47
Hangi yola sapsak aklımızın diğerinde kalması kaçınılmaz. Seçilen her yol seçilmeyene ilişkin bir feda ediş içermek mecburiyetindedir.

Nazan Bekiroğlu - Mimoza Sürgünü